Koruyucu Psikolojiye İhtiyaç Var

Prof. Dr. Kemal Sayar

 

Prof. Dr. Kemal Sayar Hocamız ile günümüz aile eğitimi ve evlilik üzerine konuştuk…

 

Toplumda gençlerin çok değiştiğinden ahlaki değerlerin olumsuz yöne doğru ilerlediğinden veryansın ediyor büyüklerimiz, peki sizce bu durum asıl sebepleri nelerdir?

Endüstrileşme çağıyla birlikte insanlar, bitip tükenmek bilmeyen üret ve tüket emirlerine ayak uydurmaya çalışmışlardır. Batılı ekonomi politikalarının etkisinin tüm toplumlar üzerinde giderek artması ile değişimi gerçekleşen ilk sosyal topluluklar, aileler olmuştur. Artık daha fazla iş gücü, rekabet ve üretme arzusu ile dolu olan dünyada bir zamanların geniş ailelerine yer kalmamış; endüstrileşen şehirlere göç eden çekirdek aileler ise topluma giderek daha fazla egemen olmaya başlamıştır. Bu durumun sonucunda çocuğun içinde büyüdüğü ve onun kimliğinin oluşmasında son derece etkili olan yakın sosyal bağlar zayıflamıştır. Geniş ailenin eksikliğinden muzdarip çocuk, artık uzun mesai saatleri boyunca çalışan ebeveynlerin yokluğundan da etkilemektedir. Üretmek ve tüketmek amacıyla yaşamak zorunluluğu hisseden insanlar, çocukların temel duygusal ihtiyaçlarını ve sosyalleşme gereksinimlerini bu sebeplerle karşılayamaz hale gelmişlerdir. Böylece sosyal ilişkiler tarafından, normlar, ritüeller ve gelenekler tarafından beslenmesi gereken benlik, günümüzde hızlı ekonomik ve teknolojik gelişimlerle unufak olmuştur. Kök ve gelenekle irtibat kopmuş, çocuklar için istikrarlı bir kişilik geliştirmek olanaksızlaşmış hale gelmiştir. Bir narsisizm salgını modern toplumları içine alarak, ötekinin acısına daha az duyarlı, daha benmerkezci, daha çok haz arayışı içine giren nesillerin yetişmesine sebep olmuştur. İnsani ilişkiler giderek değersizleşmiş, sosyal endişe ve emniyetsizlik giderek tırmanmıştır. Kısacası toplumun ve ailenin değişiminin sonucu olarak çocuklarımızın davranışlarında değişiklikler meydana gelmiştir.

Çocuğun eğitimine ne zaman başlanılmalıdır ve ne tarz bir yol izlenilmelidir? İyi bir çocuk eğitiminde anne-babanın görevleri nelerdir?

Bu sorunun cevabı aslında burada birkaç satıra sığmayacak kadar geniş ve önemli. “Koruyucu Psikoloji” adlı kitabımda bu sorunun cevabını detaylı bir şekilde vermeye çalıştım. Ancak özetlemek gerekirse, anne-babanın çocuğun eğitiminde en önemli rolü üstlendiğini söyleyebiliriz. Ebeveynlerin çocuklarına ne kadar sevgiyle, hoşgörü ile yaklaştığı, onlara ne kadar sorumluluk verdiği ve sosyal kuralları,kültürel değerleri ve disiplin anlayışını ne derecede öğrettiği önemlidir. Sevgi, şefkat, anlayış ve sabır göstermenin yanı sıra, çocuğun ihtiyaçlarını anlayan ve onu ciddiye alan ebeveynler, net bir şekilde belirledikleri kuralları çocuklarına öğreterek aynı zamanda disiplin de sağlarlar. Çocuklarını kaba cezalandırma yöntemleri ile eğitmektense, onlara hatalarını, neden-sonuç ilişkisi içinde göstererek ve düzelmeleri için onlara destek ve sevgi vererek çocuklarını eğitmeye çalışırlar. Burada kritik soru bu eğitimin ne zaman başlayacağı sorusudur. Çocuk, dünyaya yeni gelmiş dimağı ile aslında ilk günlerden beri ebeveynlerinden nasıl davranması gerektiği konusunda bilgi almaya açıktır. Bugün üç aylık bir bebeğin bile ebeveynlerinden, insanlarla duygusal iletişime nasıl gireceğini öğrenmeye başladığını biliyoruz. Öyleyse çocuklar her yaş döneminde eğitime açıktırlar ve hatta eğitilmeyi beklemektedirler.

