Osmanlı Büyük Medeniyetmiş

“Osmanlı Döneminde Hac’da Güvenlik” konusunu Prof. Dr. İhsan Süreyya Sırma’dan dinlediğinizde, yine “Osmanlı büyük medeniyetmiş!” diyeceksiniz, emînim.

Her dönemin kendine özgü bir güvenlik sorunu olmuştur. Tarihi Habil ve Kabil’e kadar uzanan bir süreçtir bu. Yol kesen eşkiyalar olmasa da günümüzde, bir hafta içinde mevcut nüfusunun kat kat fazlasını ağırlamak durumunda olan bir şehir için ve hele de o dönemde 5- 6 aylık bir yolculuk sonrası varılan bir menzil için…

Cahiliye döneminde Kureyş kabilesinin sorumluluğunda olan Mekke güvenliği, sonrasında Emeviler ve Abbasiler’e ve Yavuz Sultan Selim’in, kendisine de ‘Hadim’ül Haremeyn’ sıfatını verdiği Mısır seferi sonrası Osmanlıya geçmiş. Yıldırım Beyazıt Han döneminde de Surre Alayına rastlanmakta ve bu, Sultan II.Abdülhamit’in Hicaz demiryolu projesine kadar uzanmakta…

Her yıl tertip edilen Surre-i Hümâyûn İstanbul’dan gidecek tüm hacılarla birlikte, ekseriyetle Recep ayında başlardı. Kutlu yolculuk Topkapı Sarayından başlar, çeşitli hediyeler, en meşhur hattatların elinden çıkmış eserler, Mekke, Medine ve Kudüs’e gitmek üzere katır ve develere yüklenerek kervan yola çıkardı.

Kâbe örtüsü de, İstanbul’da büyük ustaların elinde Sultanahmed Camii’nin şadırvan avlusunda işlenip hazırlanarak Surre Alayı ile birlikte gönderilirdi. Topkapı Sarayı önünden yola çıkan Alay, ‘çekdiri’ adı verilen gemilerle Sirkeci’den Üsküdar’a geçirilir, deniz aşılıp Üsküdar toprağına geçilince Harem-i Şerife bitişik olan Anadolu toprağına ilk adım atılmış olurdu ki, Üsküdar sahilindeki iskelenin adı da bu yüzden “Harem” idi.

Ve kadim şehir Üsküdar… Sürre Alayı İstanbul’daki hacı kafilesi ile Harem’de toplanır, “Harem’den Harameyn’e yolculuk” başlardı. Yol boyu geçilecek güzergâhlarda diğer şehirlerin hacıları dâhil olurdu. Konya’da hakkında “Peygamber değil ama kitabı var!” denilen Hz.Mevlâna ziyaret edilir, kafiledekilere tabiri câizse yarıhacı oldukları söylenirdi. Rivâyetlere göre geçtiğimiz yıllarda durduk yerde olduğu yere çöken Zümrüt Apartmanının bulunduğu arsada bulunan bir pınardan yıl boyunca biriktirilen çok kaliteli bir membâ suyu, hac dönemince mukaddes topraklarda hacılara dağıtılmak üzere Sürre Alayına hediye edilirdi.

Kervan, hiç duraklamadan 50 km. gidebilir ancak. Her 50 km’de bir konaklanacak mekânlar hazırlanmıştır Devlet-i Âlî tarafından. Birçok Anadolu şehrinde bulunan büyük hanlar, Surre Alayını misafir etmektedir. Kervanın başında Şeyh’ül İslâm tarafından tâyin edilen bir “Emirü’l Hac” da bulunur mutlaka. Seçilen görevliler sadece İstanbul ve Anadolu’dan değildir, Ürdün, Halep ve Şam’dan gelen görevli askerler de olurdu.

Binlerce kişinin bulunduğu ve aylarca sürecek bir yolculukta asayişin sağlanması için, Devlet-i Âlî her sene belirli sayıda asker tayin eder ki, güvenliğin teslim edildiği bu askerlere çok ehemmiyet verilirdi. Özellikle dar geçitlerin olduğu bölgelerde eşkıya tehlikesi devlet görevlileri tarafından engellenirdi. Bazen o bölgede etkin olan toprak ağalarına, Padişah nişanı veya para gönderilerek, o kişinin arazisinde bir eşkıyaya rastlanmayacağının garantisi alınırdı.

