Okumak…

İnsanın hayatı tek bir dünyadan, yazılan ve okunan her kitap birçok dünyadan ibarettir. Daha açık bir ifadeyle okumak insanı statik bir dünyadan kurtarıp dinamik bir dünyaya taşır. İnsan ne denli çok okursa ufku o denli genişler, bilgi ve görgüsü o denli artar. İnsanın, insan olmasının en büyük varlık sebepleri arasında Yaratanı ve kendini tanıması yatar.”Kendini bilen Allah’ı bilir” deyimi çerçevesinde olaya baktığımızda, insanın kendini bilmesinin yolu okumak ve tefekkür etmekten geçtiğini ve varoluşunu ancak böylece tamamlayabildiğini görürüz. Yine “ilim Çin’de bile olsa onu alınız” hadisi şerifi doğrultusunda bir Müslüman olarak okumak ve tefekkür etmek mecburiyetindeyiz. Öyle ki, Kuran-ı Kerim’in ilk ayeti “Oku” emriyle başlar ve de bir başka ayette “Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu ” diye devam eder. Hatta bilgi güç, kuvvet ve ayrıcalık olarak sunulur. İslam dini ilim sahibi inançlı kimseleri de Peygamberlerin varisi olarak kabul eder. İncil’de “Önce kelam vardı” diye başlar. Bütün Resuller tebliğlerini suhuf ve ya kitap olarak halklarına tebliğ etmişlerdir. İlahi dinlerin mesajları tamamıyla kitabidir.

 

Okumak aynı zamanda fark etmenin ilk basamağıdır. İnsan okuduğu zaman ufku genişler, tanrı, insan ve hayat hakkındaki fikirleri olgunlaşır ve dünyaya çok geniş bir pencereden bakma imkânı yakalar. Avrupa ve Amerika okumanın verdiği güç ve ufukla karanlık çağından aydınlanma çağına geçmiş ve medeniyetini kurarak diğer toplumları etkisi altına almıştır. Bugün dahi Avrupa ve Amerika diğer ülkelerden daha çok okuyup yazmaktadır. Avrupa son iki yüzyıldır bilgiye verdiği önemle büyük bir aşama kaydetmiş ve bilgisayar ve internet ağıyla bütün dünyayı etkisi altına almıştır. Genel anlamda okumanın önem ve anlamı bilen toplumlar, her zaman iktidar ve güç sahibi olmuşlar, sanat edebiyat, düşünce ve siyasette oldukça ileri gitmişlerdir.Okumanın önemini anlamak için dünya edebiyatının büyük yazarlarının sözlerine bakmamız yeterli olacaktır. Dünya edebiyatının büyük romancısı Dostoyevski, hapishanede kaldığı yıllarda oradaki görevlilere kitap vermeleri için yalvarırmış. Yeraltından Notlar’da: “Evde en çok yaptığım şey okumaktı. Dış etkilerle içimdeki sürekli kaynaşmayı bastırmaya çalışıyordum. Kullanabildiğim tek dış etki ise okumak, yine okumaktı. Okumanın bana çok yardımı dokunuyordu; coşku veriyor, zevk veriyor acı veriyordu.” diye yazmıştır. Bir başka usta romancı Franz Kafka ise “Kitap başlıkları sarhoş ediyor beni. Kitaplar birer uyuşturucu” diyerek ruh dünyasını kitaplarla nasıl teskin ettiğini anlatmıştır sohbetlerinde.

 

Meşhur varoluşçu filozof yazar Jean Paul Sartre, hayatını anlattığı “Sözcükler” adlı kitabını iki bölüm altında vermiştir. Kitabının ilk bölümün başlığının adı “Okumak” diğeri ise “Yazmak” tır. Sartre, çocukluğunun büyük bir kısmını boyunu aşan kitapları okumakla geçirdiğini söyler ve ardından: “Kitaplıkta dolaşmama izin veriliyordu ve insan bilgeliğine saldırıya geçiyordum. Beni ben yapan şey buydu işte. Toprağı hiçbir zaman kazmamış ya da kuş yuvası aramamıştım; ot toplamamıştım ve kuşlara taş atmamıştım. Ama kitaplar kuşlarım ve yuvalarım, evcil hayvanlarım, ahırım ve kırlarım olmuştu; kitaplık bir aynada yansıyan dünyaydı…” diye yazmıştır. Ömrünün sonuna doğru gözleri okumaktan kör olan Sartre’ı “Sartre” yapan şey işte bu çocuk yaşta başlayan okuma alışkanlığıydı.Hayatı dünya edebiyatının büyük yapıtlarını yorumlamak, tahlil etmek ve ondan hareketle yeni bir dünya yaratmakla geçiren büyük sanatçı ve düşünce adamı Cemil Meriç, bir kitabında “Yalnızca klasiklere çeyrek asrımı verdim” diyerek okumanın altını çizmiş genç yaşta gözlerini kaybetmiştir. Tabi gözlerini kaybetmesine rağmen okumaktan yine vazgeçmemiş, başta kızı Ümit Meriç olmak üzere yanına gelen genç yazar, çizer ve öğrencilerine kitaplar okutturup dinlemiştir. Cemil Meriç’in dünyası kitaplardan oluşan bir dünyadır. “Kitap zekâyı kibarlaştırır” ve “Kitaplar kadın gibidir” diyen Meriç, Bu Ülke adlı eserinde “Kütüphane, bütün çağların, bütün ülkelerin ölümsüzleri ile dolu. Bu ulular bezmine kabul edilmenin tek şartı, liyakat. Mabede bayağılar giremez. Diriler, naziktir, ölümsüzler titiz. Gerçekten severseniz konuşurlar sizinle.” diye yazar. Yine hayatı anlamadan geçip gittiğini söyleyen Meriç, felaketimizin kaynağının kültür yokluğu ve okumamak olduğunu belirtir.

