İstanbul’un Silüeti

Dünyada marka olmuş olan bütün şehirlerin kendilerine ait bir kimlikleri vardır, kendilerine ait bir silüetleri vardır, gittiğinizde tek fotoğrafta anlatabileceğiniz sembolleri vardır. Bu kimlik ve silüetler, tarihsel bir perspektifi yansıttığı gibi aynı zamanda o şehirde yaşayan insanların o şehre olan “aidiyet hissini” de ortaya koyar, o şehri koruma ve kollama konusundaki ortak tavırlarını sergiler. Eğer insanlar kendilerini o şehre ait hissetmezlerse, o zaman o şehrin arka sokaklarında, caddelerinde “yağma” ve “talan” başlar. O şehrin ana arterlerinde şehrin silüetini bozan yapılar, gökdelenler, AVM’ler inşa edilmeye başlanır. Gizliden veya açık açık, şehrin silüeti bozulmaya başlanır. Şehrin korunması ve kollanması bağlamında sorumluluğu olanlar eğer bu görevlerini ve misyonlarını yapmayı ihmal ederlerse, şehrin sahibi olan insanların devreye girmesi ve bu sorumluluklarını onlara hatırlatması gerekir. Çünkü, şehirler insanların sadece ortak yaşam alanları değildir. Şehirlerin tarihsel, mistik ve geçmişle geleceği köprü yapan özellikleri vardır. Şehre ait değerler, kültürel formasyonlar, tarihsel özellikler ve kime sorulursa sorulsun o şehrin kendisine has silüetinin geçmiş nesillerden nasıl alındıysa, diğer nesle aynen aktarılması sorumluluğu boynumuzun borcudur. İstanbul, bu bağlamda silüetiyle, güzelliğiyle, muhteşem yapılarıyla, tarihsel kimliğiyle dünyanın en nadide şehirlerinin başında geliyor. İstanbul’un kendisine ait değerlerini bozmaya çalışanlara karşı hepimizin bayrak açması, hatta bunu her platformda gündeme getirmemiz gerekiyor. Geçtiğimiz günlerde gazetelere yansıyan bir haber vardı. Zeytinburnu’nda tarihi İstanbul surlarının yakınında yapılan üç gökdelenin, kentin Sultanahmet Camii ile özdeşleşmiş tarihi silüetini boza boza yükseldiği dile getiriliyordu. Kazlıçeşme Meydanı’nın yanında İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve Zeytinburnu Belediyesi’nin sorumluluğunda yapılan inşaatlarla ilgili Koruma Bölge Kurulu’ndan izin alınmadığının anlaşıldığı ifade ediliyordu. İstanbul 4 Numaralı Koruma Bölge Kurulu raportörleri “İnşaatın İstanbul’un Marmara Silüet kapsamında olduğunu ve yarımadanın silüetini olumsuz yönde etkilediğini” tespit etmişler, Kültür ve Turizm Bakanlığı belediyelere “İnşaatları durdurun” talimatı vermiş, fakat inşaatların da tam gaz devam ettiği gözlemlendiği kaydediliyordu.

 

Vahşi kapitalizmin “tüket, tüket, tüket” anlayışının getirdiği yağma ve talan kültürünün İstanbul’un kendisine ait kimliğine ve silüetine bir yerlerden sızma yapacağını tahmin ediyorduk. Ama bu sızmanın, bu şehre değer verdiğini iddia eden bir yönetim zihniyetini tongaya bastırarak gelişeceğini ise tahmin etmemiştik.Şehirler içinde yaşayan insanların karakterleriyle bezenirler demiştik… Ne yazık ki, İstanbul, 1980 ihtilali sonrası düşünmeyen, konuşmayan, üretmeyen, sorgulamayan, hesap sormayan bir toplum yapısı oluşturmaya çalışan hakim paradigmanın arzuladığı kıvama getirilmiştir.Yaşadığı şehrin talan edilmesine ses çıkarmayan, hatta fırsat bulduğunda bir hazine arazisi üzerine derme çatma bir gecekondu yapma konusunda başkalarından farkı olmayan bu insanlar, maalesef İstanbul’un azar azar tüketilmesinin müsebbibi olmuştur. Ne olacak şimdi? İstanbul’un muhteşem silüetine bir hançer gibi saplanan bu manzaranın ortadan kaldırılması için Büyükşehir Belediyesi ne yapacak? Bekleyip göreceğiz!

 

 

Nedim Odabaş

FavoriteLoading Bu yazıyı Favorilerime ekle

BENZER YAZILAR

Yorum Yapın

*

Önceki yazıyı okuyun:
Teravih Tefsirleri 1433-15

Araf Suresi 59-72. Ayetler. Peygamberlerin sayıları Kuran-ı Kerim'de isimleri sayılan peygamberlerin özellikleri. Hz. Nuh'un öne çıkan özelliği nedir? Ömrü? Peygamberlik...

Kapat