Necip Fazıl Bizi Aşağılık Kompleksinden Kurtardı

Padişah Vahdettin’in köşkünün çifliğinde büyüyen, saray halkının hayatına tanıklık eden, İhsan Kongar, Yahya Kemal gibi o günün entelektüelleriyle fikir alışverişinde bulunan gazeteci yazar İsmail Kazdal, siyaset ve yazar çevresinde yetişen pek çok ismin üzerinde emeği olan biri. Batum’dan İstanbul’a göçen bir ailenin çocuğu olan Kazdal ile hem kendi hikayesini konuştuk hem de yakından tanıdığı önemli simaları.

Padişah Vahdettin’in köşkünün çiftliğinde büyümüşsünüz. Köşke geliş hikayeniz?
Babamın ailesinin Arnavutköy’de çilek tarlaları varmış. Babam daha 13 yaşındayken bu çilekleri yalılara getirirmiş. O yalılardan birisi Vahdettin köşkünün vekilharcıymış. Babam Batum’dan İstanbul’a dönünce vekilharcı bizi Vahdettin’in köşküne getirmiş. Köşk çifliğinin bir kulübesi varmış. Babam da orayı kiralamış.

Vahdettin’in ailesiyle birlikte yaşamış biri olarak kendinizi şanslı buluyor musunuz?
Şanslıyım elbette. Babam Rize’den Batum’a gidiyor ve amcasının kızı annemle evleniyor. Ben doğduktan altı ay sonra Çengelköy’e 6 yüz yıllık bir hanedanın bakiyesi olan Vahdettin’in köşkünün çiftliğine kiracı olarak geliyoruz. Osmanlı İmparatorluğu’nun son ahvaliyle iç içe yaşadık. Saltanat kültürüne tanık oldum. Haremağası Hayrettin Efendi, Vahdettin’in iki kızı Sabiye ve Ulviye Sultan’la tanışıklığımız vardı. Ulviye Sultan’a ‘teyze’ derdim.

ON DÖRT YAŞINDA FELSEFE OKUYORDUM
Köşktekiler size yakın davranıyor muydu?

Saltanat kültürünün en temel özelliği; çöpçü ile çöpçü, işçiyle işçi olmasıdır. Ulviye Sultan 7 dil bilen, dünya görmüş bir hanımefendiydi. Buna rağmen bizimle sohbet eder yakın davranırdı.

Fakir bir işçi ailesine mensupsunuz ama yakınınızda saray yaşantısı var. Varlık ve yokluk arasında ezildiniz mi?
Eziklik değil fakat imkânları iyi olan aileleri görünce imreniyordum.

Bu duyguyu nasıl aştınız?
Okuyarak. Köşke gelip giden insanlar ve Vahdettin’in akrabaları entelektüeldi. Benim bu tarz kişilerle muhatap olma yaşım çok küçüktür. 14 yaşındayken felsefe kitapları okuyordum.

Okuma alışkanlığını kimden edindiniz?
Sanırım beni okumaya iten güç, köşkte üsten ve izzetli gördüğüm ailelerle muhatap olmaktı. Bu sayade onlarla eşit olabilecek ve diyalog kurabilecektim.

İzzeti görmek sizi paraya karşı düşmanlaştırmamış…
Ben zillet içinde yaşarken yanımda muazzam izzet şartlarda yaşıyorlardı. Üç ev parasıyla köşk kirası veren insanları hatırlıyorum. Yazın kurulan eksiksiz iftar sofralarına bazen ben de oturuyordum. Benim böyle bir ortamda kapital karşıtı biri olmam beklenirken öyle olmadı. Mal mülke karşı ne zaafım ne de karşıtlığım var. Gıpta ile kıskançlık arasında çok ince bir çizgi mevcut. Hırs, servet düşmanlığını beraberinde getirir.

