Osmanlı Hat Sanatı Tarihi

Herkes için günlerden bir gün olan 24 Ocak 2006 tarihi, İstanbul’daki, bir adım öte tüm ümmet coğrafyasındaki hat yazısı sevdalıları için hocaların hocasının vefat yıldönümü olarak hafızalarda önemli bir yer tutmaktadır.

Bundan tam yedi yıl önce Osmanlı ile günümüz Türkiyesi arasında önemli bir sanat köprüsü vazifesi gören Prof. Dr. Ali Alparslan’ı son yolculuğuna uğurlamıştık. Fatih Camii’nde kar yağışı ve tipi altında kıldığımız namazın ardından Karacaahmet Sultan kabristanlığına sırladığımız Ali Alparslan Hoca, hattı, çelebi ve edebî kişiliği ve insan-ı kâmilliğiyle tam bir Osmanlı beyefendisiydi.

İstanbul’daki üniversitelerde uzun yıllar Eski Türk Edebiyatı dersleri veren Ali Hoca, vefatına kadar talik ve divani yazılarını yeni nesle öğretmekle meşgul oldu. Yüzerce levha yazdı, onlarca ehil talebe yetiştirdi.

Yazıları duvarlarda, hatırası gönüllerde, ilmi kitaplarda ve talebelerinin kamış kalemlerinin ucunda yaşayan Ali Alparslan merhum üzerine, talebesi hattat Mahmut Şahin ile öznesinde Hocası olan bir mülakat yaptık.

Sizi tanıyabilir miyiz?

1973 Almanya doğumluyum. Küçük yaşlardan itibaren güzel sanatlara karşı ilgim vardı. 1991 yılında Caferağa Medresesi’nde Aydın Ergün Hoca’dan rik’a meşkine başladım. 1993 yılında hattat Hüseyin Kutlu Hocaefendi’den sülüs, 2000 yılından itibaren de nesih meşk ederek 2001 yılında icazet almaya hak kazandım.

Ali Alparslan Hoca’yı nasıl buldunuz?

Öncelikle Hüseyin Kutlu Hocam’dan talik dersi vermesini istirham ettik. “Ali Alparslan Hoca yaşadığı müddetçe biz talik dersi veremeyiz, taleplisi varsa, gitsin talik yazıyı Ali Hoca’dan meşk etsin” dedi. Böylelikle Ali Alparslan Hoca’ya gitmiş oldum. 1998 yılında Divani yazı ile meşke başladım. Fakat o yıllarda müstakil olarak hat sanatıyla meşgul olmadığım için Divani yazıya devam etmem zor oldu. Divani yazı meşkim iki yılla sınırlı kaldı.

Askerlik hizmetimi tamamladıktan sonra gireceğim işte Cuma günlerinin müsait olmasını istedim. Ona göre bir iş bulup bu minval üzere Ali Alparslan Hoca’mın Süleymaniye’de Cuma günleri verdiği hat derslerine devam ettim.

Hocadan kaç yıl meşk ettiniz?

Vefatına kadar meşkimiz devam etti. Hoca’yla yaklaşık 7 yıllık bir talebe-hoca münasebetimiz oldu. 2004 yılında hocamız, “Mahmut, artık icazet zamanın geldi. Bir İmad kıta taklidi yaz” dedi. Böylelikle son devrin en büyük hat âlimlerinden Ali Alparslan’dan nestalik icazetini aldım.

Nestalik dediniz. Hocamız da ısrarlı bir şekilde bu ibareyi kullanırdı. Lakin nestalik ibaresinden rahatsız olanlar da var?

Çünkü yazdığımız yazının ismi “nestalik”tir. Bu yazının aslı İran’dan Osmanlı hat sanatına girmiştir. Osmanlı hat üstadları talik ismini de kullanmıştır, günümüzde de bu şekilde kullanılmaktadır. Lakin, Eski Türk Edebiyatı profesörü olan Ali Alparslan Hocamız, talik yazısına nestalik demenin vakıa mutabık olduğunu, üzerine basa basa söylerdi. Ali Alparslan merhumun hat sanatına, Fars Dili ve Edebiyatı literatürüne ne kadar hâkim olduğunu, İranlı sanatkârların çözemediği ibareler için Tahran’a yazı okumaya gittiğini söylemeye sanırım hacet yoktur.

Hocanızla aranızda gelişen icazet sürecinden bahseder misiniz?

