Batı’nın Büyük Hırsızlığı

Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Fen Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Ali Sönmez, Osmanlı döneminde kaçırılan eserlerin geri getirilmesi konusunda hukuki ve siyasi ilk mücadelenin, Henrich Schliemann’nın 1873’te Truva harabelerinde bulduğu ve aynı yıl yurtdışına kaçırdığı hazinelerin geri getirilmesi için verildiğini bildirdi.

Yrd. Doç. Dr. Ali Sönmez, yaptığı açıklamada, Türkiye’den kaçırılan tarihi eserlerin geri getirilmesi konusunun kamuoyunda son yıllarda yoğun şekilde tartışıldığını, bu konunun yaklaşık 150 yıldır ülkenin gündemini meşgul ettiğini söyledi. Özellikle 19. yüzyıldan itibaren Batılı arkeologların Truva, Efes, Bergama, Hattuşaş gibi antik kentlerde yaptıkları kazılardan çıkarttıkları eserleri, kısmen bilgi dâhilinde, kısmen hediye şeklinde, kısmen de yasal olmayan yollarla yurtdışına götürmelerinin Osmanlı Devleti’nin bu konuda bir takım önlemler almasına neden olduğuna işaret eden Sönmez, şöyle konuştu: “Osmanlı döneminde kaçırılan eserlerin geri getirilmesi konusunda hukuki ve siyasi ilk mücadele ise Henrich Schliemann’nın 1873 yılında Truva harabelerinde bulduğu ve aynı yıl yurtdışına kaçırdığı hazinelerin geri getirilmesi için verilmiştir. Ancak Osmanlı Devleti, 1874 yılında Schliemann’a karşı Atina’da açılan davanın kazanılabilmesi için büyük çaba sarf etmesine rağmen, uzayan dava süreci ve bazı hukuki oyunlar nedeniyle, eserler üzerindeki hakkından 50 bin altın Frank karşılığında vazgeçmek zorunda kalmıştır” dedi. Sönmez, Osmanlı Devleti’nde eski eser konusunda en önemli gelişmelerin Tanzimat dönemiyle birlikte başladığını, bunda, söz konusu dönemde siyasi ve sosyal yaşamda meydana gelen köklü değişimler kadar, yabancı ülkelerde eğitim alan kişilerin Avrupa’da gördüğü kurumları Osmanlı Devleti’nde hayata geçirme çabalarının da etkisi olduğunu ifade etti. Avrupa’daki örneklerinden yola çıkılarak yapılan çalışmaların kısmen de olsa eski eser bilincinin oluşması ve bu eserlerin korunması konusunda önemli katkılar sağladığını anlatan Sönmez, şunları söyledi: “Ancak, eski eser meselesinin kendilerini antik dönemin varisçileri olarak gören Batılı devletlerin gittikçe artan baskısı nedeniyle uluslararası rekabetin bir parçası haline gelmesi, Osmanlı Devleti’nin bu konuda kendi inisiyatifiyle bir politika belirleme şansını azaltmıştır. Üstelik eski eser politikasını sahiplenecek kadro eksikliği ve buna bağlı olarak yaşanan sıkıntılar alınan kararların sürdürülebilirliğini de ortadan kaldırmıştır” diye konuştu.

Truva hazinelerinin Atina’ya kaçırılışı

Sönmez, Schliemann’ın Truva Antik Kenti’nde kazı yapmak için dört kez kazı izni aldığını belirterek, kazı izinlerinin hangi siyasi, ekonomik şartların ya da hangi yöneticilerin ihmali neticesinde verildiğinin tam olarak araştırılmadığını söyledi. Sönmez, şöyle devam etti: “Ancak aldığı bu izinler sürecince Schliemann çok sıkı denetim altında tutulmuş, çalışma şartları mümkün olduğunca zorlaştırılmış ve hatta kazı izni bittiği dönemlerde bölgeyi gezmesine müsaade edilmemiştir. Schliemann, 1890 yılında öldüğünde Truva hazinelerini ‘medeni âleme’ kazandırdığı için Batı dünyası tarafından alkışlansa da, Türkiye’nin kolektif hafızasında Osmanlı belgelerinin ifadesiyle ‘Truva hazinelerini Atina’ya aşıran kişi’ olarak hatırlanmaktadır” dedi. Sönmez, Truva hazinelerinin Schliemann tarafından kaçırılması haberinin alınmasından sonra Osmanlı yönetiminin Atina’ya götürülen eserlere ilişkin bir soruşturma başlatarak, söz konusu eserlerin kaçırılmasında ihmali görülen Kumkale Müdürü Rüstem Ağa, Çanakkale Gümrük Müdürü Halid Ağa ve gümrük memurlarının yargılanmasına karar verdiğini, ayrıca, Hisarlık bölgesinde Schliemann’ın eski eser çıkardığı yerlerde hiç kimseye kazı yaptırılmaması ve bölgenin kontrol altında bulundurulmasının gerekli birimlere iletildiğini ifade etti.