Saygı ve sevgi kavramlarında şimdilerde manasında bozulmalar var nasıl bu olaya dur denir?

Yaşadığımız bu çağda, postmodern dünyada, birliktelik o kadar imkânsız ve büyük bir mesele ki, insan gerçek bir birlikteliğin mümkün olmayacağını, var olan birlikteliklerin de ancak kişilerin her konuda aynı fikirde, duyguda ve bakış açısında olmasıyla sürdürülebileceğini düşünür. Saygı kavramı, bu durumda ötekinin benim düşüncelerimi birebir paylaşması, onun bana ters, yahut bana alternatif bir düşünceyi savunmaması, hatta kabul etmemesi anlayışı ile pekiştirilmiştir. Bu yanılsamanın sonucunda sevgi anlayışında da değişiklikler olmuş, sevginin ancak ötekinin, kişinin narsistik ihtiyaçlarını sürekli olarak giderebilmesiyle mümkün olabileceği yanılgısı da öncekine eklenmiştir. Sevmek, artık neredeyse tamamen kişinin kendi çıkarları ile alakalı bir durumdur. Muhteşem ve bir o kadar da olanaksız bir uyum süreci arayışında olmak bizi bu noktaya getirmektedir. Oysa ki, muazzam uyumun mümkün olmadığı, hatta sıkıcı olduğu düşüncesini kabul etmek bizi rahatlatacaktır. Bu durum, toplumun tüm bireyleri arasında olduğu gibi eşler ve aile bireyleri arasında da böyledir. Birbirini farklılığına rağmen sevmek ve kabullenmek ve bu farklılıkların aslında ilişkiyi besleyen kaynaklar olduğunu düşünmek aile bireylerini daha da yakınlaştıracaktır. Ötekinin farklılığı kişinin gerçek bir ilişkide olduğunun ispatıdır. Birbirimizi anlamaya, dinlemeye ve bu hallerimizle kabul etmeye çalışmak gerçek sevgi ve saygının oluşması için en temel adım olacaktır. Böylece ötekinin varlığının bizim ihtiyaçlarımızı doyuracak bir kaynak olmadığını, bunun yerine onun, bizim birlikte yaşama ihtiyacımızın ve sorumluluğumuzun bir nimeti olduğunu bilmek gereklidir.

Günümüzde medyanın çocuk ve gençlere olan negatif etkilerinden bahseder misiniz? Ailelerin iş yoğunluğunu bahane ederek evlatlarını televizyon ekranlarına sorumsuzca teslim etmelerine nasıl bakıyorsunuz?

Anne-baba olmak hiçbir zaman kolay değildi. Çağımız dünyasında da ebeveynler iş yerlerinde yoğun geçen bir günün ardından çocuklarına zaman ayırmakta zorlanabilir. Bu nedenle bazı ebeveynler çocuklarıyla zaman geçirmek yerine onları oyalamak amacıyla sıklıkla televizyondan ve bilgisayardan faydalanmaktadır. Çocuklar televizyon başındayken ebeveynler dinlenme fırsatı bulduklarını düşünmektedirler. Bu yöntem başta pratik bir çözüm gibi gelse de sonrasında ebeveyni daha çok meşgul edecek ve üzecektir. Çocuklar bir zamanlar vakitlerini geçirdikleri, dünyayı ve insani iletişimi öğrendikleri geniş ve çekirdek ailelerinin ve komşularının ilgisinden mahrum kalarak kendi gelişimlerini bu sanal ortamlara mecburen emanet etmektedir. Belirli bir etiketlemeye maruz kalarak, zamanla kendisini daha güzel ya da yakışıklı, daha zengin ve daha güçlü görmek isteyeceklerdir. Bu sanal dünyadan aldıkları şiddet mesajları ile birlikte, mahremiyetin kolayca ihlal edilebilirliğini kabullenerek, gerçeğinden ve ihtiyaçları olan dünyadan çok farklı bir sanal dünyada yaşamaya başlar. Yıllar geçtikçe bu durum daha da zor ve içinden çıkılamaz bir hal alır. Oysaki zamanında çocuğun gerek duyduğu yakın ilgi ve yönlendirmeyi bizzat ailenin ona göstermesi, en önemli koruyucu etken olacaktır.

Dinimize göre aile kavramıyla bugün ki aile tanımının arasında oluşan farkları nelerdir?

