İnsanların Çoğu İnanmaz

“İyilik çoktur; yapan azdır.” (Hadis-i Şerif, Hatib)

İnsanlarda çoğunluğun hayat şeklinin, uydukları ve uyguladıkları kuralların doğru olduğu gibi bir inanış hâkimdir. Bu batıl gelenek toplumda öyle yerleşmiştir ki, kişiler kurallara itiraz etmeye dahi güç yetiremezler.

Kur’an ayetlerinde ise çok açıktır; Rabbimiz insanların haksız çoğunluğuna ve onların hevalarının koyduğu kurallara değil, Kur’an ahlâkına uymalarını emreder.
“Aralarında Allah’ın indirdiğiyle hükmet ve onların hevalarına uyma. Allah’ın sana indirdiklerinin bir kısmından seni şaşırtmamaları için onlardan sakın… ” (Maide Suresi, 49)

Ancak çok sayıda insan, vicdanlarına uymanın değil, onaylamıyor da olsa çoğunluğun yaşam tarzına ayak uydurmanın zorunlu olduğunu düşünür. Onlara göre, toplumun her bireyi bu kurallarla yaşamak zorundadır. Din dışı olan bu mantığı öylesine benimsemişlerdir ki, insanlar toplumdaki bu kurallara âdeta hak dinin gereğiymiş gibi uyarlar.
Kur’an ahlakını gerçek anlamda kavramamış olan bu kişilere göre; dünyada Rabbimiz’in emirleri dışında da insanların uyması gereken bazı kurallar vardır ve insan da sosyal bir birey olduğuna göre bu kurallara uymak zorundadır. Amaç toplum bireylerinin hoşnutluğudur ve endişeleri, “insanlar ne der, benim hakkımda şöyle düşünmesinler, böyle konuşmasınlar” gibi düşüncelerdir.

Kur’an’da cahiliye olarak tanımlanan bu toplumun bireyleri, eğitimli, donanımlı, kariyer sahibi kişiler dahi olsalar, Allah’ın kudretini ve büyüklüğünü tanıyabilecek akıl ve vicdana sahip olmadıklarından cahildirler. İnsanların çoğunun bu cahil yapıda olması ve diğerlerinin de bu çoğunluğun davranışlarını kıstas alıyor olmaları toplumun cehalet batağında yaşamasına sebep olur. Bu kişiler, ‘‘Yeryüzünde olanların çoğunluğuna uyacak olursan, seni Allah’ın yolundan şaşırtıp saptırırlar. Onlar ancak zanna uyarlar ve onlar ancak ‘zan ve tahminle’ yalan söylerler.’’ (En’am Suresi, 116) ayetiyle de bildirildiği gibi, zan ve tahminle hareket ederler ve insanları Allah’ın yolundan saptırarak kendi sapkın yollarına çekerler.

Kendileri gibi aciz birer kul olan insanlara tabi olan, o insanların görüşlerini kesin doğru olarak kabul eden kişiler, akıllarını ve vicdanlarını kullan-a-madıkları için, zamanla işitmez ve görmez hale gelirler. Ayetteki ifadesiyle bu kişiler, Sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler. Bundan dolayı dönmezler.” (Bakara Suresi, 18)

Din ahlâkını samimi olarak yaşamaya çalışan insan için asıl kıstas, insanların ne dedikleri değil, kendi vicdanıdır. Hak olanı değil, zan ve tahmini kıstas alan ‘insanların çoğunluğuna’ uymanın, kişiyi doğruya götürmeyeceği açıktır.

Vicdanı kabul etmediği halde, yalnızca insanlar tarafından kınanmaktan korkarak, kişinin bu mantığı kabullenmesi büyük bir yanılgıdır. Vicdan, bir anlamda insanı doğruya yönelten Allah’ın sesidir. O halde kişinin toplum tarafından kınanmaktan korkması ve vicdanının gösterdiği doğrulardan kaçınması son derece akıl dışı bir davranış olacaktır.

Samimi müminler her devirde, yalnızca Allah’a kulluk etmeleri, insanların değil yalnızca O’nun hoşnutluğunu gözeterek yaşamaları ve O’nun buyruklarına uymaları nedeniyle yaşadıkları toplumlar tarafından kınanırlar. Cahiliye toplumlarının çarpık yaşam biçimini ve şeytani sistemini reddetmeleri, Kur’an’da Allah’ın tavsiye ettiği ideal ahlakı benimsemeleri sebebiyle yadırganır, tepki görürler.

Kınayanın kınamasından korkmak, aynı zamanda Allah’a ortak koşmak anlamındadır. Çünkü Allah Kur’an’da ‘yalnızca Kendisi’nden korkulması gerektiğini’ bildirir. Kendisinden başkasına kul olan kişinin yerine Allah, kınayanın kınamasından korkmayan ve üstün özelliklere sahip müminleri getirir.

Kalben Allah’a yakın olmak isteyen insan,  vicdanını tam kapasite kullanır; diğeri şeytanın sözcüsü olan nefsinin fücurunu gözetmek olacaktır. Vicdanının önüne “çoğunluk böyle yaptığına göre doğru olan budur” mantığıyla set çeken, Yaratıcısının değil, insanların hoşnutluğunu önemseyen ve toplumda kınanmaktan çekinen kişi, Kur’an ahlakından tamamen uzak yaşar.

Kur’an’da Hz. İbrahim’in ve onunla birlikte olan müminlerin, kendilerini kınayan putperest kavimlerinden çekinmeyen kararlı tavırları örnek olarak verilir. “…Biz, sizlerden ve Allah’ın dışında taptıklarınızdan gerçekten uzağız. Sizi (artık) tanımayıp- inkar ettik… “ (Mümtehine Suresi, 4) sözleriyle son derece kararlı davranan İbrahim(as)’ı müşrik kavmi cezalandırmak istemiş; Allah ise ‘dost’ edindiği İbrahim(as)’ı, içine atıldığı ateşi ‘soğuk kılarak’ kurtarmıştır.
Hz. İbrahim’in kararlılığını örnek alarak, vicdanını diri tutan insan, gerçeği görebilir. İnsanların büyük çoğunluğunun gerçekte ‘alçaltılmış’ kılındığını, kendisinin ise samimi imanı sebebiyle ‘üstün’ olduğu gerçeğini…

“…Ancak insanların çoğunluğu inanmazlar. (Hud Suresi, 17)

 

 

Fuat Turker

FavoriteLoading Bu yazıyı Favorilerime ekle

BENZER YAZILAR

Yorum Yapın

*

Önceki yazıyı okuyun:
Teravih Tefsirleri 1433-15

Araf Suresi 59-72. Ayetler. Peygamberlerin sayıları Kuran-ı Kerim'de isimleri sayılan peygamberlerin özellikleri. Hz. Nuh'un öne çıkan özelliği nedir? Ömrü? Peygamberlik...

Kapat