Gül Yetiştiren Adam!

Rasim Özdenören’in “Gül Yetiştiren Adam”ıyla tanıştım, kaybettiklerimizi düşündüm, garip bir hüzne kapıldım. Gülün dikenlerini kalbimde hissettim…Anlatılan bizim hikâyemizdi, biz böyle değildik, biz böyle olmamalıydık. Neden köklerimize yabancı olduk, güllerimizi toprağında değil de içeride, dört duvar arasında yetiştirmeye mecbur bırakıldık?

 

Her şey Gül Yetiştiren Adam’ın torununun isteğini reddedememesiyle başlar…Adam, torunuyla sohbet etmeyi pek sever, söz dönüp dolaşıp namaza gelir. Torununa, namaz kılıp kılmadığın sorar. Torunu okulda kılamadığını; ama okul dışındaki zamanlarda kıldığını söyler. Adam, pek üzülür buna, torununa namazını sürekli kıl diye nasihat eder. Çocuk, dedesine dışarıya neden çıkmadığını sorar, birlikte camiye gidelim, der. Adam, o günün geldiğini anlar. Yüzleşme günü, yarım asır sonra, muhasebe…

 

Bir sonraki gün sabah namazı için camiye giderler…Yarım asır sonra dört duvar arasından çıkıp yabancısı olduğu dışarıya, sokağa çıkmıştır Gül Yetiştiren Adam, pek sevdiği torunuyla. Modern zamanlara avdet etmiştir, dondurduğu eski günlerinden.Pek şaşırtıcı bir tecrübe Gül Yetiştiren Adam için, çünkü her şey değişmiştir ya da hiçbir şey bıraktığı gibi kalmamıştır. Her yerde biten oteller ve bankalar, pek arsız, hadsiz hesapsız, modern dünyanın vazgeçilmez köşe taşları. Sonra hayatına girip çıkan isimlerin (Sitare, Çarli, Zelda, Yavuz, Tansel) yabancısı olduğu bu dünyaya ait olduğunu görür.

 

Caminin içindeler dede ile torun… Adam ayakkabıların üzerinde fötr şapkayı görünce dehşete düşer; çünkü vakt-i zamanında namusuna saldıran Yunan’ın başındaki bu nesneyi başına almamak için savaşmıştır birileriyle, oysa o nesne şimdi kutsal mabedinin içinde, hem de baş tacı edilmiş vaziyette. Fötr şapkanın başındaki sarığın yerini almasındaysa, ölmeyi tercih eden kendisi değil miydi? Oysa yarım asır sonra ne olmuştu, “öteki” nin sembolü olan fötr şapka, “bizim” medeniyetimizin sembolü olan sarığın yerini nasıl almıştı. Hem de kutsal mabedimiz caminin içinde, cemaatten birinin başı üzerinde…

 

Yıkılmıştır Gül Yetiştiren Adam…Peki, kendisi nerede olmalı? Yeri neresidir? Bunu düşünür. Aklına evi gelir. Ev olmamalı, hele bu vakitten sonra. Zaten imkânı da yok. Görmezlikten gelme, deve kuşu sendromu, bir çeşit hastalık. Dışarıda gürül gürül akıp duran bir dünya, yabancısı olduğu… Dışarıda, yerini arayan bir adam, gülleri seven… Gül, peygamber demektir. Elinde bir imge olduğunu biliyor adam, geçmişine götürüp, geleceğe taşıyacak olan.

 

“Gül Yetiştiren Adam”la tanışınca neleri kaybettiğimizi hatırladım, hicâb duydum…Sevgili Peygamberimiz(sav)’in çok sevdiği güllere neler yapmıştık biz böyle. Sandım ki fötr şapkasını buruşturup atmak isteyen cemaatteki Müslüman benim. Onun yerinde olmayı hiç istemezdim, ama değişik şekillerde onun yerinde olabileceğimi de düşünmedim değil. Çünkü güllerin kokusuna hasret kalmıştım, gül kokmasaydı Peygamberimiz, nice olurdu halimiz?“Gül Yetiştiren Adam” ile tanışınca nelere ne kadar hasret kaldığımı anladım, sarsıldım, yandım…

 

FavoriteLoading Bu yazıyı Favorilerime ekle

BENZER YAZILAR

Yorum Yapın

*

Önceki yazıyı okuyun:
Teravih Tefsirleri 1433-15

Araf Suresi 59-72. Ayetler. Peygamberlerin sayıları Kuran-ı Kerim'de isimleri sayılan peygamberlerin özellikleri. Hz. Nuh'un öne çıkan özelliği nedir? Ömrü? Peygamberlik...

Kapat