 

Amerikalı romancı John Steinbeck ise: “Kitaplar insan gibidir.” diyerek onların tıpkı bizim gibi davranışları olduğunu anlatmak ister. “Akıllı ve donuk, yürekli ve korkak, güzel ve çirkin.” Gerçekten de kitaplarla ilgi kurmak, okuma alışkanlığı edinmek ancak kitaplardaki bu canlılığı yakalamakla mümkündür. Rasim Özdenören’in anlattığına göre Büyük Usta Nuri Pakdil elbisesini giyip, kravatını taktıktan sonra masasına oturup öyle kitap okurmuş. Nuri Pakdil’i böyle bir davranışa iten sebep hiç kuşkusuz kitapların ona sunduğu canlı dünya ve onlarla kurduğu diyalogdur. Bir insan, birkaç kitap okumakla değil, yüzlerce binlerce kitap okumakla kitaplardaki bu canlılığı ve güzelliği yakalayabilir ancak.Dünya edebiyat ve düşünce tarihine baktığımızda bütün büyük insanların yolu, okumaktan geçmiştir. Halife Harun Reşit döneminde kitaplar deve kervanlarıyla bir şehirden diğerine taşınırmış. İslam tarihinin en canlı kültürel devri bu dönemlerde yaşanmıştır. Din, dil, ırk ayrımı yapılmadan kitaplar yazılmış, kitaplar tercüme ettirilmiştir. Antik Yunan’dan Aristo, Eflatun, İlyada ve Homeros çevirileri bu dönemde yapılmıştır. Göz kamaştırıcı Endülüs İslam Medeniyeti kitapların/bilginin bir coğrafyadan diğerine tercümesi yoluyla taşınmıştır.

 

Yine İslam uygarlığının en parlak dönemlerinden biri sayılan Endülüs İslam Medeniyeti sayesinde Avrupa aydınlanması gerçekleşmiştir. Öyle ki, Aristo-Eflatun gibi büyük düşünürlerin eserlerini yeniden yorumlayarak Avrupa’ya tanıtan Müslümanlar, Modern Avrupa’nın doğmasına neden olmuşlardır. Osmanlı padişahları savaş meydanlarında kılıç kullanmış, saraylarında kitap okumuş, kitap yazmışlardır. Birçok Osmanlı padişahının şair olduğu ve divan yazdıkları bilinmektedir. Onların dünyayı kuşatan düşünce ufuklarının ardında ilme ve okumaya verdikleri önem yatmaktadır. Bugün dünya sanat ve edebiyatında, siyaset ve felsefesinde hakkıyla söz sahibi olamamamızın en büyük nedeni işte bu okuma alışkanlığını yitirmemizdendir. Bugün Türkiye gerek kitap yayını gerek okuma oranı bakımından sıralamada dünyanın en geri ülkeleri arasında yer almaktadır.Okumak, bireyle birlikte toplumun gelişmesini, ufkunun genişlemesini ve dünyanın değişmesini sağlar. Okumak, bireye yepyeni dünyalar sunarken, toplumun önünü açar. Zira medeniyet ve zihniyetler ancak okumakla değişir. Bu yüzden olsa ki, yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim’in gelmesiyle cahili Mekke toplumundan medeni Medine toplumu çıkmıştır. Bizler edebi mucize olarak inen yüce bir kitabın takipçileriyiz. Bu yüzden kitap bizim varoloş nedenimiz, hayat kaynağımızdır. Bu yüzden herkesten daha çok okumak herkesten daha çok tefekkür etmek zorundayız.

 

 

 

Mehmet Kurtoğlu

 

FavoriteLoading Bu yazıyı Favorilerime ekle

BENZER YAZILAR

Yorum Yapın

*

Önceki yazıyı okuyun:
Teravih Tefsirleri 1433-15

Araf Suresi 59-72. Ayetler. Peygamberlerin sayıları Kuran-ı Kerim'de isimleri sayılan peygamberlerin özellikleri. Hz. Nuh'un öne çıkan özelliği nedir? Ömrü? Peygamberlik...

Kapat