Modern aile kalpsiz dünyada bir sığınak olmaktan çıktı. Aile fertleri dahi birbirinden emniyet alamaz, birbirlerini dinleyemez, birbirine yardım edemez oldu. Modernleşmenin ve hiperbireyciliğin sancıları aileyi de kuşattı. Aile geleneksel tanımıyla, kişinin sadece kendisi olduğu için sevilebildiği bir yerdi. Günümüzde aile dünyanın maddileşmesinden kendisine düşen payı alıyor.

Kadın ve erkek sizce çok zıt duygular mı taşır birbirini anlayamayacak safhalara varacak kadar?

Hepimiz insanız, kadın yahut erkek olmamız her ne kadar belirli farklılıkları beraberinde getirmiş olsa da bu farklılıklar bizi asla birbirimizi anlamaktan uzaklaştıramaz. Mesele kadın yahut erkek olmak meselesi değildir. Yaratılışımız gereği ortak duyguları paylaşmakta, benzer beklentiler içerisine girmekte, benzer koşullara birbirine çok benzeyen tepkilerle cevap vermekteyiz. Bizi birbirimizden daha farklı yahut daha üstün kılan bir şey yoktur. Birbirini anlamak isteyen herkes, yeteri ilgiyi ve sabrı gösterdiği zaman birbirini anlar. Anlayışsızlığımızın, ben-merkezci oluşumuzun, sevgisizliğimizin veya hoşgörüsüzlüğümüzün nedenlerini kendi irademiz dışında ve değişmez bir faktöre atfetmek, sadece sorumluluktan kurtulmak isteğinin bir göstergesi olabilir. Birbirimize ne kadar benzediğimizi ve birbirimizi anlamaya ne kadar ihtiyaç duyduğumuzu görmemiz gerekir.

Mutlu aile mutlu toplum demekse bu dereceye varabilmek için toplumca neler yapılmalı?

Toplumun ailenin huzur ve mutluluğunu desteklemesi gerekmektedir. Bunu yapabilmek için ihtiyacımız olan şey, her zamanki gibi, ötekini kendinden farklı görmemek, kendini ötekinden mesul saymaktır. Kendi aile huzurunu ve mutluluğunu düşündüğü kadar, ötekinin ailesini ve mutluluğunu düşünen insanların bulunduğu toplumlarda mutlu ailelerin sayısı artabilir. Ebeveynlerin ailelerini geçindirmekle yükümlü olduklarını hatırlayarak atılacak daha insaflı, daha düşünceli ekonomik adımlar yoksulluğu önlerken; aile bireylerinin en temel ihtiyacı olan sevgi ve huzur duygularını tadabilmeleri için onlara mümkün olan en ideal iş koşullarını sağlamak gerekli olacaktır. Bununla birlikte, tıpkı eski zamanlardaki gibi, komşusunun çocuğunu ve ailesini kendi çocuğunu ve ailesini korur gibi koruyan ve kollayan insanların bulunduğu toplumlarda mutlu ailelerin sayısı artabilir.

Modern dünya ile aile sorunları arttı mı yoksa eskiden de sorun vardı ama boşanmalar mı azdı?

Çağımız modern dünyasının sorunlarının geçmiş zamanlardan belirli derecede farklı olduğunu söylemek doğru olacaktır. Daha önce de belirttiğimiz gibi, sevgi ve saygı kavramlarının anlam değiştirmesi ile birlikte, giderek ben-merkezci olan, kendi varlığını ve mutluluğunu her şeyin üzerinde gören benliklerin oluşumuyla farklılaşan bu dünyada aile sorunları da boyut değiştirmiştir. Birbiriyle daha az iletişim kuran ailelerde yakınlık mefhumu farklılaşmış, sevgi dolu, sıcak birliktelikler nispeten azalmıştır. Oysa ki en temel haliyle anne ve babanın aile içinde yoğun bir duygusal alışveriş içinde olması beklenir. Bununla birlikte, yaşadığımız çağda evliliğe yüklenen bir diğer anlam, romantik aşkın varlığı ve sonsuzluğu anlamıdır. Batılı düşüncenin bir ürünü olan romantik evlilik miti, insanın eşi tarafından sonsuza dek aşk ile sevileceği düşüncesini taşımaktadır. Modern kültürün şarkıları, filmleri ve romanlarıyla aşkın asla ölmeyeceğini empoze etmesi, bilinçaltımızda mükemmel evliliklerin bu aşk temeli üzerine kurulu olacağı inancını yaymıştır. Oysa gerçekte aşk ebedi değildir ve tutku ölür. Tutkulu bir aşkla evlenen çiftler, tutku solup gidince “sıradanlığın” gerçekleştiğini düşünüyor. Başarısız evlilikler olarak gördükleri evliliklerinde kendilerini tutku bulamamaktan muzdarip sayarak boşanma kararı alabiliyor. Görüldüğü gibi, birçok neden çağımızda evliliklerin parçalanmasının altında yatabiliyor.

