Hattat İçin Hat Hayatın ta Kendisidir!

Hanım eli değmiş bir hat atölyesindeyim. Önce hattat Selma Kırkıncıoğlu Akcan Hocamızın ve ebru sanatçısı yeğeni Zeynep Bakır’ın sıcacık tebessümü, ardından atölye ve sergisinin gizli melodisi selamlıyor beni. ‘Acaba tebessümü mü bu şahane eserlere kapı aralamış; eserler mi bu tebessümü yapımcısına armağan etmiştir?’ diye düşünmeden edemiyorum.Kısa ve samimi bir hal hatır faslının ardından sabırsızlıkla beklediğim âna, sözlerden ötesine geçiyor, levhaların önünde buluyorum kendimi. Benden önce hattat Selma Hocamızın yüreğinden geçmiş Kelam-ı İlahi’nin, kelam-ı Nebi’nin ve kelam-ı ulemanın mesajları bir bir iletiliyor yüreğime. Aktarılan bir sözün karşısındakini etkileme ölçüsü aktaranın yaşadığı ölçüdür. Her bir levhaya nazarım ‘Yaşamış ki yaşatıyor’ diye düşündürüyor beni.

‘Hat sanatında da modernizm olur mu, olmalı mı?’ diye çok sormuşumdur kendime. Ve bu sergide yıllardır aradığım cevabı buluyorum. Hanım eli değmiş bu levhalarda bir çizginin hem özgün, hem Hattat Selma Kırkıncıoğlu Akcanözgür, hem tarihî, hem disiplinli olabileceğini fehmediyorum. Rabbinin kudretini ve cemalini simgeleyen hem tarihî, hem özgür çizgilerde çağın ihtiyacı konumundaki özgünlüğü buluyorum.Sabır ve sebatın ardından yapımcısına armağan edilen bir sanattır Hüsn-ü Hat. Sebat imtihanını geçen her talebe ilahi yardımı hisseder muhakkak. Aynalı yazıya sahip bir levhanın karşısındayım. Aynalı bir yazının tasarımının, istifinin ne kadar zor olduğunu hocalarımızdan biliyoruz, bilmeyen birinin de düşünerek bakması bu zorluğu anlaması için yeterlidir. ‘Kanaat izzeti doğurur, tamah zilleti’ manasına sahip bir söze ev sahipliği yapıyor levha. ‘Tı’ harflerini kâğıda yerleştiremeyip hüzünle düşünürken cam kenarına konan ve daha önce hiç görmediği kare şeklinde bir uğur böceğinin üzerindeki çizgilerin ahenginin, şeklinin ona örnek olduğunu, istifi o uğur böceğini gördükten sonra başarabildiğini, Allah’ın ikramıyla karşı karşıya geldiğini anlatıyor Selma Hocamız. Hoş bir muhabbetin, huzurla ve hızla geçen zamanın ardından, meşkimi arttıracak coşkuyu ve şevki alarak heybeme, Hocamıza ve dostum Zeynep Bakır’a teşekkür ederek düşüyorum yollara yeniden…

İlk “Rabbi yessir” tecrübeniz hangi yıllara uzanır?

2000 yılına dayanır. 1999 depreminin ardından tüm mimarlık bürolarında olduğu gibi yaşadığımız işsizlik ve boşluktan istifade etmek istedim. Ebru sanatıyla ilgilenen yeğenim Zeynep Bakır’ın teşvikleriyle hat sanatı meşkine başlamış oldum.

Hattat Selma Kırkıncıoğlu AkcanHat sanatının sizin için önemini anlatabilir misiniz?

Mimarlık ve hattatlık arasında biri için “asıl mesleğim budur” şeklinde tercihte bulunamam. Her ikisini de büyük emeklerle elde ettiğim için ikisi de benim için çok değerlidir. Ancak mimarlıkla ilgili projelerimde yardımlarım var. Projelerimizi eşim Murat Akcan ve teknik ekibimizle birlikte hazırlıyoruz. Hat sanatı içinse geceli gündüzlü çalışmalarım oluyor.

Hangi hocalardan ders aldınız? Hocalarınızı birer cümle ile anlatabilir misiniz?

Hocam Ali Hüsrevoğlu’dur. Kendisi Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde tefsir hocasıdır. Medine’de 10 yıl çalışmış, o mukaddes mekânlarda da hat çalışmaları olmuş, kalem ve araç çeşitleri geliştirmiş, çok sayıda hilye tasarımlarında bulunmuş, hat sanatına yeni ufuklardan bakmayı öğretmiş çok değerli bir zattır.

