Zombileşme Temayülü

“Bir topluluğa olan kininiz, sizi adaletten alıkoymasın.” [Kur’an, Mâide Sûresi:8]

 

Şöyle bir duyuruya rastlamıştım, bir etkinlikti bu, zombi bahsinde, yeniden hatırladım: “…Dans etme, eğlenme ve yeni arkadaşlar edinme gibi güzel anlamları içinde barındıran gecemize katılmak isteyenlerin dikkatine: Zombi makyajı ve kostümleriyle yeniden dirilinceye kadar hoşçakalın.” Onları bilirsiniz, ama bu yazı esnasında bilmediğinizi varsayalım. Meseleye temas edebilmek adına, Türk Dil Kurumu’na ait Güncel Türkçe Sözlük’e başvuracaksanız şayet, alacağınız karşılık şu olacak: “Zombi durumuna gelmek…” İyi ama nasıl? Nasılını merak edenlerin yeri sözlük sayfaları değil elbette. Bir zombi için yaşamak, homurdanabilmektir, yürüyebilmektir, ayakları üzerinde durabilmektir. “Canlı” olarak… Yaşamak mı, yaşamak! Sakinleştirici şuruplar, haplar, antidepresanlar, bitkiler, müzikler… Şifa vermez. Zombi, ruhunu yitirmiştir artık, ne dürtüselliği, kriminal tip bile değildir ki, tedavisi mümkün olsun. Doğal olarak, ruhunu yitiren bir et yığınından istikamet tayini beklenebilir mi? Asla ve kat’a…

 

Gizlisi saklısı yok bu meselenin: Zombileşmeye giden yol, his ve şuur iptalinden geçer. Dış tesirlere karşı hiçbir elem duyamamak… Bir canlı daha ne kadar ürkütücü olabilir ki? Zombileşmek suretiyle akıl yitimi gerçekleşir. Mesuliyet sorulmaz böylesinden… His ve şuur iptali yaşadıklarından mütevellit, gözleri donuk, boyunları yana doğru yatık, elleri önde, uzun adımlarla, yer çekimine paralel yürüdükleri görülmektedir. Tek tipleştirilerek… Umarsızca. Fakat hayatî organlarının tamamının durdurulduğu söylenemez. Dedik ya: Yaşamak mı, yaşamak! Esasında bu vaziyetin mantıklı bir izahı yoktur. Nasıl yaygınlaştığı meselesinin de… Gün gelir, istila gerçekleşir; algılayamazsınız, anlayamazsınız. Bulaşıcıdır. Bir o kadar da boğucu… Dikkat: Ölü değil, canlı sevicidirler. İnsanları, yani yaşayanları, yani istiflenmeyenleri, yani kendilerinden olmayanları yedikçe ve tükettikçe, çoğalırlar. İnsanüstüdürler. İnsandan ziyade…

 

Hazır, ölü demişken, çok gelişmiş modern insan soyunun, ebedî istirahatgâhları, kasıtlı olarak, şehirden uzaklaştırabilme arzusu karşısında gardınızı alınız. Menfur bir saldırıdır, kınayalım. Âh, ne zannediyorsunuz, ölülerin hakkı var üzerinizde, gerisini berisini yaşayanlar düşünsün, hesabını nasıl verecekler? Rastlamışsınızdır: Öldürülmesi gereken ölülerle uğraşan canlılara… Geçelim. Hâl böyle iken, zombiler beliriverir. Her iki tür, bu ilişkiden, bu irtibattan, haz devşirir kendisine. Olmazsa olmaz…

İnsan etine susamış tenperest zombiler, insansıdırlar, kendilerini kontrol edemezler. Maruz kaldıkları virüsü bulaştırdıkları müddetçe, vardırlar. Uzmanlar, zombilerin gerçek olup olmadığıyla meşgul oladursun, ilgili menkıbeler anlatılır, dünden bugüne… Allah’ın belası tanrılar, yine kurban istiyor! Yaygınlaşan zombileşme, korkuyu ve kuşkuyu artırır, itibar ve itimat azalır. Gelişim sürecini tamamlayan her zombi yürüyerek ve koşarak ispatlar yaşadığını, muhatabına temas edebilme gayesi güderek, şehvetiyle ve şiddetiyle yönelir, yönetilir. Bir toplulukta, kalabalıkta, yığında, zombiyi nasıl tanırsınız? Mühim değil, yormayınız kendinizi, o sizi bulacaktır.

