Yazıyı Ciddiye Almak

Yazmayı ciddiye almaktan söz etmeden önce, yazmayı hafife alabilir miyiz diye sormamız gerekir. Çünkü yazmayı hafife almak, onu ciddiye almamak demek olur ki, böyle bir durumda bu eylemi gerçekleştiren kişiye bakmamız gerekir.Bir defa yazmak, yazar olmak başlı başına ciddi bir iştir ve bu işe soyunan kişi bunun doğuracağı bütün sorumlulukları ve bedelini ödemeyi göze almış demektir. Kısacası yazmak sonucunu bildiğimiz bir maceraya atılmaktır. Yaşadığı dünyada insanın bir gayesinin olduğu ve bu gaye doğrultusunda bir anlam/değer ifade ettiğinin farkında olmasıdır. Yazar inansın veya inanmasın her şeyden önce bu varoluş sancısıyla hareket eden kişidir. Yazmak bu anlamda insanın kendini ifade etmesidir. Kazanç ve şöhretin dışında ondan manevi bir haz almaktır. Olaya bu noktadan baktığımızda bir yazarı az veya çok yazmasından dolayı eleştiremeyiz. Fikri anlamda yazarın ortaya sürdüğü düşüncelere katılıp katılmamak ayrı şeydir. Bir yazarı çok yazdığından dolayı eleştirmek ancak önyargı ile açıklanabilir bir durumdur. Ayrıca yazarı çok yazmasından dolayı “yazıyı ciddiye almıyor” diye onu eleştirmek büyük bir haksızlıktır. Çünkü yazıyı ciddiye almakla almamak arasındaki ölçü, çok yazmaktan geçmemelidir. Çok veya az yazmanın ciddiyetle bir illiyet bağı yoktur. Bir yazının ciddiliği ancak edebi ve fikri anlamda değerlendirilmesiyle ortaya konulabilir.

 

Gerçek bir yazar çok ve kolay yazıyorsa onun yazdıklarını küçümsemek mi gerekiyor yoksa yazdıklarına mı bakmalıyız? Yazmak eylemi yazardan yazara göre değişir. Biri uyur-gezerken şiirlerini yazar bir diğeri masa başında. Kimi oldukça sakin bir yerde ancak kalem oynatabilir kimi de kalabalık bir kahve veya çay bahçesinde… Kimi çok kolay yazar, kimi de çok zor. Kolay yazmak bir bardağın taşmasına benzer. Eğer bardak doluysa taşması kaçınılmazdır. Fakat zor yazan durumu ise tıpkı bir kadının doğum yapması gibidir. Önce büyük sancılar çekerek, zorlanarak yazar.

 

Ayrıca yazmanın kolaylığı veya zorluğu olayını kişinin kabiliyeti çerçevesinde değerlendirmek gerekir. Hiç kimse bir yazarı az yazdığından dolayı yadırgayamayacağı gibi kolay ve çok yazdığından dolayı da yadırgayamaz. Okuyucu veya eleştirmen yazarın yazdıklarına bakarak ancak bir fikir yürütebilir. Eser ya da metinlerin doğruluğu yanlışlığı, derinliği veya yüzeyselliği üzerinde durabilir, yazarın fikrine katılıp katılmayacağını söyleyebiliriz. Fakat yazarı çok yazmasından dolayı eleştiremeyiz. Çok yazıp güzel eserler bırakmış sanatçılar çoktur. Örneğin Balzac “İnsanlık Komedyası” adını koyduğu binlerce sahifelik romanlarını belli bir yaştan sonra yazmıştır. Onun hayatına bakanlar bunu nasıl başarabildiğine hayret ederler. Üstat Necip Fazıl’ın bugün yayınlanan eserleri yüz kusuru aşmış, dev bir külliyat oluşmuştur. Örneğin Necip Fazıl’ın dört veya beş kitabının oluşumundan meydana gelen şiirleri için bir kimse çok yazmıştır diyebilir mi? Çile’de toplanan şiirlerin hangisi göz ardı edebilir? Çok yazmış diye Üstadın eserlerini hafifsemek gibi bir hakkı kim kendinde görebilir? Hatta müstear isimlerle yazdıklarına bakılırsa onun bizim bildiğimizin ötesinde eserleri olduğu anlaşılır. Gazetelerde günlük köşe yazıları yazan gazeteci ve yazarlara baktığımızda bir Çetin Altan’ın binlerce sahife makalesiyle hâlâ güncelliğini koruduğunu, hatta 20-30 yıl önce yazdığını tekrar yayımlayarak yazılarının güncelliğini koruduğunu göstermiştir.

