Fâtih, Bugün Yaşasaydı!

Büyük bir plan, her gün durmadan işleyen bir faaliyet, kat’i anlarda emniyetli bir sükûn… Nâmık Kemal, Evrâk-ı Perişân Mimarlık tarihçisi Sedat Çetintaş, 1949 yılında Behçet Kemal Çağlar’ın çıkardığı Şadırvan dergisinde kaleme aldığı bir yazıda Fatih Sultan Mehmed’in rûhanî kılıcını, topunu, tüfeğini yüklenerek önce ‘bizleri’ fethetmesi, cehâlet dünyamızı yıkıp öncelikle bu ülkenin insanını aydınlığa çıkarması gerektiğini yazmaktaydı. Nitekim Necip Fazıl Kısakürek de, 1968 yılında MTTB’de gençlere yaptığı bir konuşmada, Fatih’i, nur saçarak dünyamızın etrafını dolaşan bir füzeye benzetmiş ve bu füzeyi kendi dar ve sefil perspektifimizden değerlendirme yanılgısından kurtulup, bizzat onun içine binmeye çalışarak dünyadaki halimize fezadan bakmayı teklif etmiştir. Gerçekten de benzersiz bir tecrübe olurdu bu. İyi de o, ‘nur saçarak’ dünyanın etrafını deveran eden füzenin içinden buraya ve bu zamana bakmak bize ne kazandıracaktır? Sizi bilmem ama bana, biri mimarlık tarihçisi, diğeri şair-mütefekkir olan bu iki yazarın dünyalarında Sultan Fatih’in hâlâ nefes alıp vermekte, hatta bugüne yönelik ciddî tekliflerde bulunmakta oluşu ve geleceğimiz adına umut küfeleri sırtlanmış görüntüsü, son derece anlamlı görünüyor. Velhasıl, onların dünyasında Fatih hep buradaydı ve yaşıyordu… Hatta belki çoğumuzdan da daha kanlı canlı bir şekilde… Oysa biz Fatih’i ve kutlu fethini, nedense hep olmuş bitmiş bir hadise gibi anlatır ve onu dâima bugünkü dar nokta-i nazarımızdan değerlendiririz. Sanki o, epeyce bize benzemekte, aşağı yukarı bizim gibi bir fâni kılığında adımlamaktadır tarihin tozlu sokaklarını. Daha doğrusu, üç boyutlu özelliğini kaybetmiş, beynimizin sathında ancak ayakta durabileceği kadar cüz’i bir makam bağışlamışızdır ona. Bu “göktaşı”na layık gördüğümüz mevki, kendi fakir cirmimizden ibarettir vesselam. Öte yandan acaba şu tarz ‘ağır’ soruların uğradığı olur mu semtimize: Mesela Fatih Sultan Mehmed Han, günümüz dünyasında yaşıyor olsaydı ‘fetih’ adına hangi baş döndürücü hedeflere kilitlenirdi? İlla ki şehzade, padişah, devlet başkanı olacak değil ya; mesela koltuğuna gömülmüş bir bilgisayar programcısı olsaydı, kendi alanında hangi balta girmemiş ormanlara dalar, bu vakte dek yapılmayan ne gibi akla ziyan işleri gerçekleştirmeye kalkardı? Maddi planda bir Bill Gates’in başarısına ortak olur, hatta onu da geçmeye soyunur muydu dersiniz? Ya da bir doktor, bir fizikçi, bir tarihçi kimliğiyle arz-ı endam etseydi dünyamıza, ne tür inanılmaz işleri ışık süratinde başarırdı? Çağın kör gözünün seçemediği ırak ufukları, o delici nazarlarıyla yoklar, yine geçmiş ile gelecek arasına gül kokulu bir “altın köprü” asar mıydı?

FavoriteLoading Bu yazıyı Favorilerime ekle

BENZER YAZILAR

Yorum Yapın

*

Önceki yazıyı okuyun:
Teravih Tefsirleri 1433-15

Araf Suresi 59-72. Ayetler. Peygamberlerin sayıları Kuran-ı Kerim'de isimleri sayılan peygamberlerin özellikleri. Hz. Nuh'un öne çıkan özelliği nedir? Ömrü? Peygamberlik...

Kapat