Meşk müfredatını tamamladıktan sonra usul üzere eski üstatlardan taklitler ve yeni istif terkipleri üzerine çalışılır. Bu da tamam olduktan sonra hocasının muvafakati üzerine öğrencinin icazet alma vakti gelmiştir. Benim taklit yazı çalışmalarım esnasında Mehmet Esad Yesari Üstad’ın bir mâil kıtasını taklit etmiştim. Hoca da bana, “Bunun altına artık imza atma yazanın geldi” dedi. Fakat usul üzere ben İmad taklit etme isteğimi Hocamın müsaadelerine arz ettim. O da memnuniyetle kabul etti. Zaten usul de budur. İcazet metnimin çalışmalarını hocamıza gösterme sürecimde üç adet mâil kıta hazırladım. Hocam üçüncüsünü beğendi ve böylelikle icazetimi almış oldum.

Hocadan ders geçmek kolay mıydı? Hata olduğunda Ali Bey bunu nasıl ifade ederdi?

Ali Alparslan Hoca’nın öncesinde Hüseyin Kutlu Hoca’mın derslerine uzun yıllar devam ettiğim için elim hat sanatına iyiden iyiye alışmıştı. Sülüs yazının inceliklerine vâkıf olmam talik yazıda bana rehberlik etti. Hoca’nın verdiği meşkleri hüvesi hüvesine, milimi milimine bir hafta boyunca çalışırdım. Bir haftanın nasıl geçtiğinin farkına bile çoğu zaman varamazdım.

Hocama yazılarımı gösterdiğimde, “Mahmut Efendi, bu işi öğreniyorsun” derdi. Bir tek “fe” harfinin meşkini iki haftada geçtim. Arkadaşlarımız meşk kaidelerine uygun yazı getirmediklerinde Hocamız oldukça kibar bir lisanla onlara doğrusunu gösterir; kesinlikle kimsenin gönlünü kırmazdı. Talebe kaç yazıdan ne kadar meşk getirirse getirsin, ilerlemiş yaşına rağmen ilgilenir, gerekli çıkartmaları yapardı.

Hoca’nın hat sanatını öğretim metodu nasıldı?

Az önce de bahsettiğim gibi Hocamızın meşk metodu sevgi üzerine kurulmuştu. Kimseyi incittiğini şimdiye kadar görmedim ve duymadım. Her bir harf üzerinde gerektiğinde defalarca bıkmadan, usanmadan izahat verir; harflerin anatomisinin yerli yerine gelmesini temin ederdi.

Talebesiyle nasıl iletişim kurardı?

Her yiğidin ayrı bir yoğurt yeme tarzı vardır. Sevgili Peygamberimiz (sav) “Kellimunnasi alâ kader-i ukûlihim” (“İnsanlarla akılları derecesinde konuşun”) buyurmuşlar. Ali Hocamız da arz ettiğim hadis-i nebevinin mucibince herkesin seviyesine, aklının rütbesine göre ders anlatırdı.

Talebenin anlayışı süratli değilse hocamız usul usul izah eder, talebenin dersini bitamamiha öğrenmesi için elinden geleni ardına koymazdı.

Hoca ile rahle şerikleriniz kimlerdi?

Abdullah Gün, Davut Bektaş, Orhan Dağlı, Ahmet Kutluhan, Ahmet Koçak ve Ahmet Arpacı ile birlikte hocamızdan dersler aldık.

Abdullah Gün Ağabeyimizle birlikte Hocamızdan son olarak icazet almaya muvaffak oldum. Hocamızın ömrü vefa etmediği için diğer arkadaşlarımız meşk müfredatını tamamlayamadılar. Abdullah Gün Hocamız, Ali Hoca’dan icazet almaya hak kazanmıştı. Bilahare arkadaşımız, Hasan Çelebi Hoca’dan talik icazeti aldı.

Diğer hat sanatı üstadları hakkında mülahazaları olur muydu?

Genellikle Hocası Hezarfen Necmeddin Okyay merhumdan çok bahsederdi. Üstadını her daim hayır, rahmet ve minnetle anardı. Bu da ders verme usulüne yansır; sık sık “Hocamız bize böyle gösterir, siz de böylece, kadim usul üzerine yazın” derdi. Halim Efendi’den, Hâmid Bey merhumdan ve diğer üstadlardan yeri geldiğinde bahseder, hatıralarını bizlerle paylaşırdı.

