Selanik’te Bir Osmanlı Köyü

Tatilde Antalya’ya gitmekle Yunanistan’ın Halkidiki bölgesine gitmek arasında fark yok. Mesafe aynı ama fiyatlar daha ucuz. Üstelik Osmanlı köylerini gezerken Türkiye’de tatil yapıyor hissine kapılıyorsunuz.

İstanbul’dan hafta sonu arabanıza atlayıp Antalya’ya mı gitmek daha cazip yoksa Yunanistan’ın tarihî şehri Selanik’te konaklamak mı? Başka bir ülkeye gitme fikri gözünüzü korkutmasın, çünkü Selanik’e arabanızla ya da uçakla gitmek Antalya’ya gitmekten daha kolay. Ancak sizlere İstanbul’a sadece 700 km uzaklıktaki Selanik’i değil, daha sakin, huzur dolu, doğayla kültürün iç içe geçtiği bir yarımadayı öneriyoruz. Selanik’in hemen yanı başında yeşillikler içindeki dağ köyleri, balıkçı kasabaları ve dinî merkezleri ile denize uzanan üç yarımadadan biri olan Halkidiki, tatil yapmak için çok cazip bir alternatif. Yunanistan’ın ekonomik krizle boğuştuğu bu dönemde fiyatların hayli düşük olduğunu da söyleyelim.

Aristo’nun doğum yeri olan bölgede bulunan köylerin tarihî dokusu bir Anadolu kasabasından farksız. Gözünüzü bir sabah burada açıp etrafınıza baksanız Safranbolu’da mı yoksa Yunanistan’da mı olduğunuzu anlamanız zor olacaktır. Arnea köyünde yaşayacağınız şaşkınlık tam olarak bu. Köyün meydanı, çeşmesi, çınar ağacı, restore edilmiş ikişer-üçer katlı konaklar buranın bir Osmanlı köyü olduğunu belgeliyor. Arnavut kaldırımlı sokaklarda konaklar arasında dolaşırken, oturduğunuz bir kahvede lokumla ikram edilen Türk kahvesini yudumlarken, etnografya müzesindeki eşyalara ve fotoğraflara bakarken yabancılık çekmiyorsunuz. Tek yabancısı olduğunuz şey dil. Zira Osmanlı döneminde kurulan ve 1880’lerin sonuna kadar en büyük nüfusun Türkler olduğu bu köyde artık bir Türk’e rastlamıyorsunuz. Çünkü 1924 yılında yapılan nüfus mübadelesi sonucunda köye Anadolu’dan getirilen Rum göçmenler yerleştirilmiş ve köydeki Türkler başka yerlere gönderilmiş. Rum göçmenler ninelerinden dedelerinden duydukları birkaç Türkçe kelime ile konuşmaya çalışıyorlar sizlerle. Tabii Türk dizilerinden öğrendikleri üç beş kelime de konuşmalarına eşlik ediyor. Osmanlı’nın en büyük darphanesinin de bulunduğu 200 evden oluşan bu köyün yerel halkı 1940 yılına kadar Osmanlı diye biliniyormuş. Tabii ki bunda Anadolu’dan getirilen Rum göçmenlerin hayat tarzlarını aynen devam ettirmeleri ve köyün dokusunu korumaları etkili. Öyle ki kendilerine hiç yabancı gelmeyen bu köyde Türkiye’de nasıl yaşıyorlarsa bunu aynen sürdürmüşler. Şu an 3500 nüfusun bulunduğu köy, bitkisel ürünler ve zeytinyağı üretimi ile geçiniyor. Aynı zamanda Yunanistan’ın bal üretiminin yüzde 65’ini karşılıyor.

Dilleri yabancı ama köydeki yaşam herhangi bir Anadolu kasabasındakinden farksız. Dört yıldan bu yana eski evlerini kendi imkânları ile restore edip yeniliyorlar. Yeni yapılan evlerin mimarileri de bu yapıya ters düşmemek zorunda. Yunan hükümetinin yapmadığı şeyleri kendileri yapıyorlar ve Türkiye ile bağlarının kopmamasını istiyorlar. Gerçi bir Osmanlı köyünde mutlaka var olan hamam ve cami gibi yapılar tahrip edilmiş, bunlardan eser yok. Ancak konuştuğumuz herkes bu camilerin restore edilerek açılması ve Türk turistleri çekmesini arzu ediyor. Aynı durum Selanik’in merkezi için de geçerli. Selanik’te onlarca Osmanlı camisi restore edilmeyi ve ibadete açılmayı bekliyor. Şehrin belediye başkanı Selanik’e Osmanlı turunun yapılması, camilerin ibadete ya da ziyarete açılması için büyük çaba sarf ediyor. Bölgedeki turizm yatırımcıları da Türk turistleri bölgeye çekecek bu projeye destek veriyor. Yunanistan’da dizilerin etkisiyle Türkçe öğrenmek isteyenlerin sayısında da her geçen gün artış var. Hatta gençlerden bazıları dedelerine “Bize niye Türkçe öğretmedin?” diye hesap soruyorlarmış.