İstanbul’dan çıkılan bu kutlu yolculuğun, İstanbul-Şam arası gündüz yol alınıp gece dinlenerek geçirilirken, Şam’dan sonra ise sıcaklar arttığı için gece yolculuk daha kolaylaşırdı. Medine-i Münevvere’ye yaklaşılınca Peygamber Efendimiz(sav)’in ruh-u saâdetleri rahatsız olmasın diye katır ve develerin ayaklarına keçe bağlanır, Mescid-i Nebevîye ebeble varılırdı…

5-6 aylık bir yolculuk, binlerce yolcu… Hastalanan, ölen, Anadolu’da kalan, Şam’da bırakılan… Devlet her durumdan elçiler vasıtasıyla haberdar olur ve bunlar Takvim-i Vakai isimli gazetede yayınlanır, İstanbul’da çıkarılan bu gazete vilayetlere gönderilerek, kişinin ailesi durumdan haberdar olurdu.

Büyük devlet olmak burada kendini gösteriyor işte; Devlet-i Aliyye-i Osmani tüm hacıların güvenliğini üstlenmişti. Öyle ki Kudüs’e giden ‘Makdisi’ ismi verilen gayrimüslim hacıların, Van’daki Akdamar Kilisesine Hac için giden ‘Ermeni’ hacıların da güvenliği devlet teminatındaydı.

Ehl-i Şia hacılarına zarar veren, Divan-ı Harb’de yargılanırdı. İran devletinin de talebiyle, Caferi ve Zeydi hacılar için yoğun güvenlik önlemleri alınır, İran’dan gelen hacıların güzergahı olan Malatya’da, konaklayacakları ayrı hanlar bulunurdu.

Farklı ülkelerde yaşayan Müslümanlar da alaya dâhil edilirdi. Yaşadıkları coğrafya sebebiyle bazı adet ve geleneklerinin farklı oluşundan dolayı dışlanmamalarını sağlamak için devlet onlara çeşitli imkânlar oluştur ve kimsenin diğerinin âdetine müdahil olamaması için uyarırdı. Hama ve Humus bölgesinde yaşayan Türkmenler de, kervanın önünü keserek zorluk çıkardıkları için, Padişah fermanıyla, o bölge Türkmenlerine Hac mevsiminde bölgelerinden hareket etme yasağı getirilmişti.

Ayrıca kervanda en güzel deve seçilir ve bu deve giydirilir, süslenirdi. Bu deve “Surre Devesi” olurdu. Hatta Araplarda takıp takıştıran ve çok süslenen kadına “Surre Devesi” lâkâbı, yerleşmiş bir teşbihtir.

Sultanların çok önemsediği ve hiçbir masraftan kaçınmadığı bu kutlu yolculuğa dair, gönderilen hediyeler, yazılan mektuplar, Osmanlı arşivlerinde binlerce belge halinde meraklısını beklemekte…

1900 yılında yapımına başlanan ve Surre kültürünün üst seviyesi olan Hicaz Demiryolu Projesi tamamlanabilmiş olsaydı, belki de Hac yapan tek padişah Cennetmekân Sultan II.Abdülhamit Hân olacaktı kim bilir…

Son bir not: Yakın gelecekte tamamlanacak hızlı tren projesiyle Londra’dan itibaren tüm Avrupa ve Anadolu şehirlerinden en konforlu ve güvenli şekilde tüm aile bireylerimizle mukaddes toprakları, ilk kıblemiz mahzûn Mescid-i Aksâ’yı, kıblemiz Beytullah Kabe-i Muazzama’yı ve bilhassa Rasûlullah Efendimizi ziyâret hepimize nasib ve müyesser olur İnşallah…

 

FavoriteLoading Bu yazıyı Favorilerime ekle

BENZER YAZILAR

Yorum Yapın

*

Önceki yazıyı okuyun:
Teravih Tefsirleri 1433-15

Araf Suresi 59-72. Ayetler. Peygamberlerin sayıları Kuran-ı Kerim'de isimleri sayılan peygamberlerin özellikleri. Hz. Nuh'un öne çıkan özelliği nedir? Ömrü? Peygamberlik...

Kapat