Gel de Çık İşin İçinden

Hayattan zevk almak nasıl başlar? Sadece kendin için bir şeyler yapmakla mı yoksa yaparken birden bire o işin ehline dönüşmekle mi? Galiba, sadece anı bilerek ve anın farkında olarak mümkün. İşte böyle hep an bilincinde yaşamış bir bilim adamı; madden ilimle donanırken manen inanılmaz lezzetleri tatmış ve tarifi mümkün olmayan yollar, kokular, musikiler ve dostlar içinden geçmiş ki bakışları derin ve anlamlı bir sükûnun yanında kimselerin erişemeyeceği hoş bir tebessümle çevrilmiş.

 

Katedralde TekbirGel de Çık İşin İçinden, Ahmet Yüksel Özemre

Uzaklarda bir avare vasfının rahmet olduğunu söyler, karga bütün ailesinin şeceresini bir bir sayıverir. Ölmez de merak ya ölümü gösterilir; cenazesinde gözler onu minarelerden arayıverir. Üsküdar ağzı ağzından bir beste niyetiyle dökülürken biliriz ki Üsküdar’a mahsus Kur’an tilaveti kulaklarında ve o ‘hiç namaz bitmesin’ diyen cemaatlerin içinde bir yerlerdedir. Hakimiyet-i Milliye caddesini hangi bakışla seyre dalar, Attar Dükkanından sonra tatlıcıda lezzet arar. Tüm bunlar hangi dilden, hangi sofradan ve hangi velinin gözlerinden, sözlerinden ya da dile gelmeyen kelimelerindendir? Bir efsanedir belki ya da bir yakaza; lakin İsviçre’de bir katedralde dinlenen Tekbir ve yerlerde kalan Tanburî Cemil’in Ferahfeza Saz Semâisi, çimdikle gelen acı ve hayret değil midir? Zaten bir dilettant için bir melodinin bestekârını söylemek rüyada dahi olsa gerçek değil de nedir!

 

Sadece anı

‘Muhayyel fantastik hikâyeler’ diyor ya hoca, her biri içinden çıkılası pek de mümkün olmayan anıların tüm kuralları alt-üst ettiği ortada. Zira giriş miydi gelişme; yoksa sonuçtan gelen giriş, gelişmeden çıkan giriş miydi sonuç? Karışık mı oldu? O zaman şöyle söyleyeyim: Paris’te birine kahve ikram ediyorsunuz, adam avucunuzu öpüp gecelik masrafınızı da bırakıveriyor. Ve tüm kitap boyunca bir Atom Mühendisi’nin herhangi bir mülteci gibi kifaf-ı nefs eylediği sandviçler ile dualardan kurulmuş bir kalkan ve çan seslerinin altında korunan bir adam kalıyor aklımda. Bu tebessüm eşliğinde yazılmış; bakması ayrı, görmesi ayrı ve fehm etmesi ayrı bir idrak gerektiren anıları okumak da ayrı bir lezzet sanıyorum. Bir öğle arası, ya da uzunca bir soluklanma molası için kapağı açın; garantidir ki, tebessüm ve hayretle kapanacak bir kitap. Kim yazmış dersiniz?

 

Takunyalı, komünist ve masal

Birileri ‘takunyalı herif’ birileri de ‘komünist’ demiş. Aslına bakarsanız sadece Galatasaray’da okumuş, o terbiye ile her işinde mükemmellik aramış, Saim Amcasının ahlakı, Mustafa Abisinin edebi ve Eşref Amcasının bakışlarında saklanmış bir çocuk. ‘Çözülmesi zor bir muamma’ diyeni haklı çıkaran çözülmemiş ülkesine Nobel kazandırmak istemiş, olmamış; öğrencilerinin yüzüne nazar ayeti okuyan bir ilim adamı olmuş. ‘Böyle ilim adamı olur mu?’ derseniz nazar ya, üstüne bir de ayet olacak şey değil tabi! Velhasıl o da çıkamamış ki içinde ‘Gel de Çık İşin İçinden’ diyerek ‘Çile’ demiş yaşadıklarına. Ama masalların, efsanelerin çözülen çileleriyle dertler biterken onda sarıldıkça çoğaldıkça çile vakit bitivermiş ve geriye:

 

“Âh!Tûtî-i mû’cize-gûyem, ne desem lâf değil” kalmış, bir karagözcünün manisine eşlik eden.

 

 

 

Fadime Türkölmez

FavoriteLoading Bu yazıyı Favorilerime ekle

BENZER YAZILAR

Yorum Yapın

*

Önceki yazıyı okuyun:
Teravih Tefsirleri 1433-15

Araf Suresi 59-72. Ayetler. Peygamberlerin sayıları Kuran-ı Kerim'de isimleri sayılan peygamberlerin özellikleri. Hz. Nuh'un öne çıkan özelliği nedir? Ömrü? Peygamberlik...

Kapat