Talik’in eski üstadlarından neler aktarırdı?

Necmeddin Efendi’nin mürekkep denemelerini detaylıca anlatırdı. Mürekkep deneme bahsinde Necmeddin Efendi’nin “Âli” meşkini aktarırdı. Bunu daha sonra size anlatırım inşallah. Necmeddin Efendi’nin ketebesiz yazıların kimlere ait olduğunu nasıl mahir bir şekilde tespit ettiğini söylerdi. Hocasının güllerinden tutun da Halim Efendi’nin “Sabıkan hattat, bağban Halim” günlerine kadar pek çok mevzuu tatlı bir neşe içerisinde bizlere aktarırdı.

Modern hat sanatına bakışı nasıldı?

Kendi yazdığı yazılar hocanın modern hat sanatına bakışını göstermeye yeter. Hocamızın şimdiye kadar tevafuk ettiğimiz onlarca yazısı içerisinde bir adet bile “modern” olarak tarif edilen bir yazısına rastlamadık. Bununla birlikte Osmanlı Türkçesiyle “Bu da geçer ya Hu”, Farsça “İn niz beguzered”, Yunanca “K’afto ta perasi” yazısı bir istif harikasıdır. Üç lisan, talik ve şikeste talikle yazılmıştır. Talikte istif yapmak çok meşakkatlidir. Fakat, üstadımızın bilinen ilk celi talik yazısı Aziz Mahmut Hüdai Hazretleri’nin ismi istifidir ki bir talik istif şaheseri olarak yazı karşımızda durmaktadır.

İran’daki hat sanatına bakışı?

Hocamız bize öncelikle İmad’ın yazıdaki büyüklüğünden sık sık söz ederdi. Gelenek olduğu üzere icazet kıtalarında İmad’ül-Hasenî taklidini isterdi. Yaşayan İranlı üstadlara da saygı gösterir; yazılarındaki rahatlıktan, akıcılıktan bahseder, bununla birlikte, Osmanlının nestalik yazıyı tekâmül ettirerek nihai hale getirdiğini belirtirdi. Kendisi de İranlı hattatlara mahsus olan şikeste talik yazıyı onların imreneceği şekilde, Osmanlının sanat ve estetik zevki üzerine yazardı. İranlı meşhur şikeste talik ustası Yadollah Kaboli’nin maharetinden de sitayişle bahsederdi.

Murakka, kâğıt yapımı ve sair hat sanatı malzemeleri üzerine sizlere ne tür malumatlar verirdi?

Hoca “Kem aletle kamalat olmaz” fehvasınca en güzel malzemeleri kullanmak ister ve bize de malzemenin kalitelisini bularak almamızı tembih ederdi. Bununla birlikte Ali Hoca’nın üniversitedeki meşguliyetleri dolayısıyla kendi mürekkebini yapmasını, yazı kâğıtlarını aharlamasını beklemek haksızlık olacaktır. Hoca, malzeme temininde sıkıntı yaşardı. Bu konuda talebeleri Hoca’ya yardımcı olurdu. Bir defasında hocamıza kendi yaptığım mürekkebi götürdüğümde çok memnun olmuş; hatta bana şikeste talik ile “Âferin ey rüzigârın şehsuvar-ı safderî/ Arşa as şimdiden gerû tiğ-ı Süreyya cevherî” beytini takdirlerini belirtmek üzere yazarak hediye etmişti. Beyitte “Şimdiden sonra senin yıldızını en değerli yıldız olan Süreyya yıldızının yanına as” denmektedir.

Bir hat üstadının bir şişe mürekkep için talebesini bu şekilde taltif etmesi onun tevazuunun en büyük nişanelerinden biridir.

Yazılarını satar mıydı?

Hocanın 7 yıl yanında, yakınında bulundum. Bu süre zarfında hocanın hiç kimse ile yazı pazarlığı yaptığına şahit olmadım. Hoca umumiyetle yazılarını isteyenlere, talebelerine, mesai arkadaşlarına hediye eder; baha ve dünyalık peşinde koşmazdı. Yazıyı isteyene verirdi. “Sen benden yazı alamazsın” demezdi.

Sizce piyasada Ali Alparslan ketebeli kaç yazı vardır?

Kanaatim odur ki hocamızın irili ufaklı yüzlerce yazısı vardır. Levha yapılmış olan yazılarının adedi de tahminince 200-250 civarında olmalıdır.

