Osmanlı Kadını Haremde Hapis miydi?

Türkiye’nin son yıllarda yaşadığı değişim ve dönüşüm her alanda kendini göstermeye devam ediyor. Bu değişim Türkiye toplumunun tarihe bakış açısını da etkiliyor. Tarih programlarının televizyonlarda çok izlenilen saatlerde yer alması, tarih konulu dizilerin sayılarının artması, tarih romanlarının başarılı satış grafikleri bunun en büyük göstergesi.Osmanlıda kadının toplumsal hayattaki yeri ve hakları, sürekli tartışılan, ilgi gösterilen bir konu oldu. Batılı gezginlerin katkısıyla Avrupa’da oluşan oryantalist algı, maalesef Osmanlıyı redd-i miras yapan Cumhuriyet tarafından da benimsendi. Bu algıya göre Osmanlı ailesinde evin erkeğinin sözünün üzerine söz söylenmez, eşlerinin yanı sıra birçok cariye evin erkeğinin istek ve arzularını karşılamaya çalışır, kadının kocasına karşı ya da ailesiyle, eviyle ve kendisiyle ilgili söz sahibi olduğu bir konu yoktur.

 

 

Neyse ki bu algının gerçekleri yansıtmaktan uzak olduğu (ya da eksik olduğu) son dönemde yapılan araştırmalarla ortaya çıkıyor.Amerika’da Illinois Üniversitesi’nde “Batı Edebiyatında Türk, Doğulu Kadın ve Harem Algısı” konusunda doktora yapmakta olan Filiz Barın Akman’ın ilk kitabı Batılı Seyyahların Gözüyle Osmanlı Kadını Batılılar tarafından zihinlerde şekillendirilmiş Osmanlı kadınını sorguluyor. Fakat bunu yaparken Osmanlı kaynaklarından değil, Batılı kadın seyyahların mektuplarından, seyahatnamelerinden yararlanıyor. Batılı kaynaklar tarafından oluşturulmuş algıyı yine Batılı kaynaklardan faydalanarak çürütüyor.Sanılanın aksine çok eşliliğe Osmanlıda az rastlandığını, üst düzey görevliler ve çok zenginler için bile çok eşliliğin istisnai bir durum olduğunu, maddî koşulların yanı sıra artan sorumlulukların buna müsaade etmediği belirtiliyor. Kadınların bazen eve günlerce gelmeyip arkadaşlarında kaldığını, hamamlara gittiklerini, mesire yerlerinde vakit geçirdiklerini ve yine istedikleri zaman evin önüne sokak pabuçlarını koyarak (çedik pabuç adeti) evin erkeğini günlerce haremden uzak tutabildiklerini ve kendi özel alanlarını oluşturabildiklerini pek çok Batılı kadın seyyahın hatıralarından bu kitapta öğreniyoruz.Avrupa’da ve özellikle İngiltere’de kadın haklarının gelişim sürecini de inceleyen Filiz Barın Akman şaşırtıcı bir şekilde Avrupa kadının İslâm’ın kadınlara verdiği değere ancak son yüzyılda erişebildiğini tespit ediyor. Evli veya dul Osmanlı kadını batılı hemcinslerine göre çok daha fazla hakka sahipti. Osmanlı kadınları kanun önünde kendilerini temsil ve dava açma hakkı vardı. Velayet ve mal varlığı konusunda Avrupa kadını ancak büyük bir mücadelenin ardından Osmanlı kadınının sahip olduğu haklara sahip olabildi. Yayınlanan Batılı Seyyahların Gözüyle Osmanlı Kadını zihinlerdeki Osmanlı kadını algısını değiştirecek, Osmanlı devletinde kadının toplum hayatındaki yeri, sosyal hakları ile ilgili pek çok yeni bilgi gün yüzüne çıkacak.

 

Osmanlıda çokeşlilik ne kadar yaygındı?

