Tüketimin Rutinleşmesi

Modern insanın en önemli niteliklerinden birisi de zaman konusundaki hassasiyetidir. Bu özünde bir dakikleşme meselesidir. Dakikleşme, modern kapitalist dünyanın iş ve işlemlerine uyum sağlamayı ifade eder. Bu yönüyle modern insan, geleneksel dünyalarda yaşamış “dedelerine” göre daha müspet bir konumda olduklarına ve bir üstünlük ele geçirmiş olduğuna inanır. İnanır diyoruz ama bir başka açıdan da “inandırılır” da denilebilir. Gerçekten de zaman hassasiyeti modern ahlaklarda abartılı bir değerlemenin konusu olmuştur. Mesela, modern değerlemelerde idam işlemini uygulayacak celladın işinin niteliğindense, işini zamanında yapıp yapmadığı önemlidir.

 

Zamanı Az Olan Modernler

Zaman hassasiyeti sözleşme ahlakına dayandırılır. Sözleşme, ya da ahde vefa, geleneksel bir ahlaktır. Bunu en zarif bir şekilde temsil edenler şövalyelerdir. Ama geleneksel dünyada ahde vefa çoğu kez zamanlama hassasiyetini karşılamaz. Daha çok sözün “bir şekilde” yerine getirilmesi, hatta belki de gecikerek de olsa yerine getirilmesi önemlidir. Oysa modern sözleşmede zamanlama özel bir hassasiyettir ve sıkıca tanımlanır. Modern zihniyet gecikmeyi bağışlamayan bir zihniyettir.Zamanın yapılandırılması (vakitlendirilmesi) geleneksel dünyada da mevcuttur. Ama burada çok geniş aralıklar; mesela mevsimler ya da ibadet aralıkları kullanılırken, modern insanın vakitleri alabildiğine daraltılmıştır. Bu daralma giderek boğucu bir mahiyet kazanmıştır. Özellikle de modernliğin rutinleri -mesela mesai- bu boğuculuğun ana sebebidir. Bu düşünüldüğünde biz saatli modernlerin saatsiz geleneksellere göre bir ayrıcalık ya da üstünlük sahibi olmadığımız, hatta tersine, geliştirdiğimiz zaman fetişi yüzünden varlığımızı daralttığımızı ve sıkıştırdığımızı söyleyebiliriz. Geleneksel dünyada çocukluk, zaman telaşesinin dışında yaşanırdı; oysa modern çocuk hayatının belki de en güzel yıllarını kapatıldığı ve içinde zamanın geçmek bilmediği dersliklerde geçiriyor. “Teneffüs”e çıkmayı bir düşünsek durumun vehameti biraz daha anlaşılabilir. Yani nefessiz bırakıldığımız uzun bir sürenin ardından nihayet teneffüs edebildiğimiz bir on, onbeş dakika elde ediyoruz. Yani bizi kapatanlar, nefessiz bıraktıklarının farkındalar ki lutfedip teneffüs saati tespit ediyorlar.

 

Haftalık periodlar, rutinliğin içinde akıp gidiyor. Modern insan zamanı dakik kılarak denetimi altına alacağını sanmıştı. Oysaki dakiklik rutinleşmeyi sağlamak içindi. Galip gelen de o oldu. Rutinlik bastırınca zaman üzerindeki denetimimizi kaybettik. Zaman bizi belirler oldu. Dakikalarımızın, saatlerimizin, takvimlerimizin kurbanı olduk. Zaman konusundaki yenilmişliğimizi de, zamanın önlenemez akışına şartsız bir şekilde teslim olmuşluğumuzu dile getirerek ifade ederiz. En çok kullanılan ifadelerden birisi de, “Zaman amma da hızlı geçiyor” ifadesidir. Aslında modernliğin politik ekonomisinin inşa ettiği rutinleşmedir zamanın akışını hızlı kılan. O kadar ki, hafta sonu tatili bile bundan nasibini alır. Tatil bir rutin haline gelir ve sıkıcılaşır. Her pazar günü bir pazartesi günü sendromuna açılır.

