Kadın Hakları Üzerine

Beğenmediğimiz Fransa’ya bakın… Bir Fransız senatör, bir moda dergisinin “aşırı makyajlı” 6-10 yaş arası küçük kızları manken gibi sayfalarına taşımasına öfkelenmiş.

Senatör Chantal Jouanno, öfkelenmekle kalmıyor, 16 yaş altındaki kızların “aşırı cinselleştirilmesi ve reklamlarda cinsel nesne olarak kullanılmasını yasaklayan” bir yasa öneriyor.

Bizde böyle bir öneri kesinlikle “yobaz”lıkla eşdeğer görülür.

16 yaşın altındaki kızların “aşırı cinselleştirilmesi” ve reklamlarda meze olarak kullanılmasını yasaklayan bir yasanın önerilmesi insanlığın henüz ölmediğini gösteriyor belki de.

Jouanno aldığı kararda ısrarlı:

“Bir sosyoloğun dediği gibi, cinsel özgürlükten, cinsel diktatörlüğe geçtik. Küçücük kızların aşır seksi sunulması tehlike olarak algılanmıyor. Modada, oyuncaklarda, hatta çizgi filmlerde lolita şablonuna bir geri dönüş var. Bu lolita dalgası, görüntüyü ön plana çıkarıyor, zekayı geri plana itiyor” diyor.

Eski Bakan Jouanno’nun tesbitlerine bakalım:

“11 yaşındaki kızların yüzde 37’si rejim yaptığını söylüyor. Cinselliğe erken girenlerin yüzde 80’i psikolojik sorun yaşıyor. Üstelik bu dalga kadın erkek eşitliğini de bozuyor.”

“En büyük tehlike moda sektöründen geliyor.”

“Çok küçük yaşta kadın gibi giyinen kızlar, toplumda giderek artmakta olan ‘birey tehlikesi’nin bir yansıması.”

Şu tesbitlere katılmamak mümkün mü?

Sadece Fransa’da değil, hemen hemen birçok ülkede ve bizim toplumumuz bu zehirden etkilenmiyor mu?

Moda ve medya kıskacında olan yeni kuşak, bu dalgadan etkileniyor ve cinsellik cenderesinin altında eziliyor.

Eski Bakan yetmemiş konuşmasında, “Belki üniforma ile, kızlarımızın daha 10 yaşında Gucci’den bahsetmelerine bir yanıt verebiliriz. Özellikle ergen çocuklara bir piyasa diktatörlüğünün kurbanı olduklarını açıklamamız gerekiyor” diyerek “üniforma” sistemini öneriyor.

Fransa bu kafayla sizce çağ mı atlıyor, yoksa çağdışı mı kalıyor?

Bence fıtratın sesini dinliyor ve önerilmesi gereken -dillendirmeseler de- islami unsurları tavsiye ediyorlar.

Dünya Kadınlar Günü’nde özellikle gelişmiş ülkelerde güya kadınlar hatırlanıyor. Güya, onlar hakkında bir takım “yanlı” açıklamalar yapılıyor ve bir anlamda kadınların “gazı alınıyor.”

Şu yaşadığımız dünyada, istatistiki verilerin bize söylediği bir takım gerçekler var:

– Kadına şiddet dünyada en yaygın, fakat en az cezalandırlan suç…

– Tahmini rakama göre, 113 ila 200 milyon arasında kadın yok görünmekte… Ya doğumu kayıt altına alınmamış, yahut öldürülmüş.

– Fuhuşa zorlanan ya da bunun için satılan kadınların sayısı yılda 700 bin ila 4 milyon arasında… Cinsel kölelik düzeninden elde edilen kazanç yılda tahminen 12 milyar dolar.

– Küresel olarak 15 ila 45 yaş arası kadınlar, kanser, sıtma, trafik kazaları ve savaşlardan daha ziyade, erkek şiddetinin sonucu hayatını kaybetmekte veya sakatlanmaktadır.

– En az üç kadından biri dövülmüş, cinsel ilişkiye zorlanmış ya da hayatı boyunca suistimal edilmiş.

– Sistematik tecavüz yeryüzündeki bir çok çatışmalarda bir terör silahı olarak kullanılmış.

Tabii örnek olarak nedense Ruanda soykırımı hatırlatılıyor ama Bosna-Hersek’teki soykırım veya yaşanan dehşet raporlara pek yansımamış. Bu bilgileri de ilave edebilirsek, rakamların boyutu korkunç seviyeye ulaşıyor demek.

Bu istatistiki veriler modern dünyanın bize sunduğu medeniyetin bilançosu…

Halen “asr-ı saadet” modelinin kadın haklarını arıyoruz aslında.

Çünkü dinimizin kadına verdiği haklar bir yana, yaşanan ve elle tutulan öylesine güzel örnekler var ki.

Gözümüzün nuru Peygamberimizin (a.s.v.) yaşadığı ve yaşattığı haklara bir bakarsak, onun nasıl bize en güzel model teşkil ettiğini görüyoruz.

Peygamberimizin getirdiği din ile kadın, gerçek haysiyetini hatta toplum içinde statüsünü kazanmıştır.

İslam ile kadının medeni, sosyal, iktisadi ve hukuki hakları garanti altına alınmış, kadının evlat, eş ve anne olarak statüsü yükseltilmiş… Hatta erkeğin sahip olduğu birçok hak ve imtiyazlar verilmiş.

Kuşku yok ki zaman içinde bazı bölgesel farklılıklar kadın haklarını kısıtlamış, kadınların konumunda gerilemeye sebep olmuş ve zaman içinde bu etnik gelenek fıkhi yorumlara tesir etmiş.

Ancak Peygamberimizin döneminde kadınların kişilik sahibi olduğu, haklarının farkında oldukları ve bilinçli bir şekilde kendilerini savundukları görünmektedir.

Erkek egemenliği altında ezilen, pasif ve “öteki” statüye sahip Müslüman kadın portresinin, zaman içinde gelişen tatbikatlarının ve Batılıların gelitirdiği klişelerin bir tezahürü olduğu söylenmelidir.

Kim ne söylerse söylesin “Erkeğin kadınlar üzerinde ve kadınların erkekler üzerinde hakları vardır. Yanız erkekler için onlar üzerinde bir derece vardır” (Bakara 228) ayet-i kerimesinde erkeğin sorumluluklarının kadın üzerinde daha fazla hak ve yetkiye sahip olduğunu görebiliyoruz.

Ancak bu durum kadının aile içinde ve toplumda ikinci planda olması ve fert olma özelliğini kaybetmesi anlamına gelmemekte… Hatta yorumlanmamalı. Zira dinimizde önemli olan cinsiyet değil, kul olarak Allah karşısındaki durumudur.

“Şüphesiz Allah katında sizin en üstününüz O’ndan (Allah’tan) en çok korkanınızdır.” (Hucurat 13) ayeti bu konuya son noktayı koymakadır.

 

 

 

Davut Şahin

FavoriteLoading Bu yazıyı Favorilerime ekle

BENZER YAZILAR

Yorum Yapın

*

Önceki yazıyı okuyun:
Teravih Tefsirleri 1433-15

Araf Suresi 59-72. Ayetler. Peygamberlerin sayıları Kuran-ı Kerim'de isimleri sayılan peygamberlerin özellikleri. Hz. Nuh'un öne çıkan özelliği nedir? Ömrü? Peygamberlik...

Kapat