 

Osmanlıda kadının toplumsal hayattaki yeri ve hakları, sürekli tartışılan, ilgi gösterilen bir konu oldu. Batılı gezginlerin katkısıyla Avrupa’da oluşan oryantalist algı, maalesef Osmanlıyı redd-i miras yapan Cumhuriyet tarafından da benimsendi.Bu algıya göre Osmanlı ailesinde evin erkeğinin sözünün üzerine söz söylenmez, eşlerinin yanı sıra birçok cariye evin erkeğinin istek ve arzularını karşılamaya çalışır, kadının kocasına karşı ya da ailesiyle, eviyle ve kendisiyle ilgili söz sahibi olduğu bir konu yoktur.Neyse ki bu algının gerçekleri yansıtmaktan uzak olduğu (ya da eksik olduğu) son dönemde yapılan araştırmalarla ortaya çıkıyor.

 

 

Amerika’da Illinois Üniversitesi’nde “Batı Edebiyatında Türk, Doğulu Kadın ve Harem Algısı” konusunda doktora yapmakta olan Filiz Barın Akman’ın ilk kitabı Batılı Seyyahların Gözüyle Osmanlı Kadını Batılılar tarafından zihinlerde şekillendirilmiş Osmanlı kadınını sorguluyor. Fakat bunu yaparken Osmanlı kaynaklarından değil, Batılı kadın seyyahların mektuplarından, seyahatnamelerinden yararlanıyor. Batılı kaynaklar tarafından oluşturulmuş algıyı yine Batılı kaynaklardan faydalanarak çürütüyor.Osmanlı İmparatorluğuna çeşitli sebeplerle gelen Charles White, Halil Halid, Lady Montagu, Bayan Harvey gibi yazarların eserlerini inceleyerek Osmanlıda çokeşliliğin üst düzey yönetici ve çok zenginler için bile istisna olduğunu, alt ve orta gelir düzeyi için ise hem maddî olanakların yetersiz olmasının, hem de dinî ve geleneklerin yüklediği sorumlulukların çokeşliliğe imkan vermediğini belirtir.

 

 

Osmanlıda harem konusunu da yine benzer kaynaklardan inceleyen Filiz Barın Akman haremin yarı çıplak bir şekilde minderlere uzanmış güzel kadınlardan oluşmadığını, haremde ahlak ve görgü kurallarının aşırı titizlikle uygulandığını, kurallara uymayan erkeklerin kıskanç kadınlar ve ustaların yakın takibiyle engellendiğini anlatıyor. Osmanlıda evin iki bölüm olduğunu belirten yazar, misafirlerin kabul edildiği bölüme selamlık, kadınların bulunduğu bölüme ise harem dendiğini fakat haremin erkeğinin eşinin yanı sıra annesinin, kız kardeşinin ve kızının da bulunduğunu söylüyor.Avrupa’da ve özellikle İngiltere’de kadın haklarının gelişim sürecini de inceleyen Filiz Barın Akman şaşırtıcı bir şekilde Avrupa kadının İslâm’ın kadınlara verdiği değere ancak son yüzyılda erişebildiğini tespit ediyor. Evli veya dul Osmanlı kadını batılı hemcinslerine göre çok daha fazla hakka sahipti. Osmanlı kadınları kanun önünde kendilerini temsil ve dava açma hakkı vardı. Velayet ve mal varlığı konusunda Avrupa kadını ancak büyük bir mücadelenin ardından Osmanlı kadınının sahip olduğu haklara sahip olabildi. yayınlanan Batılı Seyyahların Gözüyle Osmanlı Kadını zihinlerdeki Osmanlı kadını algısını değiştirecek, Osmanlı devletinde kadının toplum hayatındaki yeri, sosyal hakları ile ilgili pek çok şey gün yüzüne çıkacak.

FavoriteLoading Bu yazıyı Favorilerime ekle

BENZER YAZILAR

Yorum Yapın

*

Önceki yazıyı okuyun:
Teravih Tefsirleri 1433-15

Araf Suresi 59-72. Ayetler. Peygamberlerin sayıları Kuran-ı Kerim'de isimleri sayılan peygamberlerin özellikleri. Hz. Nuh'un öne çıkan özelliği nedir? Ömrü? Peygamberlik...

Kapat