Dindar Bir Doktor Hanım

Ayşe Hümeyra Ökten’in hatıralarını anlattığı konuşmasından akılda kalan güzel bölümleri aktarıyoruz.

Ayşe Hümeyra Ökten. 87 yaşında. Biz onu genelde İmam Hatip liselerinin kurucusu Celaleddin Ökten’in kızı olarak tanıyoruz. Kendisi Türkiye’deki ilk tesettürlü doktor hanım olarak da biliniyor. Aynı zamanda 1953 yılından sonra Hacca giden Müslümanlarla beraber doktor olarak Haremeyn’e gitmiş her sene. Bugün yılın 6 ayını Medine’de, 6 ayını İstanbul’da geçiren Hümeyra Ökten, İstanbul’da gençlerle buluştu, hayatından ve gördüklerinden bahsetti.

Dindar bir aileden geliyorum

Baba tarafım Trabzonlu. Ailemizden çok fazla hafız, hoca çıkmış bu güne kadar. Babam 5 yaşında yetim kalmış. Bundan dolayı annesinin çektiği sıkıntıları görmüş. Bu yüzden bizleri yetiştirip, kendi ayaklarımız üzerinde durmamıza çok önem vermişti. Bizim çocukluğumuz Cumhuriyet’in başlarına denk geldi ve ortam çok farklıydı o zamanlar. Fakat evimizin güzel ortamı vesilesiyle dışarıdaki laik hava bize tesir etmedi. Mesela bana evde hiçbir zaman namaz kılmamı söylemediler. Fakat namazdan o kadar çok bahsediliyordu ki, bir zaman sonra kendiliğimden namaza başladım.Şimdi bana bu yaşıma nasıl geldiğimi sorduklarında “Namaz sayesinde” diyorum. Küçük yaşınızdan beri namaz kılarak vücudunuzdaki kasları sürekli çalışır durumda tutuyorsunuz. Allah bizim için o kadar güzel şekilde ayarlamış ki, namaz ahiretin yanında dünya için de faydalı.

‘60 darbesinde üniversiteden ilk beni atarlardı!

7 yaşında okula başladım. O yıl yaz mevsimi çok güzel geçmişti. Biz de yazlıktaydık. Cumhuriyet Bayramı’na kadar orada kalmıştık. Döndüğümüzde babam beni alıp Hırka-i Şerif ilkokuluna götürdü. Baktık ki oranın kayıtları dolmuş. Bunun üzerine 52. Okul’a gittik. Müdür bey demiş ki, “Hocam, kayıtlar kapanalı bir ay oldu. Ancak eğitim müdüründen kâğıt getirirseniz kayıt yapabiliriz. Bir de bir ay geçti, herkes okumayı çözdü, kızınız onlara yetişemez.” Babam İstanbul’da nüfuz sahibi bir hoca tabi, eğitim müdürünün izni ile okula başlatmış beni. Ben de evde annemin öğrettikleri ile arkadaşlarıma yetiştim bu arada.

İlkokulu iyi bir derece ile bitirdim. Lisede de ismim iftihar listesinde idi sürekli. O zaman ismi iftihar listesinde iki kere çıkanlar Tıbbiye’ye sınavsız girebiliyordu. Biz bundan faydalandık. Dolayısıyla bizim grup başarılı öğrencilerden oluşuyordu. İçimizden çok profesörler çıktı sonrasında. Ben de kariyer yapabilirdim fakat bunun nefsimin istekleri doğrultusunda olabileceğinden korkup bu düşünceden vazgeçtim. Bundan dolayı da hiçbir zaman üzülmedim. Zaten eğer üniversite hocası olsa idim, ‘60 darbesinde üniversitelerden uzaklaştırılan hocaların başında ben yer alırdım görüşlerimden dolayı. Derler ya; hayırlı yol orta yoldur, biz de orta yolda gidiyoruz.

Üniversitelerde dindarlarla alay ederlerdi

Üniversitede ortam bana göre hiç hoş değildi. Kapalı hanımlarla alay ederler, Müslümanlık ile alay ederler… Muayene olmaya gelen kapalı hanımlar doktorlardan çekinirlerdi genelde. Ben de fırsatım oldukça onlara yardımcı olurdum. Bu şekilde çok dua aldım.Okuldayken boş muhabbetlerin olduğu yerlerden uzak durmaya çalışırdım. Namaz kılmak için de kütüphanenin pek girilmeyen bir kısmını kullanıyordum. Böyle olaylara pek karışmadan devam ettirdim okulumu.

Adnan Menderes inşallah şehit olmuştur!