Henrich Schliemann’a karşı verilen hukuk mücadelesi

Sönmez, Osmanlı Devleti’nin kaçırılan eserleri geri alabilmek için en büyük mücadelesinin Schliemann’a karşı başlatılan hukuk savaşı olduğunu söyledi. Davayı yürütmek üzere düşünülen isimin o dönemde müze müdürü olarak görev yapan Anton Dethier olduğunu belirten Sönmez; “Atina’da 1874 yılının Nisan ayında başlayan davanın ilk günlerinde, o tarihlerde Atina’da bulunan Detheir’den gelen haberler nedeniyle Osmanlı yönetiminin beklentisi oldukça olumluydu. Nitekim 2 Mayıs 1874 tarihinde Maarif Nezareti’ne göndermiş olduğu yazıda Dethier, bir avukatın tutulduğunu ve davanın kısa sürede kazanılacağını ifade etmekteydi” diye konuştu. Sönmez, Schlimann’a karşı yürütülen davanın kazanılabilmesi için gerekli çalışmalar yapılmasına rağmen, ilk mahkemenin 1874 yılının Mayıs ayı sonlarında kaybedilmesinin Osmanlı hükümetini büyük hayal kırıklığına uğrattığını belirterek, şu bilgileri verdi: “Hayal kırıklığına uğrayanların en başında ise Dethier geliyordu. Mahkemenin Osmanlı Devleti aleyhine karar vermesini Yunanistan’ın Schliemann’a verdiği desteğe bağlayan Detheir, davanın bir üst mahkemeye götürülmesi halinde dahi kazanılamayacağı düşüncesindeydi. Ona göre Schliemann tarafından kaçırılan eserlerin satılmasına mani olabilmek için yapılması gereken bir protesto kaleme alarak Avrupa ve yerel gazetelere ilan vermekti. Maarif Nezareti, Dethier’in görüşlerine ek olarak, Amerika Sefareti’nin bu işteki sorumluluğu üzerinde durulmasının da yarar sağlayabileceğini belirterek, Babıâli’ye üç teklif sundu. Bunlar davanın yeniden görülmesini istemek, yaşanan olaya ilişkin bir protesto kaleme almak ya da bu hususta yalnız Amerika Sefareti’ni sorumlu tutmaktı” dedi.

Truva hazinelerinin kaybedilişi

Sönmez, Babıâli’nin, Maarif Nezareti’nden gelen görüş doğrultusunda iki önemli kararı uygulamaya koyduğunu, buna göre davanın tekrar görülmesi için bir üst mahkeme olan Yunan Temyiz Mahkemesi’ne götürüldüğü gibi, eserlerin toptan ya da tek tek satılmasını engelleyebilmek için gerek iç basında, gerekse Viyana, Berlin, Paris ve Londra’daki gazetelerde yayımlanacak bir protesto metni hazırladığını bildirdi. Alınan kararların kısa sürede etkisini gösterdiğini, Yunan Temyiz Mahkemesi’nin ilk mahkemenin aldığı kararı 1874 yılının Haziran ayı ortalarında feshederek, Truva koleksiyonunun iadesine hükmettiğini dile getiren Sönmez, sözlerini şöyle sürdürdü: “Ancak bu kez de eserler Schliemann’ın evinde bulunamadı. Ortaya çıkan bu yeni durum üzerine Atina Sefareti, adı geçen eserlerin Schliemann’dan alınarak kendilerine iade edilmesi talebini Yunan makamlarına bildirdi ve Schliemann’ın evini gözetim altında bulundurabilmek için 500 Frank ücret ödeyerek hafiye memurları tuttu. Sefaret ayrıca, Schliemann hakkında emniyeti suiistimal edenler için mahkemeye şikâyette bulunarak, açılacak yeni davanın masraflarının karşılanabilmesi için 5 bin Frank’ın kendilerine gönderilmesini Osmanlı hükümetinden istedi” diye konuştu. Sönmez, Schliemann’a karşı açılan yeni davada tazminat miktarı 1 milyon Frank olarak belirlendiğini, aradan geçen 10 aylık sürede Yunanistan’daki mahkemenin tazminat bedeli olarak sadece 10 bin Frank’a hükmetmesinin tüm ümitleri sona erdirdiğini söyledi. Sönmez, şunları kaydetti: “Hatta Schliemann belirlenen tazminat bedeli 10 bin Frank olmasına rağmen, 50 bin Frank vermeyi ve yeni bir kazı anlaşması yapmayı teklif etti. Bu gelişme üzerine Osmanlı yönetimi, Atina Sefareti vasıtasıyla Schliemann’la görüşmeye karar vererek, onun yaptığı 50 bin Franklık teklifi değerlendirmeye aldı. Konu, Maarif Meclisi’nin 3 Nisan 1875 tarihinde yaptığı toplantıda ayrıntılarıyla tartışıldı. Buna göre Schliemann, Hisarlık arazisinden kaçırmış olduğu eski eserler için tazminat bedeli ve dava masrafı olarak 50 bin Frank ödeyecek, ancak kendisine bundan sonra kazı ve araştırma yapma izni verilmeyecekti. Toplantıda ayrıca, yeni bir dava açılmasının zaman kaybı olacağı üzerinde durularak, mahkeme harcı, vekil ücreti gibi masraflar yapmaktansa meselenin sulhen sonuçlandırılmasının daha münasip olacağı kararına varıldı ve böylece Osmanlı Devleti hazinelerin kendisine ait olan hissesinden vazgeçmek zorunda kaldı” dedi.

FavoriteLoading Bu yazıyı Favorilerime ekle

BENZER YAZILAR

Yorum Yapın

*

Önceki yazıyı okuyun:
Teravih Tefsirleri 1433-15

Araf Suresi 59-72. Ayetler. Peygamberlerin sayıları Kuran-ı Kerim'de isimleri sayılan peygamberlerin özellikleri. Hz. Nuh'un öne çıkan özelliği nedir? Ömrü? Peygamberlik...

Kapat