Nazif gürdoğan ile…

NAZİF GÜRDOĞAN İLE

Akademisyen ve yazar Ersin Nazif Gürdoğan, Yedi Güzel Adam içerisinde anılan, 1945 yılında başladığı koşusuna dur durak bilmeden devam eden değerli büyüklerimizden bir tanesi. gazetede haftalık yazılarına devam eden Gürdoğan’ın “Teknolojinin Ötesi”, “Kültür ve Sanayileşme”, “Görünmeyen Üniversite”, “Kirlenmenin Boyutları”, “Hicaz’dan Endülüs’e”, “Zaman’ı Aşan Şehirler” ve “Günler Akarken” gibi birçok kıymetli kitabı bulunmakta. Ersin Nazif Gürdoğan hocamızla Yedi Güzel Adam ve Fethi Gemuhluoğlu gibi isimler ile ilgili kısa bir söyleşi gerçekleştirdik.

Şiir, Allah’ı aramaktır

Hep şairlerle bir hayat sürdünüz. Şiir size ne ifade ediyor?

Necip Fazıl’ın dediği gibi şiir, Allah’ı aramaktır. Mutlak gerçeği aramaktır. Necip Fazıl, Mehmet Akif, Yahya Kemal, Sezai Karakoç ve onları izleyen Mavera’nın şairleri Erdem Beyazıt, Cahit Zarifoğlu, Akif İnan ve Alaeddin Özdenören… Onlar hepsi şiiri iman için bilmişlerdir. Şiir, güzellikleri büyütmenin, iyilikleri büyütmenin, doğrulukları büyütmenin ana araçlarından biridir. Mavera dergisinin çıkış bildirisinde vurgulandığı gibi; bizim kültürümüzde edebiyat, şiir, sanat; sanat için, toplum için, birey için değil, sanat, insan için vardır. Allah için vardır. Güzellikleri büyütmek için vardır. Hayatı cennete dönüştürmek için vardır. Dünyayı cennete dönüştüremeyenler, öbür dünyadaki cennete ulaşamazlar.

Edebiyatsız medeniyet, medeniyetsiz edebiyat olmaz

“Yedi Güzel Adam” için neler dersiniz?

Yedi Güzel Adam, Cahit Zarifoğlu’nun şiir kitabının adı biliyorsunuz. Nasıl başlıyordu; “Yedi adam biri bir gün bir kan gördü / gereğini belledi.” Hayatı yaşanır kılmak için, hayatın şiirini yakalamak gerekir. Yedi Güzel Adam, hayatın şiirini yakalamaya çalışan yedi güzel edebiyatçı idi. Gerçekten onlar ömürlerini şiire, hikâyeye, denemeye, edebiyata adadılar. Çünkü edebiyatsız medeniyet, medeniyetsiz edebiyat olmaz. Edebiyatlar, medeniyetlerin şarkılarıdır diyebiliriz. Ahmet Haşim’e benzeterek; Ahmet Haşim “şiir, kelimelerin şarkısıdır, türküsüdür” diyordu. Benzer bir şekilde biz de edebiyatlar medeniyetlerin şarkılarıdır diyebiliriz. “Edebiyat, hayat; hayat, edebiyattır” dersek çok abartmış olmayız.Edebiyat deyince de bütün dünyada herkesin aklına hayatı şiirleştiren kutsal kitaplar gelir. Alfred North Whitehead bir felsefeci. O diyordu ki, bütün batı düşüncesi Eflatun’a düşülmüş bir dipnottur. Biz de diyebiliriz ki, bütün insanlığın birikimi kutsal kitaplara düşülmüş bir dipnottur. Bütün insanlığın hedefi, kutsal kitapların şiirini yakalamaktır. Hayatın şiirini, kutsal kitapların şiirini yakalayanlar kurtulurlar. Bu bağlamda hayatın şiirini yakalamak, hayatın şiirini yazmak önemlidir. Yedi Güzel Adam, hayatın şiirini yazan insanlardır.

Peki, Fethi Gemuhluoğlu?

Fethi Gemuhluoğlu, bir kuşak üzerinde, bir nesil üzerinde çok etkili olmuştur. Bir Allah dostudur. O, bütün sohbetlerinde “şiire, edebiyata, tabiata, ağaçlara dost olamayan insana dost olamaz” derdi. Dost zengini bir insandır. Bütün dostluklarını Allah için yaşamıştır. Önemli olan dost olabilmek, Allah için insanları sevmek, Allah için insanlara ışık tutmak önemlidir. Fethi Gemuhluoğlu da bütün bir kuşağa ışık tutmuş bir Anadolu bilgesi, bir Osmanlı insanı, bir Anadolu ermişidir.

Gençler yirmi dört saatte yirmi beş saat çalışmalılar!

Efendim, gençlere en çok neyi tavsiye edersiniz?

Fethi Bey, “oku emri var, yaz emri yok” derdi. O yüzden ömrünün son yıllarında söz ve yazı orucu tutmuştu. Biz de gençlere diyelim, gençler için hem oku emri var hem yaz emri var. Okumadan yazılmaz. Bir cümle yazmak için kırk cümle okumak gerekir. Bir sayfa yazmak için kırk sayfa okumak gerekir. Gençler için günümüzde hem oku emri vardır hem yaz emri vardır. Bunun için de gençler, birkaç dili birden bilmek zorundalar. Bir kere bütün inananların anadili olan Arapça, dünyanın dili olan İngilizce, sanatın dili olan Farsça, hayatın dili olan Türkçe bütün incelikleriyle öğrenilmelidir. Geçmişte bir Osmanlı aydını üç dili çok rahat konuşacak konumdaydı. Arapça, bilimin diliydi. Farsça, sanatın diliydi. Türkçe, devletin diliydi. Şimdi de bu üç dile ilave olarak İngilizceyi ve diğer Batı dillerini de bilmek gerekir. İnsanların kelime dünyası ne kadar zenginse düşünce dünyaları da o kadar zengin olur.

Gençler bu bağlamda Fethi Bey’in deyimiyle söylersek yirmi dört saatte yirmi beş saat çalışmalıdırlar. 1970li yıllarda bize bir mektup yazmıştı, o mektupta diyordu ki; ‘sizler yirmi dört saatte yirmi beş saat çalışmak zorundasınız’. Hz. Ali’nin bir sözünü bize ve bütün gençlere vasiyet olarak bırakmıştı; “dünya beni haramından men etti, ben onun helallerinden de geçtim.” Bu gerçekten dünyayı dönüştürmek için önemli bir ilke. Gençler de yeri geldiği zaman dünyanın sadece haramlarından değil, helallerinden de geçebilmelidirler. O zaman gençler dünyanın peşinden değil, dünya gençlerin peşinden gelir. Dünyayı dönüştürmenin yolu, dünyayı değiştirmenin yolu dünyanın peşinden koşmak değil, dünyayı peşinden koşturmaktır. Dünyayı peşinden koşturmanın yolu da dünyadan vazgeçmesini bilebilmektir. Dünyadan vazgeçmesini bilenler, dünyayı hallaç pamuğu gibi atarlar.

 

 

 

Yavuz Selim Güneş

FavoriteLoading Bu yazıyı Favorilerime ekle

BENZER YAZILAR

Yorum Yapın

*

Önceki yazıyı okuyun:
Teravih Tefsirleri 1433-15

Araf Suresi 59-72. Ayetler. Peygamberlerin sayıları Kuran-ı Kerim'de isimleri sayılan peygamberlerin özellikleri. Hz. Nuh'un öne çıkan özelliği nedir? Ömrü? Peygamberlik...

Kapat