Ayşe Şasa: Kökleriyle Barışmayanlar Soylu İşler Yapamaz

 

32. İstanbul Film Festivali kapsamında aldığı ödülü Dünya Bülteni’ne değerlendiren Ayşe Şasa, ödülün kendisini acısı bol hatıralara götürdüğünü söyledi

Senarist Ayşe Şasa, 32. İstanbul Film Festivali’nde ‘Sinema onur ödülü’ne layık görüldü. Şasa ile sinema anlayışını ve ödül hakkındaki düşüncelerini konuştuk.

32. İstanbul Film Festivali’nde size ‘Sinema onur ödülü’ verildi. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ayşe Şasa: Bu jest beni yılar öncesine götürdü, bu açıdan duygulandırdı. Senaristliğe 18 yaşında başladım, şimdi 72 yaşındayım. Benim Yeşilçam’da bulunduğum 60’lı yıllarda Türk filmleri, okumuş zümre nezdinde küçük görülen ve dışlanan bir konumdaydı. Ve okumuşlar, sinemanın ilerlemesi için batı sinemasını örnek gösterirdi. Biz Türk filmcileri, bu toplumun batıdan ayrı olan kendi medeniyetinin mirasçısı olması gerektiğini, bu toplumun kendine has etik ve estetik kodları olduğunu Türk okumuşlarına anlatamazdık. Zehir gibi polemikler olurdu, genel hava tam bir kör döğüşüydü.

1992 – 93 yıllarında yazdığınız Yeşilçam Günlüğü, bu tecrübeler sonucunda mı şekillendi?

Evet, Yeşilçam Günlüğü Türk sinemasının sorunlarına kendi medeniyet ve kültür mirasımızın sorunları çerçevesinde bakma çabasıdır. Her toplum, sinema estetiğini, sinematografisini kendi toplumsal kültürü üstüne inşa etmeli diyerek, bize durmadan batıdan akıl devşirenlere bir cevap vermeye çabaladım.

Bu görüşleriniz nasıl karşılandı?

Müslüman camia tarafından ilgiyle karşılandı ama batıcı çevre tarafından genellikle dışlandı, dışlanmaya devam ettiğini söyleyebilirim. Bunun önemi yok. Benim taraftar olduğum görüşlerin zaman içinde daha çok geçerlik kazanacağına inanıyorum. Ülkemizdeki sinema okulları, kültürel birikimimizi dışlayan bir eğitim türünden vazgeçmeli.

Yeşilçam Günlüğü dışında bu tip görüşleri öngören başka çalışmalar oldu mu?

Sadık Yalsızuçanlar, İhsan Kabil, Yusuf Kaplan ve Enver Gülşen sinema düşüncesi alanında çok ilginç katkılarda bulundular, bulunuyorlar.

Dünya Sinemasının güncel eğilimleri konusunda ne söylemek istersiniz?

İçerisinde manevi bir esinti, manevi bir ışık bulunan filmler, dünyada ve Türkiye’de çok az ve ben bu nitelikleri taşımayan eserlerle pek ilgilenmiyorum.

Yetişmekte olan sinemacı kuşaklarına ne önerirsiniz?

Türkiye’de kültür planında, sinema planında edilgen bir aşırı batı hayranlığı ve batı taklitçiliği tavan yapmış durumda; ama öte yanda kendi geleneğimizin mirasıyla donanmış, tüm dünyadan haberli, yepyeni, soylu bir elit artık yavaş yavaş varlığını duyurmaya başlıyor.

Gençlerin bu toplumun tarihi sanat gelenekleri ve klasikleriyle yoğun bir şekilde ilgilenmeleri, yetişme çağlarında bilinç ve bilinçaltı rezervuarlarını bunlarla donatmaları gerekiyor. Kendi kökleriyle barışmayan bir toplumun soylu ve orijinal şeyler yapması mümkün değil.

Ben Yeşilçam’da senaristlik yaptığım 60’lı yılarda henüz kişiliğim, dünya görüşüm tam şekillenmemişti. Onun için 90’lı yılarda kaleme aldığım Yeşilçam Günlüğü’nün sinema konusunda beni temsil eden belki en yetkin şey olduğunu düşünüyorum. Filmlerimiz olumsuz şartlarda gerçekleşirdi. O yılarda çok kısa sürelerde ve ağır gişe baskısı altında senaryo yazılırdı. Bu bir işkenceydi. Bu açıdan filmlerim benim için travmatik, ‘bulanık tecrübeler’. Beni mutlu eden filmlerim değil, kitaplarım. Ancak Yeşilçam’daki senaristlik deneyimim bir arayışın, bir hakikat arayışının ilk basamağı olmuştur. Tatlısı çok az, acısı bol, burukluğu bol birçok anıyla doludur. İşte bu ödül, bu anılara götürdü.

 

FavoriteLoading Bu yazıyı Favorilerime ekle

BENZER YAZILAR

Yorum Yapın

*

Önceki yazıyı okuyun:
Teravih Tefsirleri 1433-15

Araf Suresi 59-72. Ayetler. Peygamberlerin sayıları Kuran-ı Kerim'de isimleri sayılan peygamberlerin özellikleri. Hz. Nuh'un öne çıkan özelliği nedir? Ömrü? Peygamberlik...

Kapat