 

Hassaten, uzun süre yaşayamadıkları, günün birinde böcekler tarafından kemirilecekleri, iskeletleşecekleri ve o çok önemsedikleri tenlerini yitirecekleri vurgulanır. Ne gam! Hareket kabiliyetine sahiptirler, vücut fonksiyonları yavaşlatılmış olabilir, ama… Kişi düşmeyegörsün, affetmezler, çünkü yaşayışlarının her ânı, bu ânı tadabilmek içindir, fena halde etoburdurlar. Şaşırmayınız. His ve şuur iptali neticesinde oluşan şartlanmışlık, teminatıdır yaşayışlarının…

Bir zombi için bir diğer zombiye ulaşmak, an meselesidir, bu hususta zorluk yaşamazlar, endişeye mahal yoktur, yeter ki aynı noktada bulaşabilsinler, yeter ki kalabalık olabilsinler. Haddizatında, kendileri, 72’i buçuğun içinde yaşayan yerüstü zenginliğimizdirler. Kıymet bilelim. Birlik ve beraberliğe en çok ihtiyacımız olan şu günlerde, yaşayalım ve yaşatalım.

 

Yönetenler ve yönetilenler!

1982’de, Harvard Üniversitesi’nden bir profesör, -halen hayatta- eline tutuşturduğu dosyasıyla birlikte, Haiti’de alır soluğu… Dosyasındaki o ölü şahıslar, toprağa gömülmelerine rağmen, ortalıkta gezinirken görülür. İlerleyen yıllarda, film endüstrisi üzerinden paraya tahvil edilen bu hadise, sanal ağ’daki, Bankalar ve Örümcekler tarafından, ilgilisine aktarılmıştır. Çılgın profesörümüz, Haiti’ye gittiğinde, bölge halkının iki sınıfa ayrıldığını görür: Yönetenler ve yönetilenler! Her ne kadar bir hükümet var olsa da, gerçekte güç “Bizango” olarak adlandırılan bir gruba aittir. Bu grup; itirazsız, sızlanmasız, şeksiz ve şüphesiz uyulması, uyum gösterilmesi gereken çeşitli kurallara sahiptir. İlaveten, yetenekli rahiplere ve profesyonel büyücülere… Gelgelelim, kimyasal ve bitkisel karışımlar, statüko muhafızlığını reddedenler üzerinde denenir. Israrla ve itinayla… C.N. adlı şahıs, maruzlarındandır, mağdurlarındandır, fizikî varlığı devam etmesine rağmen, şuursuzlaşmıştır. Nasıl olur? Denek kişi, öncelikle ölüleştirilir, nefes alıp verebilen bir ölü haline getirilir, hayatî fonksiyonları sıfırlanır, daha sonra, hazırlanan karışımlar ile hayata tekrar döndürülür; yetenekli rahipler ve profesyonel büyücüler desteğiyle… Uygulama esnasında, kurban, şuursuz bırakılmış, hareketleri, hazırlanan kimyasallar ile birlikte tamamen kontrol altında tutulmuştur.

Profesörün, bölgeye, büyük ilaç firmalarının sponsorluğunda gittiğini, mesele çerçevesinde ihmal etmemeli… İlaç firmaları böyle bir formülün varlığından emindiler; bu formülün ilaç sanayisinde çok işe yarayacağını düşünüyorlardı. Haiti’den getirilen o özel kimyasalların, bugün nasıl kullanıldığı henüz bilinmemekte…

 

 

Afşin Selim

FavoriteLoading Bu yazıyı Favorilerime ekle

BENZER YAZILAR

Yorum Yapın

*

Önceki yazıyı okuyun:
Teravih Tefsirleri 1433-15

Araf Suresi 59-72. Ayetler. Peygamberlerin sayıları Kuran-ı Kerim'de isimleri sayılan peygamberlerin özellikleri. Hz. Nuh'un öne çıkan özelliği nedir? Ömrü? Peygamberlik...

Kapat