Ezanın Türkçe okunmaya başlamasını hatırlamıyorum ama tekrar Arapça okunduğu zamanı hatırlıyorum. Demokrat Parti iktidara gelince ilk işlerinden biri bu yasayı değiştirmek olmuştu. Daha sonra biz bu yasayı değiştiren adamı astık. Allah rahmet eylesin, inşallah şehit olmuştur…O zamanlar ben ihtisas talebesiydim. İnsanlar nasıl coştular o gün… Bir Ramazan günü idi. O akşam teravihe Süleymaniye’ye gittik ve avlu tamamen doluydu. İnsan çok mutlu oluyor orayı öyle görünce.

Hacca gitmeyi çok istemiştim

1950 yılında Hac yolu açılınca bende de bir Hacca gitme isteği uyandı. Bu yıl hacılarla beraber bazı doktorlar da hacca gönderilmişti. 1952 senesinde hacca giden doktorlar pek iyi durumda değillerdi. Çoğu yaşlı doktorlardı zira. Bu yüzden sonraki yıl üniversite bünyesindeki genç doktorları hacca göndermeye karar verdiler. Ankara’dan dekanlığa bu konuda bir yazı gelmiş, o yazıyı da duvara asmışlar başvurular gelsin diye. Tabi ben o yazıyı görmedim. Bu sırada da hiç başvuran olmamış. Baş asistanım görmüş o ilanı, benim gideceğimi düşünmüş. Bu konuda beni görüşmeye çağırdılar; anneme, babama hiç sormadan kabul ettim bu görevi ben de. İsmim yazıldı, peşinden başkalarının da ismi yazıldı.

Hac yolculuğu bir hafta sürmüştü!

Hac yolculuğumuzu gemi ile yaptık, İstanbul’dan başladı ve bir hafta sürdü. Bir haftada Cidde limanına indik. Akdeniz’i iki günde geçtik. İskenderiye limanında durduk birkaç saat. Süveyş Kanalı’nı geçtik. Uzun bir kanal değil ama bazı yerleri tek yol olduğundan bir günde geçebildik orayı da. 2 günde de Kızıldeniz’i geçtik. Pazar günü de Cidde limanına indik.

Mekke’de hac görevi sırasında hacılara yardımcı olmaya çalıştık. Sonra Arafat’a çıkma günümüz geldi. Hava çok sıcaktı o gün. Hacca gidenler bilirler; her ibadet erkeğe kolaydır ama ihram kadına kolaydır. Erkeklerin başları açık, güneşin altındalar. Ben o gün hacılara çok hizmet ettim. Sonra o gün de dua ettim her sene oraya gidebilmek için. Annemle ve babamla da gidebilmek için dua ettim. Bu duam kabul oldu, bugüne kadar hacılara çok fazla hizmet etmek nasip oldu.

1956 senesinde annem ve babamla Hacca gittik. Mekke’de biraz zorluk yaşıyordum. Medine’de daha rahattım ama. Annem ve babamla orada olmanın lezzeti bambaşkaydı. Arap hükümeti bize çok ilgi gösteriyordu orada. “Türk doktor geldi” diye saraylarına davet etmişlerdi. Fakat biz laik devletimizin Araplara karşı olan korkularından dolayı onlara pek ilgi gösteremiyorduk. Şimdi artık biz onlarla iyi ilişkiler içerisinde olduğumuzdan, hacı kontenjanımız da sürekli artıyor.

Milletvekili olmam teklif edildi!

Babamla gittiğimiz ikinci haccın dönüşünde gemide çiçek salgını olduğu söylendi ve gemi karantinaya alındı. İzmir açıklarında bir hafta kadar gemide bekletildik. O gemide İskenderpaşa cemaatinden Mehmed Zahid Kotku Efendi de bulunuyormuş. Kendisi bana genç bir doktor olmam vesilesiyle ilgi gösterdi. Yanıma gelip hatır soruyordu. Hatta bir defasında bir rahatsızlığı olduğunda bir doktor gelip iğne yapmış fakat ağrısı geçmemiş. Bu sefer beni ismimle çağırttı. Ben tedaviyi yaptım ama hemen bırakmadım, netice alıncaya kadar ilgilendim kendisiyle.

Kendisi seneler sonra beni bu Milli Görüş partilerinden birinde, o zaman hangisi vardı hatırlamıyorum, aday yazdırmak istemişti de ben Medine’ye gitmekten vazgeçemeyeceğim için kabul etmedim bu teklifi.

Babam modern bir adam kabul ediliyordu, İmam Hatipleri ona kurdurttular

2. Dünya Harbi’nden sonra galip gelen devletler Türkiye’den ikinci bir parti kurulmasını istediler. Demokrat Parti kuruldu bunun üzerine. Halk Partisi de bu durumda oy kaybedeceğini düşünerek halkın isteklerine yaklaşmaya başladı, İmam Hatip okullarını açmaya karar verdiler. İstanbul’da bu konuda istişareler yapacaklarını söylediler. Eski Arapça hocaları ile görüşüyorlardı bunun için. Babamla da özellikle görüştüler, çünkü babam aynı zamanda üniversitede felsefe öğrenimi de görmüştü, diğer yandan Fransızca da biliyordu. Modern bir adam kabul ediliyordu yani.

