Sen de Nasıl Öleceğini Biliyor musun?

Daha birkaç ay önce ‘sanki ölüm mevsiminde olduğumuzu’ ifade etmiştim, hatırlarsanız. Hak verirsiniz ki o dönemde babamın ve etrafımdaki diğer insanların ardı ardına ölümleri, beni sarsmıştı. ‘Peki, o günden sonra değişen bir şey oldu mu?’ diye sorarsanız… Cevabım ‘Hayır!’ olur. Bu süreç zarfında, medyadaki onlarca popüler kişinin ölüm haberini almak, benim için hiç kolay olmadığı gibi ‘ölüm mevsimi teoremine’ dair düşüncelerim daha da sağlamlaştı. Haliyle ‘ölüm’ odaklı düşünmeye başladım. Her zamankinden daha yoğun okudum, ölüm konusundaki kitapları. Erzurumlu İbrahim Hakkı Efendi’nin ‘Marifetname’ isimli eserinde gözüme ilişen “Dostlarımdan aldığım en iyi haber, ölümleridir.” cümlesi, ölüm haberlerine bakış açımda, ibreyi farklı yönlere çekti. Lâkin bazıları var ki hâlâ derin düşüncelere sürüklüyor beni. Örneğin Mehmet Ali Birand’ın ölüm nedeni! Herkesin bildiği üzere, ünlü gazeteci, birkaç yıl önce pankreas kanseri olduğunu öğreniyor ve gördüğü medikal tedavinin ardından hastalığını yüzde 99 oranında yeniyor. Elbette bu müthiş bir başarı!

 

Aradan zaman geçiyor… Safra kesesine takılan ‘stent’in değiştirilmesine karar veriliyor… Operasyon günü, ev halkına ‘hastaneye bile gelmelerine gerek olmadığını’ söylüyor… Ne yazık ki kalbi yapılan işleme dayanmıyor… Dünyaya gözlerini yumuyor… Eşinin tabiriyle ‘Hayatı boyunca en çok korktuğu şeyden yani çocukken kaybettiği babası gibi kalp krizinden’ hayata veda ediyor. Kim bilir? İnsan nasıl öleceğini belki de önceden hissediyor.

 

Garip ama aynı durum babam için de söz konusu oldu. Rahmetli babam hayattayken ‘yoğun bakım’ fikrinden hep korktu. Hatta by pass ameliyatı olduktan sonra yoğun bakıma aldıklarında, yalnızlık nedeniyle psikoza girmişti. Doktorlar, bizi yanına götürmüşlerdi ve babamı orada kalması için zar zor ikna edebilmiştik. Yaşanan bu hadiseden 6 yıl sonra tıpkı korktuğu gibi kanser hastalığı nedeniyle yoğun bakımda vefat etti, babam. Yapayalnızdı, bizim yanına gitmemize izin verilmemişti. Bir de hiç unutmam! Öldüğü hastanenin önünden ne zaman geçsek “Size vasiyet ediyorum, bana bir şey olursa asla bu hastaneye getirmeyin.” diye sıkı sıkıya tembihlerdi. Kaderin cilvesi… Babam hastalandığında, başka hastanede yer bulamadığımız için eli mahkûm, istemediği hastaneye yatırmak mecburiyetinde kaldık, onu. Yani vasiyetine uyamadık ve babam sanki nerede ve nasıl öleceğini önceden biliyormuş gibi vefat etti. Tıpkı korktuğu gibi!

 

Merak ediyorum… Acaba ben de nasıl öleceğimi biliyor muyum? Bazen rüyalarım gerçekleşiyor, bazen de korktuklarım bir bir başıma geliyor. Kendisinden olumsuz etkilendiğim insanlardan, hissiyatlarım doğrultusunda kötülük görüyorum. Off! Bu tür psişik mevzulardan tedirgin oluyorum amma velâkin gayba dair bazı bilgilerin insanlara hissettirildiklerini düşünüyorum. Korkular, heyecanlar ve daha birçok duygular, en önemli ipucu bizim için. Ama duyguya, hissiyata önem veren kim? Keşke yetişkinler, televizyon ekranı karşısında geçirdikleri zamanın yüzde birini iç dünyalarına yöneltseler. Belki gönül, birkaç hece fısıldayabilir. Keşke öğrencilerin sınava hazırlandıkları zamanın yüzde biri kadar onlara manevi değerler eğitimi verilse. Belki günün birinde, diplomaların fayda etmediği bir yerde, maneviyat en önemli destekleri olabilir.

 

 

Melda Bekcan

FavoriteLoading Bu yazıyı Favorilerime ekle

BENZER YAZILAR

Yorum Yapın

*

Önceki yazıyı okuyun:
Teravih Tefsirleri 1433-15

Araf Suresi 59-72. Ayetler. Peygamberlerin sayıları Kuran-ı Kerim'de isimleri sayılan peygamberlerin özellikleri. Hz. Nuh'un öne çıkan özelliği nedir? Ömrü? Peygamberlik...

Kapat