 

Katı Olan Her Şey Buharlaşıyor

Marx’ın ünlü aforizmasında dile getirildiği üzere, “katı olan her şey buharlaşır”. Modernlik, zamanı dakik ve rutin kılarak sertleştirdi ve bu katılık geç modern dünyada buharlaştı. Günümüz itibarıyla ilk bakışta bütün rutinler aşılmış, her şey esnemiştir. Esneklik işte bu buharlaşmanın adıdır. Esnek iş hayatı, esnek eğitim; liste uzar gider. Aslında bu esnekliğin bedelin hayli ağır olduğu ve daha da ağırlaşacağını söyleyebiliriz. Mesela mesai esnediği zaman, bazıları için çalışma koşulları daha fazla zaman kazandırıcı olabilir. Bu bazıları yeni iş hayatının ayrıcalıklı seçkinleridir. Ama büyük bir çoğunluk için angaryayı yeniden çağıran uygulamalara dönüşür. Mesela bir banka ya da şirket müdürü çalışanlarına bir angarya çalışmayı gerekleri üzerinden esnek iş dünyası edebiyatıyla dayatabilecektir. Rutin yoksa angarya mübahtır.

 

Kanaatimce esneklik tanımı, daha derinde lümpenleşmenin karşılığıdır. Dakikleşme ya da rutinleşme yok olmuyor, sadece üretim düzeyindeki karşılıkları zayıflıyor; buna mukabil tüketim düzeyindeki karşılıkları keskinleşiyor. Aforizmaya dönersek, buhar, tüketimde tütüyor. Tabii ki tüketimin rutinleri, çalışma odaklı üretimin rutinleri gibi hemen insanı teslim alan ve boğan bir rutinleşme değil. Tam tersine şenlikli ve eğlendirici. O halde daha ne istiyoruz ki? Üstelik ikinci bir yumuşatıcı daha var: Popüler kültür. Yani süreçler bizi hem sıkıcı üretim rutinlerinden kurtarıp tüketim gibi şenlikli bir dünyaya erdiriyor; hem de bunu eski kitle kültürü gibi katı standartları olan bir kültür üzerinden değil, içinde çeşitliliğin yattığı popüler kültürün “zenginliği” üzerinden yaşatıyor. Daha ne olsun? İşte tuzak da tam burada. Çünkü rutinleştirilen her ne varsa sıkıcı olacaktır. Bunun üretim ya da tüketim düzeyinde olması önemli değildir. Şöyle düşünelim, rutinleşmiş yaz tatilleri insanı bir noktadan sonra çoğumuzu bunaltmıyor mu? Bu tatilleri yaşayan insanların ortak izlenimi, ilk üç günden sonra tatil köylerinin ne kadar sıkıcı olduğunun bir şekilde itirafı değil midir? Her şey çocukların hatırına katlanılır olmaktadır. Bunun için tatil köyleri animasyonlarında tabii ki çocukları merkeze alacaktır.

 

Tüketimin rutinleşmesini şimdilik perdeleyen şey, sürekli yeniliktir. Ama yenileşen her şey de bir süre sonra rutinliğin bir parçası haline gelecektir. Can sıkıntısı lümpenliğin en temel duygusudur. Canı sıkılanlar, sıkıntılarını belli zaman aralığında unutuyorlar. Üretim mesaileri canımızı yeterince sıktı. Tüketim ritüelleri tam da bu yaygın sıkıntıları devraldı ve bunlara geçici narkozlar tatbik etti. Belleğimiz yerine geldiğinde ise elde kalanın, yine rutinleşmiş bir tüketim, yine insafsız bir zaman akışı ve yine can sıkıntısından başka bir şey olmaması tuhaf değil mi?

 

 

Prof. Dr. Süleyman Seyfi Öğün

FavoriteLoading Bu yazıyı Favorilerime ekle

BENZER YAZILAR

Yorum Yapın

*

Önceki yazıyı okuyun:
Teravih Tefsirleri 1433-15

Araf Suresi 59-72. Ayetler. Peygamberlerin sayıları Kuran-ı Kerim'de isimleri sayılan peygamberlerin özellikleri. Hz. Nuh'un öne çıkan özelliği nedir? Ömrü? Peygamberlik...

Kapat