Mimarlığınızın hat öğreniminizde etkileri nasıl oldu? Sizin kişiliğiniz ve faaliyetleriniz hat ve mimarlık arasında bir bağ oluşturmuş olmalı. Bu bağı nasıl ifade edersiniz?

Mimarlıkta çok uzun vakit masa başında çalışırım. Bu çalışmalar belli bir disiplin gerektiriyor. Ayrıca mekânlar arasındaki uyum da önemlidir. Aynı durumlar hat sanatı için de geçerlidir. Özellikle istif çalışmalarında harflerin uyumu büyük önem arz eder.

Bir gününüz nasıl geçiyor? Nasıl çalışırsınız? Kaç saat sadece hat için atölyede geçiyor?

Sabah 10.00 sularında işyerine geliyorum. Evde de, işyerinde de öğlene kadar mimarîyle ilgili çalışmalarımı yaptıktan sonra hatla ilgileniyorum. Genelde asıl hat çalışmalarımı geceleri evde yapıyorum. İşyerinde tashihle meşgul oluyorum. Çünkü yazı yazarken sizi meşgul edecek ekstra bir şey olmamalıdır. Genelde gündüzlü geceli ortalama 5-6 saat hat çalıştığım oluyor. Bu süre zaman zaman artıp eksilebiliyor.Hattat Selma Kırkıncıoğlu Akcan

Günümüzde hattın popülaritesinin artmasını ehliyet ve liyakat açısından nasıl görüyorsunuz?

Aslında hattın popülaritesi artmış olsa da eğitim süresinin uzun olması insanları biraz çekindiriyor. Uzun zaman harcamadan da eser üretilemiyor. Kısa zamanda bir iki kalem tuttuktan sonra “yazarım” zannederek ortaya çıkanlar ise kötü örnekler veriyor (Yetenekli ve icazetli olanları tenzih ederim).

Bilindiği üzere hat yazmak için icazet gerekmektedir. Bu gelenekten biraz bahsedebilir misiniz? Sizin icazetiniz nasıl oldu?

İcazet almak bence hat yazmak için olmazsa olmazlardan biridir. Ben icazetimi 4 yılda aldım. Benimle birlikte bu işe başlayan birçok arkadaşım vardı. Ancak icazeti ben dâhil yalnızca dört kişi aldı. Diğerleri devam edemediler. Hat sanatında devamlılık çok önemlidir. Ben dört yıl boyunca babamın ameliyat olduğu bir hafta haricinde hiç devamsızlık yapmadım. Derse en uzaktan gelip, dersten en son ayrılan bir öğrenciydim.

Hatta yer alan nesih, sülüs, talik gibi yazı türlerinden biraz bahseder misiniz? Siz hangisiyle iştigal etmektesiniz? Size en yakın gelen yazı çeşidi hangisidir?

Ben nesih ve sülüs dalında icazet aldım. Ancak rika, divani, celi divani, küfi, sülüs, celi sülüs, makili, modern tarzda çalışmalarım devam ediyorum.

Hat bir uğraş, bir hobi midir, ya da meslek midir? Yoksa ibadet neşvesi ile mi yapılır?

Hattat Selma Kırkıncıoğlu AkcanNe hobidir ne de uğraştır. Hattat için hat hayatın ta kendisidir. Gördüğünüz her şeye hat’ta baktığınız gözle bakmayı öğrenirsiniz. Ben her gördüğüme hem mimari hem de hat gözü ile bakarım. Zaten her iş ibadet neşvesi ile yapılmalıdır.

Kamıştan kâğıda damlayan ilk nokta neyi anlatır size?

Açıkçası ben ilk noktadan korkarım. Çünkü hocamızın söylediği gibi 3 canavarla mücadele ederiz. Birincisi kamış kalem, ikincisi mürekkeb, üçüncüsü kâğıt. Birbirleriyle uyumlu olacak mı, iyi bir yazı ortaya çıkabilecek mi diye heyecanlanırız. Ben buna dördüncü bir heyecan olarak kâğıt yapıştırmayı ekledim. Çünkü yazdığımız kâğıt, muhallebi ile yapıştırılırken basit bir hava kabarcığı oluşarak eserimize gölge düşebiliyor. O da yazının kaderi diyorum.

