Osmanlılara Karşı İşlenen Savaş Suçları

‘Osmanlılara Karşı İşlenen Savaş Suçları’ adlı kitap, Birinci Dünya Savaşı boyunca Osmanlı’ya yönelik savaş suçu ve insanlık dışı uygulamaları gözler önüne seriyor.

Savaş suçları, geçmişten bugüne gelen savaş tarihi kadar eski. Savaş hukukunun temeli eski çağlara dayanan ve değişmeyen iki genel esas üzerine kurulu. Düşmanı mağlup etme zorunluluğu ve gereksiz acıların, acı çektirmelerin yasaklanması. Savaşta bu ilkelerin ihlali, direkt savaş suçu olarak nitelendiriliyor. Genelkurmay ATASE Başkanlığı Arşiv Müdürlüğü’nden emekli Ahmet Tetik ile BM ve Kızılhaç arşivlerinde çalışma yapan Mehmet Şükrü Güzel tarafından hazırlanan “Osmanlılara Karşı İşlenen Savaş Suçları” adlı kitap, Birinci Dünya Savaşı boyunca Osmanlı’ya yönelik savaş suçu ve insanlık dışı uygulamaları gözler önüne seriyor. kitapta, 1911’den 1921 yılına kadar geçen sürede, Osmanlı Devleti’ne karşı savaş suçu sayılan eylemler belge ve fotoğraflarıyla kronolojik olarak sıralanıyor.

Osmanlı Hilâl-i Ahmer Cemiyeti Hanımlar Merkez-i Umûmîsi’nde boğucu gazlara karşı ağızlık ve burunluk imâli.

Yazışmalar ihlalleri gösteriyor

Osmanlı’yı savaş suçu işlediği gerekçesiyle suçlayan ülkelerin yaptığı savaş ihlalleri yazışmalarda ortaya çıkıyor. İbadethane ve dini mukaddeslerin dokunulmazlığı gerekçesine rağmen Süleyman Paşa Türbesi’nin, mescitlerin İngiliz zırhlıları tarafından hedef alınması belgeleriyle kanıtlanıyor. Gelibolu’yu yakıp yıkan, kadın ve çocukları katleden İngilizlerin aynı zamanda düşman uçaklarıyla Maydos’taki hastaneyi bombaladıkları açık açık belirtiliyor. 1 Temmuz 1915’te hiçbir yükü olmayan ve dönüş yapan Gülnihal, 61 ve 63 numaralı hastane gemilerinin düşman tayyarelerince bombalandığı bilgisi yer alıyor. Bunun sonucunda ise 63 numaralı hastane gemisinde hasar meydana geldiği ve bir denizcinin öldüğü kayıtlara geçiyor. Bu örnekler gibi daha birçok hastane ve tekkenin bombalandığı bilgileri kitapta Dışişleri Bakanlığı ve uluslararası yazışmalarda yer alıyor.

1. Dünya Savaşı’nda yaralı askerleri taşıyan Hilâl-i Ahmer gemisi.

Boğucu gazlarla dolu patlayıcı maddeler atışa hazır

Batum bölgesinde harekât yapan Rus ordusunun domdom kurşunu kullandığı yine yazışmalarda belirtiliyor. Ayrıca Atina Elçiliği’nden gönderilen bir yazıda, “Müttefik ordusunun Çanakkale’de boğucu gazlarla dolu patlayıcı maddeler atış hazırlıklarını tamamladığı istihbar edilmiştir.” bilgisi veriliyor. Uluslararası Kızıl Haç Örgütü, İngiliz Kızılhaç Örgütü’ne sadece bu konunun doğruluğunu sorgulamakla yetiniyor. Verilen cevap, yazının ellerine ulaşmadığı ve yolda kaybolduğu bahanesi oluyor. Böylece yapılan birçok ihlal göz göre göre örtbas ediliyor. Atina Elçiliği’nden gönderdiği yazıdan sonra Osmanlı Ordusu Başkomutanlığı bir yazı fakslıyor: “Çanakkale’deki birliklerimize karşı kullandığı mermilerin taşıdığı boğucu gazlar hakkında gerek resmi tebliğimizle gerekse çeşitli yerel gazetelerle yayın yapıldı.”

Kitapta sık sık Osmanlı Ordusu Başkomutanlığı, Uluslararası Kızılhaç Örgütü ve ABD Elçisi Morgenthau yazışmalarına rastlamak mümkün. Yazışmalarda Osmanlı Ordusu yetkilileri her defasında İngiliz ve Fransız ordularının savaş hukukuna uymadığı, kimyasal gaz, silah ve bomba kullandığı bilgisini verip uyarılmalarını istiyor. Sonuçta sadece ihlaller ve işlenen savaş suçu kınanıyor!

Çanakkale Savaşı’ndaki zulmün raporu

Osmanlı Ordusu doktorlarının raporları Rus ve İngiliz Cephesi Harekât Bölgelerinde yapılan zulmü gözler önüne seriyor.

-25 derecede, kalpak ve ceket üzerinde yemek

15 Aralık 1914 Sarıkamış Rus Hastanesi’nde durumu ağır hastalar asfaltta yerde kaputlarının altına girerek yatmaktadırlar. Termometre dışarının sıcaklığını -25 derece olarak göstermektedir. Çorbanın dışındaki yemekler, kalpak ve ceketlerin üzerinde servis edilmektedir. Günde ortalama 25 kişi tifodan hayatını kaybetmektedir. Bakım eksikliğinden Hazar Denizi’ndeki Nargin Adası’nda tutulan 4000 esirin barındığı binalarda şiddetli kolera salgını vardır. (Başhekim Tabip Yarbay Doktor İsmail Bey tarafından hazırlanan rapor nüshası, harp esirleri genel teftiş şefine C10 – D30 sunulmuştur.)

Atlardan kalan pis ve saman dolu suyu içirdiler

İngiliz Cephesi Harekât Bölgesi’nde ise doktorlar, bizzat yaşadıkları insanlık dışı muameleyi anlatıyor: “Beni tutuklayan askerler kolumdaki saatime, subaylara mahsus elimdeki yüzüğüme el koymuşlardır. Su içmek için Chalala’ya kadar yürümek zorunda kaldık. Suyu, atlara ayrılmış kaplardan içirdiler. Atlardan kalan pis ve saman dolu suyu içtik. Başka bir yere intikal etmek için bindiğimiz vagonlarda gübrelerin üzerlerinde taşındık. Kantara’da Süveyş Kanalı yakınlarında demir tellerle çevrili bir bölgeye hapsedildik. (Başhekim Kadri’nin raporundan. D3)

 

 

TUĞBA KAPLAN

 

FavoriteLoading Bu yazıyı Favorilerime ekle

BENZER YAZILAR

Yorum Yapın

*

Devamını oku:
Yönetici Terörü

Erkek egemen işyeri kültüründe artık eskimeye başlayan anlayış, işyerindeki kadına yönelik tehditlerin, yalnızca işe alma, terfi ve ücret alanıyla sınırlı...

Kapat