Babamla bu konuda görüştüler ama babam onların niyetlerinin halis olmadığını biliyordu. Zaten bu okulların kurulması sürecini epeyce uzattı Halk Partililer. Tabi bu sırada 1950 senesine geldik, Demokrat Parti iktidara geldi. Onlar bu işi hemen halletti. Ankara’dan bir yazı geldi İstanbul Milli Eğitim Müdürlüğü’ne, “İmam Hatip okulu açılsın, Celaleddin Ökten de müdür olsun oraya” diye. Eğitim müdürü babamı çağırıp bu okulu açmak için ellerinde imkân bulunmadığını anlatmış. Babam da emekli olmuş bir adamdı, bu işi yapmak istemeyebilirdi ama ilgileneceğini söylemiş.

İlim Yayma Cemiyeti’ne gitmiş babam. Bu mevzuyu açık açık anlatmış onlara. İYC o zamanlar sürekli bakımsız camilerin bakımı ile uğraşıyordu. Babam da “bu camileri tamir ediyorsunuz, iyi hoş da, bu camilere imam da lazım. Matematikten, fizikten, kimyadan anlayan imamlar yetiştirmek gerek bu camilere” demiş. Onlar da bu fikri kabul etmişler, kesenin ağzını açmışlar.

Meslek dersleri azaltılınca babam çok üzüldü

Babam 70 yaşındayken İstanbul’un dört bir yanını gezdi okul olmaya uygun bir mekân bulmak için. Sonunda Vefa’da bir konak buldular. Fatih muhitindeki Müslüman marangozlar destek verdiler, ilkokulların, ortaokulların kırılmış, depoya atılmış sıraları, masaları tamir edilip okula teçhizat olarak koyuldu.

İlerleyen zamanlarda İmam Hatip okullarında meslek dersleri azaltılıp diğer derslerin saatleri artırılınca babam çok üzülmüştü. Yeniden, Arapça eğitimi veren özel kolejler açmak istemişti. Şimdi öyle kurslar var, babam görse çok memnun olurdu…

Kapüşon modası sayesinde kurtulmuştum!

28 Şubat’ta İmam Hatip’lere vurulan darbelere çok üzüldük. Ama o dönem en çok da başörtülü üniversiteli kızlara üzüldüm ben. Üniversite kapılarında haftalarca beklediler, kapı bir türlü açılmadı onlara… Benim okuduğum zamanlarda da başörtüsü ile ilgili problemler vardı. O zamanlar bir kapüşon modası çıkmıştı, bu sayede başımı örttüğümü gizleyebiliyordum ben. Tabi havalar ısınınca zor oluyordu bu.

90’larda başörtüsü konusunda zulüm gören kızlar için düşüncelerim farklı şekildeydi. Son bir iki yılı kalan, diploma alması zaruri olan kızlara yine tesettüre riayet etmek koşuluyla sadece başını açmalarını önerdim okuyabilmeleri için. Allah inşallah affeder bu davranışı. Ama ailesinin durumu yerinde olanlar, okumaya ihtiyacı olmayanlar için başlarını açmalarına gerek olmadığını düşündüm. Takva güzel bir şey ama böyle zaruri durumlarda bir süreliğine takvadan vazgeçmemiz gerekebiliyor.

Gençler bol bol dua almaya baksınlar!

Gençlere söylüyorum, sizden hizmet bekleyen biri olduğunda kesinlikle reddetmeyin. Ben bugünkü sağlığımı o zaman edilen dualara borçluyum. O dualar hiç zayi olmuyor. Anneannem bana çok dua ederdi “ömrün bereketli olsun” diye. Hamdolsun ki bu yaşımızı da gördük. Hacca sürekli gidebilmem de oradaki hacılara yaptığım yardımlar karşılığında bana ettikleri dualar vesilesiyledir. Yani dua almak bu kadar önemli…

 

 

 

Melek Kuzgun dinledi, İsmail Kaplan aktardı

FavoriteLoading Bu yazıyı Favorilerime ekle

BENZER YAZILAR

Yorum Yapın

*

Önceki yazıyı okuyun:
Teravih Tefsirleri 1433-15

Araf Suresi 59-72. Ayetler. Peygamberlerin sayıları Kuran-ı Kerim'de isimleri sayılan peygamberlerin özellikleri. Hz. Nuh'un öne çıkan özelliği nedir? Ömrü? Peygamberlik...

Kapat