Futbolafobi

Yazımın başlığına ‘sporafobi’ koymak istedim, fakat birden futbolun sporla ilgisi olmayan, ‘lüks, şiddet, şike, kumar ve toplumları uyutma’ unsurlarından oluşmuş, en ahlâksız ticarî yöntemlerden bile aşağıda olan küresel bir ticaret ağı olduğunu hatırladım.Sporun tanımını hatırlamakta yarar var. Örneğin, “Spor, boş zamanları değerlendirmek, dinlenmek, kendini iyilik halinde bulundurmak ya da performans yetisini geliştirmek amacıyla oyun ya da yarışma biçimleriyle düzenlenen, her türlü motorsal özellikleri kapsayan bir olgudur.” Bu bana sporun teorik açıdan en doğru tanımı gibi geliyor. Bu tanımda ‘boş zamanları değerlendirmek’ vurgusu sporun ne kadar ‘önemli’ olduğunu ve önemsenebileceğini çok net açıklıyor.

 

“Evrensel kültürün bir parçası, dili, ırkı, dini farklı insanları birleştiren önemli bir vasıta. Dünya barışına katkı sağlayan bir etkinliktir” gibi bir tanım ise ilk bakışta iç açıcı gibi gelse de pratikte hiç de öyle değil. Sporun ve özellikle de ondan ayrılarak ayrı bir dal haline gelen futbolun nelere yol açtığını iyi gözlemlemek gerekir. Zaman zaman futbol fanatikliğinin holiganlığa, hatta terörizme dönüştüğünü görüp üzülüyor, faillerini şiddetle kınıyoruz. Fakat bazen açığa çıkan bu şiddetin temel sebebini maalesef göz ardı ediyoruz. Sporun teoride kalan ilkelerini unutup tamamen husumete varan rekabete dayalı, insanları dünyanın en saçma kutuplaşmasına iten bir meşgalenin şiddet doğurması son derece doğal. Futbol fanatikliği, “Sarı, mavi, yeşil meşil farketmez, yürüyoruz aynı yolda biz. Futbol şiddettir, futbol holiganlıktır, futbol adam bıçaklamaktır” gibi vahşilikte birlik olan bir zihniyet doğuruyor. Bu sorun ancak gereğinden fazla önemsenmesinden vazgeçilerek çözülebilir. Bu ihtimalin de çok uzak olduğu bir gerçek.

 

Milyonları peşinden sürükleyen, hayatlarının merkezine oturan futbolun kişisel bir meşgale olmaktan çıkıp haber bültenlerini haddinden fazla meşgul edip herkesin hayatının merkezine sokulmaya çalışılması işin hakikaten tadını kaçırıyor. MİT, KCK operasyonları, terör, Ergenekon, demokrasi problemleri, ordu-sivil mücadelesi ve daha sayılamayacak kadar çok problemimiz arasında ‘futbolda şike skandalı’ başlıklı haberlerin gündemi meşgul etmesi çok can sıkıcı. Sokakta oynarken biri hile yaptığı için kavga eden çocukları dinlemek ne kadar mantıklıysa, şike haberleriyle meşgul olmak da o kadar mantıklı. Futbola siyaset karışmasın diye çırpınır dururlardı bir zamanlar. Şimdi futbol siyasetin içine girmiş durumda. Utanılacak, ayıplanacak bir durum. Çünkü futbol da özünde yalnızca bir oyun! Hangi sporu seveceği kişinin kendisine bağlıdır, fakat bir masa tenisi, güreş, buz hokeyi vs. neyse futbol da odur ve ancak onlar kadar önemlidir.Sporun, özellikle de futbolun gençleri düşünmekten ve üretmekten uzaklaştırdığını, onları fazlasıyla meşgul ederek kültürel ve sosyal faaliyetlere ilgi, zaman ve merak bırakmadığını, cahillik, fanatizm ve kutuplaşma doğurduğunu kabul etmek zorundayız. Milyar dolarlar dönen bir ticarî düzeni bozmak gibi bir hayalimiz yok elbette, ama en azından kendi çocuklarımızı (özellikle sanatsal alanlara yönlendirerek) bu ‘uyuşturucu’dan uzak tutmaya çalışabiliriz.

 

Eninde sonunda bir oyun olan futboldan birilerinin trilyonlar kazanması, gazetelerin satışını büyük oranda spor sayfalarına borçlu olması, saçları ağarmış adamların oturup futbol konuşup yazması, kahvelerde insanların futbol yüzünden kavga etmesi, bir insanın takımı yenildiği zaman günlerce üzülüyor olması… Bütün bunlar kronik bir uyuşma hali, komik bir yanılsama değil de nedir?

Time dergisinin kapağında Messi’yi gördüğümde çok üzülmüştüm. Dünyanın en iyisi de olsa bir futbolcunun, yani sokakta misket oynayan çocuktan farkı olmayan birinin Time gibi ciddi bir derginin kapağında işi ne? Dahası insanlar alın terinin karşılığını bile alamazken, dünyaya hiçbir katkısı olmayan bir oyunda astronomik rakamların dönmesi hiç mi garip gelmiyor? Tiyatroya beş lirayı, sinemaya sekiz lirayı çok gören nesillerin, tribünlerde vahşice bağırıp kendinden geçmek için hiç düşünmeden elli lira verebilmesi de mi düşündürücü değil? Birinin gazeteyi eline alır almaz ilk önce arka sayfasını açması da mı endişelendirmiyor bizi?

 

Bir sporcudan (Jose Mourinho) duyduğum belki de en iyi söz şudur: “Yorgun mu? Günde 15 saat çalışıp ayda birkaç yüz euro ile evine dönen baba yorgun olur. Biz değil.” Bu söz aslında kendi ‘mesleği’ne ne kadar inandığını, onu ne kadar ciddiye aldığını gösteriyor.Keşke insanların futbolu sıradan bir spor gibi algıladığı zamanlara geri dönme erdemini görebilsek; sporu yalnızca bir oyun olarak bilen bilge atalarımıza ulaşabilsek. İnsanlığın futbola feda ettiği potansiyelle neler yapabileceğini hayal etmek bile heyecanlandırıyor beni.

 

 

Emre MİYASOĞLU

FavoriteLoading Bu yazıyı Favorilerime ekle

BENZER YAZILAR

Yorum Yapın

*

Önceki yazıyı okuyun:
Teravih Tefsirleri 1433-15

Araf Suresi 59-72. Ayetler. Peygamberlerin sayıları Kuran-ı Kerim'de isimleri sayılan peygamberlerin özellikleri. Hz. Nuh'un öne çıkan özelliği nedir? Ömrü? Peygamberlik...

Kapat