 

“Zor yazmak kolay yazmak” üzerine bir anısını anlatan Rasim Özdenören “Yazı İmge ve Gerçeklik” adlı kitabında şunları yazar: “Akif İnan’la bir defasında ziyaretine gittiğimiz Zübeyir Yetik: ‘Bana beş dakika müsaade edin, yazımı yazayım, sonra birlikte oluruz’ dedi. Ben: ‘Sana tam beş dakika müsaade, dedim, beş dakikayı bir saniye geçerse buradan ayrılırız’ Zübeyir odasına geçti ve hemen geri döndü daktilonun şeridini değiştirmesi gerekiyormuş, dakikaları şerit değişiminden itibaren hesaba katmamızı istedi. ‘Peki’ dedik. Ve kronometremizi, dediğimiz andan itibaren çalıştırmaya başladık. Zübeyir beş dakikanın dolmasına beş on saniye kala, elinde bir daktilo sayfası yazılmış yazısıyla çıktı ve kâğıdı sallayarak ‘işte’ dedi. Ben bu manzaradan heyecanlandım. Çünkü hiçbir zaman bu kadar kısa sürede böyle yazı çıkartabileceğini aklımın ucundan bile geçirmemiştim. Zübeyir ‘kolay’ diyordu, bunlar gazete yazısı, gazete yazısı kolay yazılır.” 1

 

Yazmak, özellikle de kolay yazmak bir birikim, bir tarz, bir kabiliyettir. Şahsen yakından tanıdığım Zübeyir Yetik bilgi, birikimi ve felsefi derinliğiyle ciddi eserlere imza atmış usta bir yazardır. Hiç kimse Zübeyir Yetik için kolay yazıyor, çok yazıyor diye onun yazdıklarını hafifseyemez. Yine kolay yazanlara örnek olarak rahmetli Cahit Zarifoğlu’nu anmadan geçmek mümkün değildir. Anlatıldığına göre Mavera dergisini çıkardığı yıllarda şiirlerini dergi ortamında hemen yazarmış. Onun kolay yazması şiirini etkilemiş midir? Bir kimse çıkıp Zarifoğlu’nun şiirlerinin sanatsal değeri olmadığını söyleyebilir mi? En kolay yazmasına rağmen İslami edebiyatın en zor şiirlerine imza atmıştır. Kısacak hayatına sığdırdığı o zor ve hacimli şiirleriyle halen edebiyatımızın en anlaşılmaz şiirlerinin sahibidir.

 

Dostoyevski’nin yazacağı bir roman için “Roman hazır, bir yazması kaldı” dermiş. Dostoyevski bu sözüyle gerçekte yazacağı eseri önce kafasında bitirmiş olduğunu, yalnızca onun kâğıda geçirilmesine sıra geldiğini anlatmak istemiştir. Yazar yazacağı şeyi önceden tasarlamış ve kafasında oluşturmuşsa, oturup birkaç dakikada yazması, o yazının değerini küçültmez. Bu anlamda yazarın, yazıyı ciddiye almadığı kesinlikle söylenemez.Yazmak bir defa bilgi işidir. Okumayan adam yazamaz. Okumak yazarı yeniler, ufkunu genişletir ve yazma istidadını geliştirir. Günümüzde birçok yazarın kendini tekrara düştüğü, gençlikte okuduklarıyla kalem oynattıklarını görürüz. Hatta bazıları yazacak bir şeyler bulamadığından fikir ve bilgiye dayalı yazılar yerine hatıralara dayalı yazılar yazdığını görürüz. Yazmak ve okumak iç içedir ve bir varoluş olayıdır. “yazmasam ölürüm” diyen yazarlar vardır. Bir defa yazmak insanın kendini tanıma ve tanımlama olayıdır. Bir yazar için çok yazıyor eleştirisine bakarken, yazarın yazılarının arkasında durup durmadığına bakmak gerekir. Yazmayı ciddiye almamak bir defa okuyucuya saygısızlıktır.

 

Okumayan kimse yazı yazamaz, yazsa bile yazdıklarının derinliği ve kalıcılığı olmaz. Yazma konusunda çok veya az olayına değil, esere ve eserin şümullüğüne bakmak gerekir. Çok veya az, kolay veya zor yazmak bir eseri veya yazıyı değerlendirmede ölçü olamaz. Zira günde dört beş saat okumalar yapan bir yazarın yazdıklarıyla, okumadan günübirlik yazanlar arasında büyük bir fark vardır ve iyi bir okuyucu bunun hemen hisseder. Yıllardır büyük gazetelerde köşe başını tutup kendini tekrar eden yazarlara bakınız, dün söyledikleri bugünü, bugün söyledikleri yarına tutmamaktadır. Okuyucuya saygısı olan yazarlar, her şeyden önce kalemin kutsallığına inanır ve bu inançla kalem oynatır. Varoluş gayesini kendini tanımak fikri üzerine oturtan yazar, Yaratıcısını bilir ve okumanın bir emir olduğu idrakiyle hareket eder. Yazma eylemini de bunun üzerine oturtur. Ayrıca yazmanın bir sorumluluk getirdiğinin bilincini taşır. Kendini ciddiye aldığından yazıyı da ciddiye alır. Çünkü kendine saygısı olmayanın yazıya saygısı olamaz. Kendini ciddiye alan yazıyı da ciddiye alır ve öyle kalem oynatır.

 

1 Rasim Özdenören, Yazı, İmge ve Gerçeklik, Sh, 95-96, İst.

Mehmet Kurtoğlu

 

 

FavoriteLoading Bu yazıyı Favorilerime ekle

BENZER YAZILAR

Yorum Yapın

*

Önceki yazıyı okuyun:
Teravih Tefsirleri 1433-15

Araf Suresi 59-72. Ayetler. Peygamberlerin sayıları Kuran-ı Kerim'de isimleri sayılan peygamberlerin özellikleri. Hz. Nuh'un öne çıkan özelliği nedir? Ömrü? Peygamberlik...

Kapat