Aşk Mesleği

Rabia Christine Brodbeck’in son kitabı ‘Velayet Aşk Mesleği’, gündelik yaşayışa kapılarak ve olduğundan çok daha önemsiz görerek oyalandığımız kimi zihinsel cereyanların etkisiyle öteleyip yabancılaştığımız asli vatanımızla, gönül ülkemizle, maneviyatımızla sıkı bağlar kuran güzel ve aydınlatıcı bir kitap… Sadece Brodbeck’in kendi yazdıkları değil, Mevlana’dan, İbn Arabi’den ve başka hikmetli söz sahiplerinden yaptığı alıntılar da son derece çarpıcı. Fıtratımız icabı yakın olduğumuz bir alemden kutlu haberler alıyoruz adeta. Meseleye böyle bakınca hafızalarımızda kendi derunumuzdaki hakikate dair kıvılcımlar çakıyor da diyebiliriz. Dile getirilen meseleler; bize bizi hatırlatmak, kendimize getirmek, aslımıza götürmek gibi ağır bir yükü kendi tahammülünce omuzlanmış kelimelerle ifadeye dökülüyor.

 

İnsanı, insana geri çağıran böyle çalışmaların içinde, zamanın bu zor kavşağında neden bu kadar kolsuz kanatsız kaldığımızın, neden debelendikçe battığımızın ipuçlarını taşıyan incelikli pek çok satıra rastlamak mümkün oluyor. Mesela kitabın bir yerinde bu imkana örnek sayabileceğimiz şöyle çok ufuk açıcı bir Seyyid Hüseyin Nasr alıntısı var: ‘İnsan tabiatın zarafet kanalıdır; manevi aleme olan iştiraki ile tabiat dünyasını münevver kılar. O, tabiatın teneffüs edip yaşadığı ağızdır. Bir kişinin iç hali diğer insanlar ve tabiatla olan yakın ilişkisi sayesinde dışına vurur. Eğer zamanımızda başka mütefekkir ve veliler olamasa idi tabiat kendini münevver kılan nur ve canlı tutan havadan yoksun kalırdı. Bu da insanın iç varlığı karanlık ve kaosla dolu olduğunda tabiatın neden uyum ve dengeden dengesizlik ve düzensizliğe girdiğini açıklıyor.’ Üzerinde çok durulması gereken sözler bunlar… Daha da önemlisi bakış açısı… Bizler meselelere böyle manevi derinliklerden bakma alışkanlığın neredeyse bütün bütüne kaybetmiş durumdayız maalesef… Dosyalarımızda hep yaşadığımız hayata ilişkin meseleler var ve bunları düz mantık operasyonlarıyla, rasyonel sebep sonuç izahatlarıyla çözmeye çalışıyoruz. Dünyayı ve üzerinde olan biteni gözümüzün gördüğüyle sınırlı anlamayı adeta zihinsel bir reflekse dönüştürdük.

 

Eskiler ‘Her işte bir hayır vardır’ derlerdi başlarına gelen bir bela ya da musibete. Her şeyde bir hayır bulunduğu, her işin Allah’tan olduğu, eyleyenin neylerse güzel eylediği şuurunu biz aynı sahihlikle muhafaza edemedik, edemiyoruz. Yaşadığımız zamanın bizim insanlığımızdan götürdüğü en önemli şey belki de bu; biz hallerimizi içimizde aramayı, sorularımızı içimize sormayı, kendimizi alemşumul hakikatin bir parçası olarak görmeyi unuttuk neredeyse. Bu böyledir diye günlerimizi ağlayıp sızlayarak da geçirecek değiliz fakat. Bunun ne yararı var, ne gereği… Bunun yerine, hala türlü vesilelerle kapımızı çaladurmakta olan hakikat haberlerine dönelim veçhemizi, verelim kulağımızı, açalım kalbimizi. Bunun bize iyi geldiğini, bizi sandığımızdan çok daha hızlı iyileştirdiğini göreceğiz mutlaka. İnsan kendinden kaç adım uzaklaşmış olursa olsun, geri dönüşü aslında sadece bir adım sürer. Her yağmur kara bulutlarla gelir, malum. Sonra yeryüzüne düşen rahmet damlaları yıkar, temizler, arıtır kirinden her şeyi.

 

 

Gökhan ÖZCAN

FavoriteLoading Bu yazıyı Favorilerime ekle

BENZER YAZILAR

Yorum Yapın

*

Önceki yazıyı okuyun:
Teravih Tefsirleri 1433-15

Araf Suresi 59-72. Ayetler. Peygamberlerin sayıları Kuran-ı Kerim'de isimleri sayılan peygamberlerin özellikleri. Hz. Nuh'un öne çıkan özelliği nedir? Ömrü? Peygamberlik...

Kapat