Şairler, ilham gelir yazarlar. Siz nasıl çekiyorsunuz kamışı? O ilk hareketi veren duygu nedir? Ve meşk bitip levhayı elinize aldığınızda ne hissedersiniz?

Ben ilk önce tasarım yaparım. Yazmak istediğim yazı için birkaç ay düşünüp, üzerinde zaman zaman çalışıp, hayalimde manasını bildiğim sözün resmini ortaya çıkarmaya çalışıyorum. Bu çok kolay olmuyor. Resim sanatıyla meşgul olanlar gördüğünü yapıyor. Hat ise manayı resme çeviriyor. Tasarım çok önemli. Tasarım ortaya çıktıktan sonra kâğıda yazmaya başlıyoruz. Bir zaman üzerinde çalışıyorum. Yeni bir eserin ortaya çıkması çok farklı duygular oluşturuyor. Bazen çok memnun oluyorsunuz, bazen de çok daha iyi olabilirdi diyorsunuz.

Hat sanatının size kazandırdıkları nelerdir?

İçinde cevher olan sözlerle çok fazla hemhal olmanız sözlerin güzelliğini hayatınıza yansıtıyor.

Siz, hocanızdan başka, sizden önce yaşayan hattatlardan hangisini/hangilerini kendinize örnek alıyorsunuz? Neden? Hangi özelliklerinden dolayı?

Hafız Osman’ı takliden Kur’an-ı Kerim yazmam ona karşı yakınlık hissi veriyor. Sami Efendi’nin, Rakım Efendi’nin, Aziz Efendi’nin, Halim Efendi’nin, Hâmid Aytaç’ın yazılarını da çalışmalarımda örnek almışımdır.

Her harfin bir şeyler fısıldadığını duyarız bazen. Hangi harf ne söylüyor size?

‘Elif’ bütün harflerde mevcuttur. Sanki diğer harfler ‘elif’in kıvrımlarıdır. ‘Vav’ harfi kesrette vahdeti, ‘Kef’ harfi ise Allah’ın kudretini gösterir.

Bir mimar olarak hat sanatının mimariyle buluşmasında sizi en çok etkileyen yapılar hangileridir?

Beni Ayasofya’daki yazılar çok etkiler. O yazıların bize ait değerleri yüksek sesle ifade ettiklerini görüyorum.

Hat sanatı, hocanın taliminde gizlidir. Kıvamı, çok çalışmakla, devamı da İslam dini üzerine olmakladır” buyuruyor. Bu hususta talebelere siz neler söylemek istersiniz?

Bu söz güzelliği karşısında başımı eğip kendime düstur edinmekten başka bir şey yapamam. Talebeler için, kıyamete kadar gelecek talebeler için düstur olucu bir söz.

Özelde hat sanatının genelde ise gelenekli sanatların ve bu sanatkârların tasavvufla bir ilgisi var mıdır/olmalı mıdır? Varsa/olmalıysa bu ne boyuttadır?

Tasavvuf her sanatçının iç dünyasını zenginleştirme şekillerinden biri olabilir diye düşünüyorum.

Hat sanatının Müslüman-Türk yorumunda yetişmiş meşhur hattatlardan ve onların öne çıkan, mümeyyiz vasıflarından bir-iki cümleyle bahseder misiniz?

Şeyh Hamdullah’ın kendisine farklı bir yazı şekli bulmak için inzivaya çekilmesi, rivayete göre sonra Hızır a.s.’ın şeyhin elinden tutup yazdırması beni etkilemiştir. Şevki Efendi’nin, hocasının eteğine yapışıp başka hoca aramayışı ve hocasının duası sayesinde kendisine farklı bir ekol oluşturması bizler için büyük mesaj taşır. Kazasker İzzet Efendi’nin ve Rakım Efendinin hayatları da tabii ki bizlere büyük örnek olmuştur. H3amid Aytaç da ( hocaların hocası ) kendime yakın hissettiğim hattatlardandır. Hafız Osman’ı takliden Kuran-ı Kerim’i yazmam ise aramızda farklı bir bağ oluşturmuştur.

Hat sanatında da kırılma dönemleri olmuş mu? Yani bir usta, hatta yeni bir yorum getirmiş olabilir ve ondan sonraki sanatkârlar o yorumu takip etmiş olabilirler? Ya da belli zamanlarda belli sebeplerden inkıtaya uğramış olabilir sanat… Böyle kırılma anları yaşanmış mı? Kimler bu dönüm noktaları, mihenk taşları? Ve -varsa- nedir o inkıta sebepleri?