Mutlu yaşam ve evliliğin sırlarını istesek neler söylersiniz?

Saygı, sevgi, anlayış ve birlikte yaşama isteği. Birlikte aynı ufka bakarak, aynı rüyayı görme arzusu. Eşleri bir araya getiren, kendilerinden daha büyük, daha yüce bir mefkureye duydukları bağlılık. Dünyanın bir sınama yeri olduğunun bilinci. Ve nihayet : tahammül.

Her geçen gün terapist ve evlilik danışmanlarının sayısı artıyor ve evlilik sorunu yaşayan eşlerde onlara danışıyor peki aldıkları cevaplar onlara doğru çözümleri sunuyor mu ?

Batı kültürünün etkisiyle yoğrulmuş modern psikoterapi, kişiyi ayrı ve özerk bir birey olarak ele almaktadır. Kişiyi duygularını, isteklerini ve ihtiyaçlarını daha fazla açıklamak, ona her şeyi kontrolü altında tutabileceği hissiyatını vermek eğilimindedir. Bu Amerikan bireyciliğinin bir sonucudur. Günümüzde ülkemizde de uygulanan terapi yöntemleri, bu batılı kültürün bir ürünü olduğundan ve kültürel bir analiz yapma gereği hissedilmeden uygulandığından bazı olumsuz sonuçlar da doğurmaktadır. Batılı psikoterapilerle yapılan bireycilik vurgusu ve daha önce değindiğimiz batılı romantik aşk mefhumu bir araya geldiğinde danışanlara ideal evliliğin reçetesi olarak sunulabiliyor. Oysa sevmenin, aşkın türlü türlü biçimleri, yakınlığın türlü türlü halleri vardır. İdeal evliliğin reçetesi sadece Batı kültürünün öncelikleri hesaba katılarak yazılamaz. Özellikle modern evlilik terapileri çiftler arasında yakınlığı bu romantik aşk temelinde görür ve çiftlere birbirlerinden bu yönde beklentilerde bulunmasını empoze eder. Kültüre duyarlı bir çift terapisi ise, insanı besleyen kültürel iklimi görerek aileye yardımcı olmaya çalışır. Böylece evliliğin sadece romantik cazibeye dayanmadığı, ailevi ihtiyaçların, sevgi ve şefkatin de yaşandığı bir birliktelik olması gerektiğini vurgulayabilir. Bu şekilde kültüre duyarlı bir çift terapisinin evliliğinde sorun yaşayan kişilere çok daha fazla yardımcı olabileceğini düşünmekteyim. Onlara kendilerini göklere yükselteceği ve bütün bir ömür boyu sürecek tutkulu aşk gereksinimlerinden sıyrılıp, daha paylaşımcı, daha sevgi ve huzur dolu bir aile kurmaları için yardımcı olabileceği düşüncesindeyim.

Aile ve sosyal politikalar Bakanlığının çalışması olarak aile sosyal destek projesi geliştiriliyor bu konuda neler söylemek istersiniz?

Güzel bir gelişme. Ailelerin gerek duyduklarında yardım isteyebilecekleri bir yer olduğunu bilmesi önemli. Ailenin korunması bakımından atılabilecek en önemli resmi adımlardan biri olduğunu düşünüyorum.

 

Hocam evliliklere doğru yön verecek değerli bilgileriniz için teşekkür ederim.

 

 

 

Elif Zeynep Çiftçi

 

FavoriteLoading Bu yazıyı Favorilerime ekle

BENZER YAZILAR

Yorum Yapın

*

Önceki yazıyı okuyun:
Teravih Tefsirleri 1433-15

Araf Suresi 59-72. Ayetler. Peygamberlerin sayıları Kuran-ı Kerim'de isimleri sayılan peygamberlerin özellikleri. Hz. Nuh'un öne çıkan özelliği nedir? Ömrü? Peygamberlik...

Kapat