GÜBRELİKTE YETİŞEN FİDAN
– 14 yaşınızdayken Yahya Kemal ile tanışıyorsunuz…

Kongar ailesinin hayatımda çok önemli bir rolü vardır. Emre Kongar’ın babası İhsan Kongar lisede okutulan felsefe kitaplarını yazan biriydi. Kongarlar kütüphaneleriyle birlikte seyahat ederlerdi. Ben de onların kütüphanesini okuyarak büyüdüm. Emre’nin abisi Engin ile aynı yaştaydım. Okuduğumuz kitapları Engin Kongar ile aramızda tartışırdık. Yahya Kemal de İhsan Kongar’ın dostuydu. Ben de o vesile ile tanıştım. Beni takdir eder, severdi.

Evet, size ‘Sen gübrelikte yetişen bir gül fidanına benziyorsun’ demiş.
Benim imkânsızlık şartlarında yetişmiş bir çocuk olduğumu söylemiştir.

KİTAP OKUDUĞUM İÇİN DAYAK YEDİM
Yahya Kemal ile kaç yaşınıza kadar görüştünüz?

18 yaşımdan sonra iletişimim kesildi.

Gençlik döneminiz nasıl geçti?
Yalnız yaşıyordum dersem yanlış olmaz. Aydın ailelerin çocukları benim arkadaşımdı.

Kardeşlerinizle iletişiminiz nasıldı?
Kardeşlerimden biri 11 diğeri ise 9 yaş benden küçüktü. Bu sebeple onlarla iletişimim kuvvetli değildi.

28 yaşınıza kadar köşkte kalmışsınız. 28 yıl boyunca olumsuz bir durumla karşılaştınız mı?
Elbette. Daha çok aile içinde problemler yaşadım. Ailem benden çalışmamı, kazanmamı, tarlada çapa yapmamı istiyordu. Kitap okuduğum için babamdan çok dayak yedim.

Gençliğinizde koyu bir Türkçüymüşsünüz. Türkçülüğü neden bıraktınız?
İlkokulda ırkçı bir eğitim aldığım için on yaşlarıma kadar Nihal Atsız’ı en az otuz defa okumuşumdur. O zamanlar sadece Türk’tüm. İçinde bulunduğum zillet hayatı beni tahrik etti. Çünkü aşağlık bir hayat yaşıyordum. ‘Neden ben?’ sorusunun cevabını arıyordum. Bu benim Türkçülükten Osmanlıcılığa geçmeme vesile oldu. Orada bir çok etnik kimlikle karşılaştım. Sonra köklere inip Ashap dönemini araştırdım. Orada Hz. Peygamber’le birlikte Kur’ân’ı gördüm.

ABDULLAH GÜL VE TAYYİP ERDOĞAN ÇINARALTI AKADEMİSİNDEN GEÇTİ
Ömrünüzün en verimli dönemi?

1960 yılı ile 1970 yılları arası çok verimliydi. Çünkü yazıya bu yıllarda başladım ve Büyükdoğu’da bulundum. Necip Fazıl ile birlikte olmak bana büyük avantajlar sağladı. Çok iyi bir çevre Büyükdoğu’ya gelip gidiyor, Necip Fazıl beni o insanlara iyi bir şekilde takdim ediyordu.

Necip Fazıl ile ortak noktanız neydi?
Bizim gibi okuyan insanlara konuşabilme cesareti aşılamıştır. Necip Fazıl’ı sıcak buluyordum. Onun erkek ve yılmayan sesi bana çok sıcak geliyordu. Müslümanları aşağılık kompleksinden çekip çıkarmıştır. Necip Fazıl’ın dışında bir numara gördüğüm kimse yok.

Çeşitli yazılar yazmışsınız. Kendinizi yazar olarak görüyor musunuz?

Hayır. Ben derdine yazıyla ortak aramaya çalışan bir muzdarip adamım. Dünyada en nefret ettiğim şey yazmaktır. Herhangi bir konuda soru sorduğumda onu sonuçlandırmaya çalıştığım için yazıyorum.

Çınaraltı Sohbetleri’ni başlatan kişisiniz. Kimler gelip geçti oradan?
Recep Tayyip Erdoğan Abdullah Gül, Abdurrahman Dilipak, Ali Bulaç gibi bir çok isim Çınaraltı akademisinden geçmiştir.

SÖYLEDİKLERİMİN DOĞRULUĞUNU SORGULUYORUM
Kendinizi ölüme yakın mı yoksa uzak mı hissediyorsunuz?