Hocam Ali Hüsrevoğlu bu sanata yeni yorumlar getirmiştir. Gerek kalem ve alet geliştirmiş olması, gerek farklı hilye ve tasarımlar yapması ve yapanlara da fırsat vermesi ufkunun genişliğini gösterir.

Günümüzde, hoca-talebe ilişkisi dışında, genç/üstad hattatların buluşup hat üzerine konuştuğu ortak zeminler var mı? Karma sergiler ve yarışmalar dışında, böyle bir alışveriş imkânı oluyor mu? Yoksa herkes kendi atölyesinde mi?

Ben bu konuda yalnız kalanlardanım. Kartal’da ikamet etmem ve çalışmam sebebiyle bu sanatta ortak zeminlerde çok az bulunabiliyorum. İmkânlarım ölçüsünde sergilere katılmaya çalışıyorum. Allah bana da böyle bir ortamı nasip etti. En hayırlı hizmetlerde bulunmayı da nasip etsin inşallah.

Çok değil, bundan 20-25 yıl öncesine kadar dahi, hezarfen tabir edilen sanat adamları vardı. Bir değil, birkaç sanatta söz sahibi olan adamlar… Bugün var mı öyle birileri? Yoksa -sizce- neden yok? Siz başka sanatlarla da uğraşıyor musunuz?

Ben mimarlık mesleğimden dolayı hat sanatı dışında başka sanatlarla uğraşma imkânı bulamıyorum. Ebru sanatıyla uğraşan yeğenim Zeynep Bakır sayesinde ebruyla görsel olarak ilgileniyorum. Ablamın bir dönem tezhip sanatıyla uğraşmasıyla tezhiple de bir süre hemhal olmuştuk. Ama ben ayrıca ders almadım. Sanırım eskiler daha çok vakit ayırıyorlarmış.

Türkiye dışındaki hattatları ve hat sanatının oralardaki seyrini takip ediyor musunuz? Hangi ülkeler dikkat çekici bu konuda?

Arabistan, Suriye. Endonezya ve diğer Müslüman ülkelerde de hat sanatıyla ilgili çok insan olduğunu internetteki bağlantılardan biliyorum. Dil konusunda başka dillere yeterince vakıf olamadığımdan çok detaylı bilgi sahibi olamıyorum.

Ders veriyor musunuz? Veriyorsanız kaç öğrenciniz var? Bir öğrenciye günde kaç saat çalışmasını öneriyorsunuz?

Talebe sayıları sürekli değişiyor. Devam konusunda pek istikrar olmaması beni endişelendiriyor. Bir hat talebesi ilk etapta günde 1 saat çalışmalı. Ama çalışmaları devamlı olmalıdır.

Diğer sanat türleriyle, ya da mesela edebiyatla ilginiz nasıl? Bu disiplinler-arasılık durumunun insanı ruhen/ufken geliştirebileceğini ve farklı temalar ve tarzlar konusunda yol açıcı olabileceğini düşünüyorum. Mesela şiirle, hikâyeyle bir hattatın kurduğu ilişkinin… Katılır mısınız?

Tabii ki katılıyorum okumadan yazma olmaz. İnsanın ufkunun açılması okumaktan geçer, duygu dünyası şiirle zenginleşir.

Hat sanatının geleceğini nasıl görüyorsunuz?

İnşallah daha güzel günlerde hat eserleri icra edilen ortamlar ve bu işten zevk alan insanlarımız artacaktır.

Son olarak, hat sanatına gönül verenlere mesajınızı alabilir miyiz?

Hat sanatından mahrum kalmak hayatı eksik yaşamaktır diye düşünüyorum. Hat sanatını meşk etmeye başlayan biri tamamlamasa bile çok şey öğrenip, birçok yeni bakış açıları kazanacaktır.

 

 

 

Röportaj: Zeynep Görünmek

FavoriteLoading Bu yazıyı Favorilerime ekle

BENZER YAZILAR

Yorum Yapın

*

Önceki yazıyı okuyun:
Teravih Tefsirleri 1433-15

Araf Suresi 59-72. Ayetler. Peygamberlerin sayıları Kuran-ı Kerim'de isimleri sayılan peygamberlerin özellikleri. Hz. Nuh'un öne çıkan özelliği nedir? Ömrü? Peygamberlik...

Kapat