Köyün meydanına geri dönelim. Meydandaki çınar ağacının yanında, ağacın altından akan buz gibi pınarın kenarında soluklanan 84 yaşındaki Nicosla Brillas, köyün Osmanlı mimarisinin korunmasının önemli olduğunu anlatıyor heyecanla: “Benim babam da buralıydı. Buradaki mimarinin korunmasını istiyoruz. Türkleri biz çok seviyoruz, aramızda bir sorun yok. Birlikteyken de çok iyiymiş atalarımız. Biz de Türkler gibi misafirperveriz. İstiyoruz ki Türkler buraya gelsinler ve hiçbir yabancılık çekmeyecekleri köyümüzü gezsinler.”

Bir fincan Türk kahvesi eşliğinde soluklandığımız köyün kahvehanesinde baklava ve ıspanaklı-peynirli böreğimizi yerken buranın Türk turistler için cazip bir yer olacağını anlıyorsunuz. Bu nedenle, dünyanın 65 farklı ülkesine tur düzenleyen Prontotour bu yeni yeri de seyahat listesine eklemiş. Tabii ki Halkidiki bölgesindeki tek Osmanlı köyü burası değil. Civarda tipik Osmanlı köylerine benzeyen irili ufaklı birçok köy mevcut. Bölgenin kumsallarıyla ünlü denize çok yakın olması nedeniyle yaz aylarında denizden faydalanmak isteyenler için parmak şeklindeki üç yarımada iyi ve ucuz bir alternatif. Tercih sizin… Tatil için aynı Antalya ya da Safranbolu mu yoksa daha ucuz fiyata Halkidiki mi?

Tuğrul Biltekin (Selanik Konsolosu): Yunanlar Osmanlı varlığını sahiplenmeli

-Arnea isimli Osmanlı köyünde siz de bir hafta süresince kaldınız. Bölgeyi Türkler açısından önemli kılan şeyler neler?

Bu bölgeler 1924 mübadelesiyle nüfus yapısı değişen yerler. Türk ve Müslüman geleneği silinmiş ancak kıyafetleriyle, yemek alışkanlıklarıyla (kuzu gömlek/ciğer sarma, güveç) Osmanlı’yı hatırlatan dağlık ve ormanlık bölgeler. Eminim Arnea’nın ne kadar çok Batı Karadeniz kasabalarına benzediği dikkatinizi çekmiştir. Kalabalık aile yapısı da bize çok benziyor. Sıcakkanlı, samimi ve ailesine düşkün insanlar. Ayrıca, hem orman havası alıyorsunuz hem sahile beş dakika mesafedesiniz. Sözgelimi biri bebek, üç küçük çocuğu ve bir köpeği olan bizim gibi bir aile için güvenlik, rahatlık ve ulaşılabilirlik bakımlarından ideal bir konumda. Hem de çok hesaplı.

-Köy Osmanlı mimarisi ile inşa edilmiş ve birçok ev korunmuş, restorasyon da iyi yapılmış. Ama tipik Osmanlı mimarisinde var olan cami, hamam ve çeşme gibi yapılar yok. Bunlar yıkıldı mı, yoksa restore edilmeyi mi bekliyor?

Elbette Osmanlı mimari eserlerinin korunması bizler için çok önemli. Ancak aynı önem ve özenin Yunan dostlarımız tarafından da gösterilmesi ve Osmanlı / Müslüman varlığının sahiplenilmesi gerekiyor. Yıllarca bakımsız kalan eserlerin ortadan kalkması sadece Türkleri değil, Yunanları da üzmeli. Bunlar bizim ortak tarihimiz. Halkidiki’de bu eserlerin bir envanterinin çıkarılması için ciddi bir çalışma yapılmaktadır. Turizm ve kültürel ilişkiler bakımından taşıdığı önemin farkında olan bir yönetimin görevde bulunduğunu düşünüyoruz. Günlük kullanımda olan çeşmeler gibi bazı eserler restore edilmiş durumda, ancak daha büyük projeler için işbirliği imkânları aranabilir.

-Selanik’te de Osmanlı mimarisine ait yapıların restorasyona gerek duyduğu ortada. Bunlarla ilgili neler yapılabilir veya yapılıyor?

Selanik’teki Osmanlı eserlerinin içinde bulunduğu durum şehri ziyaret eden her Türk vatandaşını ve bu eserlere değer veren Yunanları derinden üzen bir husustur. Belediye’nin bu eserlerin en azından bir kısmının ziyarete ve mümkün olabildiği takdirde en azından ilk aşamada bayramlar gibi dinî açıdan özel günlerde ibadete açılması için -ki bu husus göründüğü kadarıyla Atina’daki benzer gelişmelerle de bağlantılı- olumlu çalışmaları var.Çalışmaların bir an önce sonuçlandırılmasını, eserlerin kullanım amacına uygun olarak tanıtımı ve teşhirini sabırsızlıkla bekliyoruz. Başkonsolosluğumuz yerel Yunan makamlarıyla sıkı işbirliğini sürdürmektedir.

 

 

 

H. SALİH ZENGİN

FavoriteLoading Bu yazıyı Favorilerime ekle

BENZER YAZILAR

Yorum Yapın

*

Önceki yazıyı okuyun:
Teravih Tefsirleri 1433-15

Araf Suresi 59-72. Ayetler. Peygamberlerin sayıları Kuran-ı Kerim'de isimleri sayılan peygamberlerin özellikleri. Hz. Nuh'un öne çıkan özelliği nedir? Ömrü? Peygamberlik...

Kapat