Sizce Türk kamuoyu Ali Alparslan Hocayı gereği gibi tanıyor mu?

Ali Hoca ne yaşadığı dönemde ne de vefatından sonra gerektiği kadar anlaşılamamıştır. Alelacele hazırlanmış risale mahiyetindeki yayınlar, hocanın hat sanatına yaptığı hizmetleri bihakkın anlatmaktan uzaktır. Hoca için onlarca makaleler, raflar dolusu kitaplar yazılsa sezadır. Bununla birlikte öğrencileri kendi öğrencilerine bihakkın hocalarının büyüklüğünü halen anlatmaktadırlar. Bu da yazdıkları ketebelerde aynıyla görülmektedir.Bazısı kitaplarda övülürken, Ali Hoca gönüllerdeki tahtlarda yaşamaktadır.

Bu konuda talebelere ne gibi hizmetler düşüyor?

Her bir talebesi Ali Alparslan merhumun Beyefendi kişiliğinin aynası olmak durumundadır. Hocamız, güzelliklere ayna olurdu, hataları örterdi. Bizler dahi öyle olmalıyız. Hocamız, ilerlemiş yaşına rağmen hiçbir maddi ve manevi menfaat beklemeden belediye otobüslerine, minibüslere binerek Ataköy’deki evinden Mimar Sinan Üniversitesi’ne, Süleymaniye Kütüphanesi’ne gider ve onlarca talebesine hat sanatının inceliklerini öğretme uğruna türlü türlü meşakkatlere katlanırdı.

Ali Alparslan merhum, İstanbul’daki sanatseverlerin hoca bulmakta zorluk çekmediklerini belirterek, Anadolu’da hat sanatına ilgi duyan taliplilerinin hocasız kalmasına duyduğu derin üzüntüyü her vesileyle ifade ederdi.

Bu konuda ne yapılması gerektiğine dair sizlere neler söylerdi?

Bir gün Süleymaniye Kütüphanesi’ndeki dersten sonra Hocamızla birlikte Abdullah Gün arkadaşımızın görevli olduğu Mimar Hayreddin Camii’ne gitmiştik. Her hafta hemen her dersten sonra böyle yapardık. Orada açılan bir konu üzerine Ali Hocamız, yeni kurulan Isparta Süleyman Demirel Üniversitesi’ne bir hoca lazım geldiğini ve bu talebin kendisine iletildiğini söyleyerek, üniversite mezunu, ismini vermediği bir ağabeyimize bunu teklif ettiğinde aldığı şu cevapla sarsıldığını aktarmıştı: “Hocam biz oturduğumuz yerden zaten bu parayı kazanıyoruz. Bir de Isparta’ya gidip gelme zahmetine ne gerek var.”

Ali Hocamız, arz ettiğim muhavereyi bizlere iç geçirerek anlattı ve ekledi: “Evlatlarım. Hat sanatı gönül işidir. Maddi karşılık beklenerek yapılmaz. Eğer böyle bir görev zamanı gelir de size teklif edilirse, maddi sıkıntınız yoksa, sağlığınız yerindeyse ve hanımınız da şehir dışına gidip-gelmenize müsaade ediyorsa Anadolu’daki talebelere hizmet etmek üzerinize vazifedir. Gitmezseniz, vebal altında kalırsınız. Çünkü siz İstanbul’da nimet içinde yaşıyorsunuz. Kocamustafapaşa’da Hüseyin Efendi (Kutlu), Üsküdar’da Hasan Efendi (Çelebi), Küçükayasofya’da Fuad Efendi (Başar) var. Fakat, Anadolu’da ekseriya bütün illerimizde bir tane dahi hat hocası yok. Buralara gitmek önemli bir vazifedir.”

İstanbul’da mukim bu hattatlar içerisinde kendisini bu grupta saymayarak ayrı bir tevazu gösterdiği dikkatinizi çekmiştir.

Ben böylelikle Ali Hoca’mın ve Hüseyin Kutlu Hocamın teşvikleri üzerine Anadolu yollarında talebelere hizmet etmeye başladım.

Ali Hoca’nın talik sanatına hizmetleri hakkında neler söylemek istersiniz?

