Tarihi Eserler İşgalden Kurtarılmalı

Yüz yıllarca Osmanlı’ya başkentlik yapmış ve binlerce tarihi eserin olduğu İstanbul’da bu gün durum içler acısı. Birçok bölgede bulunan Osmanlı eserlerinin yıkılmış, tahrip edilmiş durumu görenleri şaşkına çeviriyor. Dün gazetemizin manşetine taşıdığı ve Osmanlı Padişahlarının aileleri ile meftun olduğu Hatice Turhan Valide Sultan Türbesi’nin durumunu ülkemizin değerli tarihçilerine sorduk.Muğla Üniversitesi Tarih Bölümü Öğretim Üyelerinden Yrd. Doç. Dr. Adnan Çevik, tarihi eserler korunması konusunda Türkiye’de temel sorunların olduğunu ifade ederek, “Türkiye’de temel sorun kendi kültürümüzün, kendi değerlerimizin gelecek nesillere aktarılması konusunda ciddi bir duyarsızlık var. Bu da kendini en çok tarihi eserlerde gösteriyor. Çünkü bu tarihi eserler, bu toprakların bizim olduğuna dair tapu senetleridir. Türbeler, medreseler ve en önemlisi ise mezarlıklarımız bu toprakların bizim olduğunu, gelecek nesillere gösterecek en önemli delillerdir. Bu konuda genel bir duyarsızlık ve aymazlık var” dedi.

Antik döneme ödenek var Osmanlıya yok

“Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren pek çok iktidar değişiyor. Milli ve manevi değerlere duyarlı iktidarlar geliyor” diyen Çevik, bu iktidarlar döneminde de tarihi eserlerin korunmasına ilişkin beklentilerin boşa çıktığını söyledi. Çevik, “Milli ve manevi değerleri ön plana çıkaran iktidarlardan daha çok ilgi bekliyoruz ama onlarda da eserlerimiz beklediğimiz oranda bir karşılık görmüyor. Pek çok üniversite de arkeologlar antik tarih ile ilgili eserler ortaya çıkarıyor. Bunlara ödenek bulunuyor ama sıra Türk-İslam eserlerine gelince nedense bunlara ödenek bulunamıyor” diye eleştiride bulundu.

Eylem planı oluşturulmalı

Muğla Üniversitesi Tarih Bölümü Hocalarından Yrd. Doç. Dr. Adnan Çevik, Muğla’da Menteşe Beyliği’nin yaşadığını kaydederek, “Burada Menteşe Beyliği yaşamış. Bu dönemden kalan camiler ve tarihi eserler harabe, döküntü halinde. İstanbul ise Osmanlı’nın başkenti. Her köşesinde bir tarihi eser var. Ama camiler, türbelerin durumu içler acısı. Dolayısıyla bu konuda bir eylem planı geliştirilip, o eylem planı çerçevesinde öncelik sırasına konularak, bu eserlerin ayağa kaldırılması, koruma altına alınması işgalden kurtarılması gerekiyor. Mezarlıklar türbeler vatandaş tarafından da işgal edilmiş. Tarihi eserlerimizin kullanıma açılarak koruma altına alınması gerekir. Çünkü kullanımda olan eserlerin bakımı yapılmak zorunda” dedi.

Akgündüz: Tarihi eserler Cumhuriyet döneminde korunmadı

Prof. Dr. Ahmet Akgündüz, ise tarihi eserlerin Cumhuriyet tarihi boyunca pek korunmadığının altını çizerek, son yıllarda bu konuda bazı girişimlerin olduğunu söyledi. Akgündüz, İstanbul değil, bütün Türkiye’yi hesaba katarsak, 1983 yılına kadar tarihi eserler yüzde 95’i ihmal edilmiş durumda. Tarihi eserlere bakış tarzı ise Rahmetli Özal ile geldi. Bulgaristan’ın 1986 yılında Osmanlı eserlerini tahrip etmeye başladığı zamanda ülkemizdeki eserler de gündeme geldi” dedi. Akgündüz, son dönemde tarihi eserlerin onarılması konusunda ise önemli adımlar atıldığını söyleyerek “Eğer bir ihmal edilen veyahut bir yıkık abide var ise bunlara sıranın geleceği kanaatindeyim. Süleymaniye harap bir bölge. Ama yavaş yavaş imar edilmeye başlanıyor. Binlerce Osmanlı eserlerinin tamamının imarının yapıldığını söylemek çok zor. Ümit ediyoruz ki inşallah bundan sonra da kalan eserler onarımdan geçirilir. Şehzadebaşı camiini örnek gösterelim. Yıllarca tamir edildi. Bir türlü bitirilemedi, birkaç yıl öncesinde ancak tamamlandı” dedi.

Tarihçi-Yazar Miyasoğlu: Bu fiili bir gasptır

Tarihçi-Yazar Mustafa Miyasoğlu, Osmanlı eserlerinin bu gün tahrip edildiğini söyleyerek, bunun fiili bir gasp olduğunu kaydetti. Miyasoğlu, “Osmanlı eserleri layıkıyla korunamıyor. Devlet vakıfların gelirlerini bütçede kullanıyor. Onların vakfiyelerinden gelen gelirlerin onda birini bile bu binalara harcamıyor. Bu ise dünyada görülmemiş fiili bir gasptır. Balkanlarda birahaneye ve kiliseye çevrilen camilere üzülüyoruz ama bu ülkemizde vakıflarla korunan tarihi eserlerimizin harabeye dönüştürülmesine çok üzülüyoruz” dedi. Miyasoğlu, bu konuda önemli yazarlarımızdan olan Yahya Kemal’in ‘Biz tarihi eserlerimizi harabeye dönüşsün diye bekliyoruz. Sonra da onları kör kazma ile temizliyoruz’ cümlelerini hatırlatarak, “Türkiye’deki bayındırlık faaliyetleri maalesef yüz yıldır böyle. Gerek camiler ve gerek bir kısım köşkler ve saraylar hatta türbeler bazı insanların insafına kalmış durumda” diye eleştirdi.

“Bu hukuksuzluğun göstergesidir” diyen Miyasoğlu, Türkiye’nin bölgesinde dünya devleti olurken, tarihine de sahip çıkması gerektiğini kaydetti. Miyosoğlu, “Türkiye bölgesinde dünya devleti olurken, Osmanlı Devleti’nin hukukuna da saygı göstermeli. Vakıf eserleri vakfiyeye uygun şartlarda korunmalıdır” dedi.

 

 

Ahmet Açıkay

FavoriteLoading Bu yazıyı Favorilerime ekle

BENZER YAZILAR

Yorum Yapın

*

Önceki yazıyı okuyun:
Teravih Tefsirleri 1433-15

Araf Suresi 59-72. Ayetler. Peygamberlerin sayıları Kuran-ı Kerim'de isimleri sayılan peygamberlerin özellikleri. Hz. Nuh'un öne çıkan özelliği nedir? Ömrü? Peygamberlik...

Kapat