Ben kendimi ölüme her zaman yakın hissettim ama özellikle hastalıklarım arttıktan sonra çok daha yakın hissediyorum. Allah’ın beni hangi konuda sorgulayacağı konusunda kafa yoruyorum.

Ölüm provası gibi mi?
Bütün fikirlerimde mevcut kabullerin tersine ulaştım ve bu sebeple aykırı noktalara gittim. Hayatımı tabuları kaldırmaya adamış birisiyim. ‘Eğer ben bu zamana kadar söylediklerimde yanılmışsam ne yapacağım’ diye kendime sorduğum olmuştur. O yüzden düşüncelerimi Kur’ân’la birlikte test ettim. Ben söylediklerimin doğruluğuna inanıyorum. Peki ya yanlışsa? O zaman yandım diye düşünüyorum.

Ardınızdan nasıl söz edilse hoşunuza gider?
Bütün hayatı sorgulamaya adamış bir adam olarak anılmak hoşuma gider.

Kendinizden sonraki zaman dilimiyle ilgili misiniz?
Benim tespitlerime söylediğim zamanda birçok adam tarafından itiraz edilmiştir; ama on yıl sonra anlaşılmıştır. Bugün bana ‘kime itimat edelim’ diye sorduklarında ‘yirmi yıl sonrasını tartışan adama edin’ diyorum.

Bu söylediklerinizden bir netice aldınız mı?
Yaşar Kaplan benim için ‘Onu seversiniz, sevmezsiniz ama o bu ülkede İslam düşüncesinin gelişmesine derinden derine katkıda bulunmuş bir adamdır’ der. Beni meşhur etmiyorlar ben de derinden yapıyorum.

Neden?
Daha büyük kitleye ulaşabilirdim ama bir takım hatalar yaptım.

Nasıl hatalar?
Ben fikirlerimi odun gibi ifade etmiş edebiyat yapmamışımdır. İnsanı kullanmak isteyenler sırtlarını aşağıya doğru sıvazlar ben ise yukarıya doğru sıvazlıyorum. Nasrettin Hoca’nın kürk hikayesi gibi ruhuma kürk giyemedim. İnsanlar sizin zarfınıza bakıyor.

DÜNYANIN DİNİ YOK
Bundan otuz yıl sonra ne olur?

Hepimiz Batı medeniyetine entegre yaşıyoruz. Bütün ahlakı içine alan bir medeniyet oluşacak. İleride sadece 15 tane Allah’ın kanununu uygulayacak adam kalacak.

Bu kadar az mı?
Evet. Dindarların değil, tevhid ehlini yaşayan insanların sayısı azalacak. Şu anda dünya dinsizdir. Kur’ân’ın bir ahlakı var. Bu ahlakın hukukla işlemesi lazım. Dünyada bu olmadığı için hepimiz deistiz.

MEDYA KURMAK İSTERDİM
Yaşsız biri misiniz?

Organik olarak yaşlıyım. Onun dışında kendime bir yaş biçmiyorum. Çünkü zihnim hâlâ berrak. Bunu da okumaya devam ederek muhafaza ediyorum.

Zihniniz kaç yıl öncesine kadar gidebilir?
Emeklediğim sıralarda fıstık topladığım ânı hatırlıyorum. İnsan yaş aldıkça eskiyi hatırlarken yeniyi unutuyor.

Ömrünüze sığmayan bir şey kaldı mı?
O kadar çok şey var ki… Milyar dolarlara sahip olup medya kurmak isterdim. Fakat bunu yapamadım. 9 yaşlarımda okuduğum İki Çocuğun Devri Alemi kitabından heveslenerek dünyayı gezmek istedim ama bir türlü fırsat olmadı

FavoriteLoading Bu yazıyı Favorilerime ekle

BENZER YAZILAR

Yorum Yapın

*

Devamını oku:
Ramazan’da okuyacak mıyız?

Ramazan ayı, oruç ayı olması ile birlikte, asıl Kur’an ayıdır. Çünkü, Kur’an Ramazan ayında indirildi. Bu ayda en çok okunan...

Kapat