Şu anda talik yazısı alanında yaşayan iki ana damar var. Bunlardan biri Sami Efendi, Hulusi Efendi ve Kemal Batanay ile gelen Hasan Çelebi ve Savaş Çevik Hocamızın silsilesi… Diğeri de yine Sami Efendi’den başlayıp da Necmeddin Efendi ve Ali Alparslan merhumla devam eden yol… Ali Alparslan Hoca belki çok fazla eser vermemiştir ama çok fazla ehil talebe yetiştirmiştir. Ali Hoca artık talebelerinin ketebelerinde yaşamaktadır.

Ali Beyden geriye kalan boşluk nasıl doldurulacak?

Ali Bey hem hattıyla hem de edebi kişiliyle yeri bihakkın doldurulamayacak müstesna kabiliyette bir üstaddır. Öğrencileri ellerinden geldiği kadar hocalarının açtığı nestalik yolunda, klasik Osmanlı usulüyle ilerlemelidir. Her talebe, Ali Hoca’dan öğrendiğini öğrencilerine gereği gibi aktarabilirse, hiç olmazsa Hoca’nın tetebbuatı gönüllerde, satırlarda ve hoş kokulu kâğıtların müşfik yüzünde yaşayacaktır.

Ali Hoca’yla bir hatıranızı paylaşır mısınız?

Hocamın en büyük hatırası bana yüklediği vazifedir. Her hafta Kocaeli, Eskişehir, Kütahya ve Bursa yollarına râm olunca Ali Hoca’yı hayır ve rahmetle yâd ediyorum.

Hocanızın, Ali Alparslan’ın vefatı üzerinden 7 yıl geçti. Ali Hoca’nın ismini duyunca nasıl bir halet-i ruhiye içerisinde oluyorsunuz?

Bunu benim söylemem çok zor… Hoca’nın ismini duyduğumda hâlâ burnum sızlar. Anadolu yakasına geçtiğim her vakit hocamızın Karacaahmet’teki serin serviler altındaki kabrini ziyaret ederek orada hocamla halleşirim. İl dışından gelen talebelerimi de mutlaka Hocamın kabrine götürür, pak ruhu için hep birlikte dualar ederiz.

Ali Hoca’nın sizde böylesi güzel bir çağrışıma sebep olması onun hangi özellikleriyle açıklanabilir?

İnsanlığıyla… Hocamız bir zaman “İnsanlığın ayrı zevki vardır” şeklindeki kelam-ı kibarı yazmıştı. Hocamızı en iyi bir şekilde tarif ve tavsif eden bu sözü hatırlarım her zaman. Bir de buna, Hoca’nın çelebi kişiliğini ve mütevazılığını da eklemek gerekir. Ali Alparslan Bey talebelerini karşılıksız olarak severdi. Yaptığı iş ve hizmetlerin mükâfatını kullardan değil, Hakk Teâlâ’dan beklerdi. İşte şu beyit hocamızı tarif etmektedir: “Mazhar-ı feyz olamaz düşmeyicek hâke nebât/ Mütevazı olanı rahmet-i Rahman büyüdür.”

Ali Alparslan merhum için Sement Akçay’ın düşürdüğü tarih ise şöyledir:

Cedd-i Alparslan şanını kılıç ile yazdı

Nesl-i Alparslan namını kalem ile yazdı

Nevri hatt-ı ta’lik ile tahrir eyle tarihi

“Vah ki Alparslan Hoca kelime-i temmeti yazdı”

Ali Hocayı ciltler dolusu kitaplarla anlatmaya kalksak bihakkın anlatamayacağımızı daha mülakatın başında ifade etmiştim. Hoca, hâl ehli bir insandı. Yaşadıklarını söyler, söylediklerini yapardı. Hocanın, talebeleri ve kendisini tanıyan insanlar nezdinde bu kadar itibar görmesi onun bu müstakim kişilik özellikleriyle izah edilebilir. Hakk Teâlâ yazdığı yazılar adedince ona rahmet ihsan etsin. Allah yazdığı yazılar, yetiştirdiği talebeler ve talebelerinin yazdığı yazılar adedince ona in’am ve ihsanda bulunsun. Âmin.

 

 

 

İbrahim Ethem Gören

FavoriteLoading Bu yazıyı Favorilerime ekle

BENZER YAZILAR

Yorum Yapın

*

Devamını oku:
hurmanın faydaları

Sema Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Hayrettin Mutlu, hurmanın lif, mineral ve fenol açısından çok zengin olduğunu ayrıca sodyum, potasyum,...

Kapat