Tarihin Yükü ve Gündönümü Vakti

Yüzyıl, çok zorlu geçti: Sanki bin yıl sürmüş gibi zor ve yorucu, travmatik ve öğretici bir yüzyıl yaşadık…

Geldiğimiz noktada, yaklaşık çeyrek asırdan bu yana dünyada büyük bir vakum / boşluk oluştu: Tarihi durduran ve bütün insanlığı -Wallerstein’ın tanımlamasıyla- büyük felâketlerin habercisi kaotik bir “belirsizlikler çağı”nın eşiğine getirip bırakan bir vakum bu: O yüzden de tehlikeli: Tarih, boşluk kabul etmez çünkü.

Bu boşluğun doldurulması, tarihin yeniden yürütülmesi gerekiyor: Tarih, yeniden yapılacak, bu kesin. Ancak kesin olmayan şey, tarihi kimin, kimlerin ve nasıl yapabileceği meselesi…

Tarihi, Batılılar yapamayacak artık. Bunun somut göstergeleri var: İnsanlık tarihinin son üç yüzyılına Batılılar şekil verdiler ama hiç de iyi sınav veremediler: Hem kendileri dışındaki medeniyetlere hayat hakkı tanımadılar; hem de kendileri dışındaki medeniyetleri kendilerine benzemeye zorladılar: Buna direnen, kendileri olmak isteyen, kendi paradigmaları doğrultusunda varolmak ve insanlığa katkıda bulunmak isteyen medeniyetleri “bunlar uygarlığımızın önünde tehdit oluşturuyor” diyerek ötekileştirmekten, şeytanlaştırmaktan, içeriden ve dışarından çökertmek için ellerinden geleni yapmaktan geri durmadılar.

Batı uygarlığı, bizzat bugüne kadar yaşananlarla ispatlandığı gibi, geliştirilen ayartıcı demokrasi, insan hakları, özgürlükler söylemlerine rağmen başka medeniyetlerle aynı dünyada yaşayamayacak kadar felsefî derinlikten ve özgüvenden yoksun. Bu gerçek, içi boş bir aşırı-özgüven duygusu biçiminde gösteriyor kendini. Tıpkı Osmanlı’da gözlemlediğimiz gibi. Bu aşırı-özgüven duygusu, Osmanlı’yı körleştirmiş ve çökmenin eşiğine getirivermişti.

O yüzden, Batılılar, kendi varoluş ilkeleri doğrultusunda yaşamak isteyen ve Batı uygarlığının her türlü hegemonyasına direnen bütün medeniyetleri önce tehdit olarak konumlandırmaya, sonra da yok etmeye kalkışmaktan çekinmediler.

Tarih boyunca başkalarıyla hep böyle ilişki kurdular. Fakat üretilen ayartıcı Batı büyüsü bitti artık: Bütün câzibesini yitirdi. Ne var ki, oluşan vakum, dünyayı yeni, beklenmedik tehlikelerin ve çatışmaların beklediği anlamına geliyor.

İşte bu belirsizlik ortamı ve oluşan vakum, bize yeniden tarihî bir yükümlülük yüklüyor. Bütün Müslümanlara… Ancak Müslüman toplumlar, yükümlülüklerinin hem farkında değiller, hem de bu yükümlülükleri yük olarak görme eğilimindeler.

Oysa tarih, yeniden yapılacak. Tarihin yapılmasında bir kez daha belirleyici roller oynayacağız. Tarihin gündönümü vaktindeyiz artık… Sömürgecilerin “işi bitti”. Sömürgeciler, gitmeye hazırlanıyorlar; ama bizi birbirimize düşürecek nevzuhûr sorunlar ihdas ederek…

Tarihin yükünü yüklenebilmemiz için, kendi sırtımızdaki yükleri atabilmemiz, karşı karşıya kaldığımız, kangrene dönüşme emareleri gösteren kendi varoluşsal sorunlarımızla yüzleşebilmemiz ve bunları hâl yoluna koyabilmemiz şart.

Bu sorunların başında genelde toplumun bütününü keskin kutuplara ayırmak; özelde ise İslâmî söylemleri ve kesimleri birbirine düşürmek gibi iki temel sorun yer alıyor: Özellikle de İslâmî söylem sahiplerinin birbirine düşürülmesi, önümüzdeki süreçte karşı karşıya kalacağımız en büyük problem olacak. O yüzden şimdiden hazırlıklı olmak zorundayız.

Genelde bütün toplum kesimleri arasında, özelde ise İslâmî kesimler arasında varedici ilişkilerin, kanatlandırıcı irtibatların, şefkate, rahmete ve kardeşliğe dayalı işbirliği girişimlerinin ve projelerinin vakit geçirilmeden hayata geçirilmesi gerekiyor. Müslüman toplumlar arasındaki bütün yapay sınırların kaldırılması, karşılıklı kültürel, entelektüel, sanatsal ilişkilerin ve alışverişlerin derinlemesine köksaldırılması ve yaygınlaştırılması gerekiyor. İslâm dünyasında toplumlar arasında, toplumlar içinde de halklar arasında mezhep, meşrep, mektep farklılıklarının kışkırtılmasına, kaşınmasına yol açacak bütün tezgâhların püskürtülmesi gerekiyor.

Bütün bunların gerçekleştirilebilmesi için, Müslüman toplumlarda tarihin yükünü taşımaya hazır, yükümlülüklerini müdrik öncü kuşakların yetiştirilmesi, önaçıcı kültür, sanat, düşünce, eğitim ve medya kurumlarının hayata geçirilmesi, örülen bütün duvarların yıkılması, yeni koridorların açılması şart.

Unutmayalım: Tarih, yükümlülüklerini müdrik, tarihin yükünü taşıyabilecek, bütün insanlığın sorunlarını kendi sorunları belleyen, küre ölçekli düşünebilen, bütün varlığa ve insanlığa Rahman’ın rahmet kanatlarını gerebilecek derûnî, bilge ve önaçıcı insanların, toplumların ve medeniyetlerin omuzlarında yükselecek yeniden.

Tarihin gündönümü vaktindeyiz ama ne kadar hazırlıklıyız acaba?

 

 

Yusuf Kaplan

FavoriteLoading Bu yazıyı Favorilerime ekle

BENZER YAZILAR

Yorum Yapın

*

Önceki yazıyı okuyun:
Teravih Tefsirleri 1433-15

Araf Suresi 59-72. Ayetler. Peygamberlerin sayıları Kuran-ı Kerim'de isimleri sayılan peygamberlerin özellikleri. Hz. Nuh'un öne çıkan özelliği nedir? Ömrü? Peygamberlik...

Kapat