Merak Dikkat Hâfıza

ÜNİVERSİTELİ bir genç ziyaretime gelmişti. Sohbet esnasında “Zamane insanları, bilhassa gençler çok dikkatsiz, hafızaları pek zayıf” demiştim. Beni dikkatle dinlemişti. Sonra vedalaştı gitti. Beş dakika sonra kapı zilim acı acı çaldı. Bizim genç… Hayrola dedim. Gözlüğünü unutmuş!Gözlüğünü unutmamış olsaydı cep telefonunu unuturdu. Veya çay masasının üzerine koyduğu cüzdanını… Evet zamanımızda dikkat ve hafıza çok ama çok zayıfladı.Bir de merak hemen hemen kalmadı gibi.Birkaç gençle bir yerden geçiyoruz. Onlara “Şuraya bakın, ne kadar enteresan bir bina (yahut ağaç)” diyorum. Gözlerini hayretle açıp, “Yahu sizde de amma da göz var, bunları nasıl görüyorsunuz” diyerek taaccüp ediyorlar.Maalesef toplumumuz gözlerini iyi kullanamıyor, bakıyor ama göremiyor, görse bile algılayamıyor.Kültürün temel direklerinden üçü merak, dikkat ve hafızadır.Peki kültür nedir?.. Bir Frenk mütefekkiri “Birçok bilgi edinirsin, onları zamanla unutursun, işte o unutmadan sonra geride kalan şey kültürdür” demiş.

Medenî bir insanla bedevî ve vahşi bir insanı ayırt eden şeylerin başında görgü gelir.Görgünün tarifini yapmak zordur. En geniş mânasıyla incelik, kibarlık, insanî münasebetlerde nezaket, kimseyi kırmamak, gönül yıkmamak, büyüklere hürmet, küçüklere şefkat, komşulara iyilik, tanıdığı ve tanımadığı herkese güzel muamele etmek…Eskiden bir İstanbul medeniyeti ve onun bir âdâb-ı muaşereti vardı.Selamı önce küçük büyüğe verirdi.Büyük selamı alırdı.Hatır sıra sorması büyükten küçüğe olurdu. Selamdan sonra küçük büyüğe hemen “Nasılsınız efendim?” diye sormazdı.Misafir, hele yaşça küçükse, buyurun oturunuz denilmeden oturmazdı.Küçük veya büyük kimse ayak ayak üstüne atmazdı.Büyüklere “eviniz” denmez, “devlethaneniz” denirdi.Kendi evi için evim denilmez, fakirhanem denirdi.İkram edilen bir şeyi (içecek, yiyecek, meyve, tatlı) “Ben bunu sevmem, yemem içmem” demek ağır hakaretti.Kapı zili bir kere çalınırdı. Hemen açılmazsa bir iki dakika beklenir, tekrar çalınırdı.

Kapı açılmazsa geri dönülürdü.Önce selam vermeden (yazılı veya sözlü) kelam edilmezdi.Bir eve veya yazıhaneye gidildiğinde oradaki evrak, kitap, dergi, gazete vs karıştırılmazdı.

Lüzumsuz soru yöneltmek çok ayıptı.(Bana bir soru yönelt, ben senin ne mal olduğunu söyleyeyim…) Eski âdâb-ı muaşeretimiz âdâb üzerine kuruluydu.

Tramvayda biri ötekinin ayağına bassa, sonra “Afvedersiniz” dese, öteki “Estağfirullah efendim…” cevabını verirdi. Ayağına basılan adamın “Ulan dikkat etsene be!” diye bağırması onun eşekliğine delalet ederdi.

Sırası gelmişken beyan edeyim: Eskiden delâlet ile dalâlet kelimeleri arasındaki farkı her okumuş bilirdi.

Eski büyüklerimiz “Kişinin edebi zehebinden (altınından) hayırlıdır” derlerdi.

Rahmetli üstad Ord. Prof. Ali Fuad Başgil beyefendi, ziyaretine gelmiş yirmi yaşındaki üniversiteli gence “Beyefendi” diye hitap ederdi.

Çocukluğumda İstanbul’un kibar ve yontulmuş halkının en çok kullandığı kelime efendim idi.

Bozulma başlamıştı ama bugünkü kadar değildi.Beyler bay oldu.Hanımlar bayan.Muhteremler sayın.Eski nazik ve kibar kelimeler gitti, yerlerine ulan, yuh be, amma da kral geldi.Müslümanlar gitti, İslamcılar geldi.On milyon genç yetmiş milyon oldu.İtiraf etmek lazım, epey maddî kalkınma oldu ama edep, görgü, medeniyet, kibarlık nereye gitti.Meraksız, dikkatsiz, hafızasız yığınlar.Başsız başsız adamlar!

 

 

Mehmet Şevket Eygi

 

FavoriteLoading Bu yazıyı Favorilerime ekle

BENZER YAZILAR

Yorum Yapın

*

Önceki yazıyı okuyun:
Teravih Tefsirleri 1433-15

Araf Suresi 59-72. Ayetler. Peygamberlerin sayıları Kuran-ı Kerim'de isimleri sayılan peygamberlerin özellikleri. Hz. Nuh'un öne çıkan özelliği nedir? Ömrü? Peygamberlik...

Kapat