Sonsuz Açlığımızın Devası; Tasavvuf

 

“Tüketim Kültürüne Karşı Tasavvuf Kültürü” başlıklı bir konuşma yapan Nazif Gürdoğan, zamane hastalığımız tüketim kültürüne dair önemli tespitleri ve çözümlerini aktardı.

Yüksek Bina Cinneti

Prof. Dr. Nazif Gürdoğan, “Tüketim Kültürüne Karşı Tasavvuf Kültürü” ana başlığını, “Sahip Olma Kültürüne Karşı ‘Olma’ Kültürü” olarak tasavvuf dili ile şerh etti. Tüketim kültürünün tüm dünyada artık bir çılgınlık, hatta salgın bir hastalık hâlinde giderek daha hızlı yayıldığına dikkatleri çeken Gürdoğan, tüketim alışkanlıklarının New York, Londra, Paris, Milano, Roma, Madrid, Barselona gibi şehirlerden dünyaya dağıldığının ve yönlendirildiğinin altını çizdi. Prof. Dr. Nazif Gürdoğan, Tüketim kültürüne karşı İslâm’ın önerdiği çözümleri sıralarken “İnsanları, hızla yayılan bir salgın hâline gelen tüketimden vazgeçirecek olanlar, siyasi liderler değil, gönül liderleridir” dedi.

Tüketim üzerine üretilen yaşam modelinin, batıdan bütün dünyaya ihraç edildiğini belirterek; “Hiç kimseye ‘Arabandan ya da evinden daha değerlisin’ denilmiyor. Bu anlayışın içine bizi hapsediyor, çıkamıyoruz. New York Manhattan bölgesi gökdelen yığını ve dünyanın geri kalan önemli şehirleri de aynı manzaraları andıran görüntüler sunuyor. Çağdaş piramitler diyarına dönüşen şehirlerden biri de İstanbul. Oysa bu binalar, krizlerin kaynağı ve habercisidir. Avrupa’daki son yaşanan kriz, çok katlı binaların olduğu şehirlerde patlak vermiştir ve giderek dünyadaki benzer şehirlere yayılmaktadır. İstanbul’daki değişimle beraber Türkiye de kriz ülkesi olmaya adaydır” dedi.

İHTİYAÇ YERİNE İSTEK, ÇARŞI YERİNE AVM

Tüketim kültürünün içinde barınan açgözlülüğün, insanları tüketme yarışına olduğu kadar kolay para kazanma hıncına da sürüklediğini, ihtiyaçtan çok istekleri körükleyen “moda” baskısının reklamlar, filmler ve dizilerle sağlandığını ifade eden Nazif Gürdoğan; Amerika’nın kurduğu Las Vegas şehrini, sonsuz bir serbestlik anlayışı ile her kötülüğü mubah gösteren bir ticarethane olarak açgözlülüğün en somut göstergesi şeklinde tanımladı.

Hollywood’un tüketimin için bir sunum aracı olarak kullanıldığını anlatan Gürdoğan, “Alvin Toffler’in deyimiyle çağımızdaki tüketim anlayışı “Kullan-at” kültürüdür. Dünyadaki ekonomistler ve tüketimi destekleyen bilim alanları, ürünlerin ömürlerini kısaltacak ve yapay ihtiyaçlar üretecek formüler üzerine çalışıyor. Böylece ihtiyaçlardan çok istekler öne çıkıyor. İhtiyacı çarşılar, istekleri ise alış-veriş merkezleri temsil eder. Çarşılar karınları, alış-veriş merkezleri gözleri doyurmak içindir. Dünya kaynakları insanların karınlarını doyurmaya yeter ama gözlerini doyurmaya yetmez. Dünya sınırlı bir yerken tüketim kültürü onu sınırsızmış gibi algılatır” dedi.

Salgın Gibi Açgözlülük

Prof. Dr. Nazif Gürdoğan, Teknolojik gelişmelerin çoğunun ihtiyaçları karşılamaktan ziyade oyaladığını, dünyada aktif olan bütün birimlerin tüketim kültürünü desteklediğini ya da hizmetinde olduğunu anlatırken bu sahaya hizmet etmeyen birimlerin bilim olmaktan çıkıp kültür ve sanat alanında kalmakla yetindiklerini vurguladı. Ekoloji biliminin ekonominin sağduyusunu çalıştırmada büyük faydalar sağlayacağını dile getiren Gürdoğan, ekonomistlerin ekolojiden yararlanması gerektiğini savundu.

Dünyanın tamamının tüketim toplumlarından oluşması halinde dünya kaynaklarının sonunun geleceğini, bu durum karşısında elimizde olası krizleri tartışan önemli kaynaklar olduğunu, ancak gündeme taşınmadığını hatırlatan Nazif Gürdoğan, her şeye rağmen Keynes tarafından sarf edilen şu sözü aktardı: “Açgözlülük, tefecilik ve üçkâğıtçılık bir yüz sene daha işe yarar. Tokgözlülük işe yaramaz.”

Açgözlülük mantığına karşı ciddî bir tavır koyma gereksiniminden bahseden Prof. Dr. Nazif Gürdoğan, sınırlı dünyada sınırsız büyümenin olmayacağına inanmamız gerektiğini, 2000’lerin ortasında dünyanın bütün kaynakları biteceğini, devletlerin ekonomik büyüme hızları için ağaçları ve insanların büyümelerini model almalarını ve ekonominin organik bir biçimde gelişmesinin en sağlıklı tercih olacağını sözlerine ekledi.

Yalınlık ve Mütevazılık Mirasımız

“Bizim kültürümüz, bu tüketim felâketine karşı çok açık ve net teklifleri ve uygulamaları barındırıyor. Bu durumu tasavvuf kültürü ile sağlıyor. Tasavvuf, Basit ve yalın yaşama, tüketim kültürüne karşı sevgi ve ibadetle silahlanma kültürüdür. İnsanların karınlarını doyurmaktan öte gözlerini doyurmaktır. Tasavvuf için, az yeme, az konuşma ve az uyuma sanatıdır diyebiliriz.” diyen Gürdoğan, bu ilkelerin yalınlığın temeli olduğunu kaydetti.

İsraf konusu üzerinde de Duran Nazif Gürdoğan şunları söyledi: “İsrafta iyilik, iyilikte israf yoktur. Peygamber Efendimiz ve ilk Müslümanlar, yalın yaşamanın örneğini vermişlerdir. Oysa şimdilerde Mekke ve Medine New York’a dönüştürülüyor. Osmanlı’nın harem bölgesine olan yaklaşımı, Kâbe’den daha büyük bir yapı inşa edilememesi yönündeydi. Mekke’de Hac için gelen insanlardan kira dahi alınmamıştır. Bizim şehircilik anlayışımızın temelini de bu prensip oluşturur. İstanbul’da Üsküdar Mekke, Eyüp ise Medine toprağı sayılmıştır.”

Dünün Camii Mimarisinden Bugüne Çağrı

Ne Sultan Ahmet ne de Süleymaniye camilerinin ağaçlardan yüksek olmadığını, bunun için ayrı bir özen gösterildiğini ve bunun yaratılmışlara gösterilen bir saygının ifadesi olduğuna dikkat çeken Nazif Gürdoğan, bugünün camideki görkem yarışlarını hatırlatırcasına geldiğimiz noktayı gözler önüne serdi. Tıpkı binalar gibi, tabiî olana saygısını yitirmemiş bir büyümenin ölçülü ve dengeli olacağının altını çizerek biyoloji ve ekolojinin iktisatçılara vereceği çok ders olduğunu da belirtti.

“Bir lokma, bir hırka” kültürünü bugün atalet olarak algılanmasındaki gafleti dile getiren Gürdoğan, tüketirken bir lokma, bir hırka tüketildiği gibi üretirken de aynı ölçüyü hedefleyerek artanın yardım olarak sarf edilmesi gerektiğini ve ülkeyi yönetenlerin ülkenin yoksulları gibi yaşamadıkça ülkeyi dönüştüremeyeceklerini sözlerine ekledi ve uygulanması lazım gelen üç maddeyi sıraladı:

1) Helâl ve haram dairesi içine üretmek ve tüketmek, 2) İsraftan sakınmak, 3) «Veren el» olmak..

Dinleyiciler arasında bulunan Prof. Dr. Himmet Uç, Hz. Ömer’den yalın hayattan dem vuran kıssalar anlatarak “Büyük adamların sadelik en büyük özelliğidir” dedi ve 6 minareli Sultan Ahmet Camii’nin tamamlanmasının ardından, Medine’deki minare sayısı ile eşit olduğunu öğrenen padişahın, Medine’deki üstünlüğü korumak için Nebi Camii’ne bir minare daha eklettiğini anlattı.

Mehmet Nuri Yardım, Said Nursi’nin hayatının sadeliği birebir yansıttığını, Müslüman anlayışın dışında kalan Ghandi’nin de buna örnek sayılabileceğini dile getirdi ve sade hayatları ile örnek olan edebiyatçılarımızdan Nuri Pakdil ve Sezai Karakoç’u hatırlattı.

 

 

Elif Sönmezışık

FavoriteLoading Bu yazıyı Favorilerime ekle

BENZER YAZILAR

Yorum Yapın

*

Önceki yazıyı okuyun:
Teravih Tefsirleri 1433-15

Araf Suresi 59-72. Ayetler. Peygamberlerin sayıları Kuran-ı Kerim'de isimleri sayılan peygamberlerin özellikleri. Hz. Nuh'un öne çıkan özelliği nedir? Ömrü? Peygamberlik...

Kapat