Fazla Yerleşmeyin Bu Çağa Kalkarız Birazdan

Televizyon ekranlarının alt kısımlarından neredeyse günün yirmi dört saati durmaksızın haberler geçiyor. Eğer her saat başı taarruz halinde ekranları dolduran haber bültenlerini, son dakikaları, flaş gelişmeleri, canlı bağlantıları kaçırmışsanız, sizi bir tür illüzyona sokan o haberlere takılabilirsiniz. Buradaki “takılabilirsiniz” ifadesi mevzuya az biraz hafiflik katmak adına oraya kondurmuş değilim; aksine bu kelimeyi özellikle seçtim. Çünkü bu bir okuma faaliyeti gibi görünmüyor bana; daha ziyade takılıyoruz sanki o altyazılara… Zihinleri bir yerden alıp bir başka yere taşıyan bir tür yürüyen merdiven gibi geliyorlar bana. Kendinizi kurtarıp herhangi bir durakta inebilirseniz, hayatınıza geri dönebiliyorsunuz. Ama ya inemezseniz… Bir dünya dolusu insan düşünün; altyazı olarak hayatımızın orasından burasından geçeduran bütün o altyazılara, bütün o seyyar haberlere kapılıp gidivermişiz. Her şeyin durduğu, çalışmaz olduğu, sessizleştiği ve bütün insanların gözlerini esir almış altyazılar karşısında donup kaldığı bir dünya…

 

Ne kadar uçuk bir senaryo değil mi? Belki de ben uydurduğumdan, bana o kadar uçuk gelmiyor. Biraz abartılı da olsa, günümüz insanının ahvalini bu türden senaryoların çok uzağında görmüyorum ben. Daha da ileri gideyim; yaşadığımız her şeyi yarı hipnotize bir halde yapıp ettiğimizi düşünüyorum. Düşünme, öğrenme, bilme ve tartışma adına yaptığımız ne varsa onları da bunun içine katıyorum üstelik. Buna elbette itiraz edenler olacaktır. Bundan daha tabii ne olabilir; bilgi çağında olduğuna inanan bir dolu insan var etrafta. Bilişim, iletişim, etkileşim, vs… Bu çağın silahı da bu; iki tuşa dokunarak kendine gerekli olan her bilgiyi cüzdanında taşıyabileceğin bir harici bellekte depolayabilirsin. Yüzbinlerce kitabı, milyonlarca filmi, şarkıyı, görsel ıvır zıvırı, hayatının herhangi bir megabaytına istifleyebilirsin. Peki hangi zamanda okunacak bu kadar kitap, ne zaman izlenecek bu kadar film, hangi araya sıkıştırılacak şunca şarkı, türkü… Vakit mi var baba, indir dursun bir köşede, lazım olur bakarsın bir gün…

 

Her şeye sahip olmak istiyoruz ya bu zamanın insanları olarak, mevzu burada da aynı… Bilginin, kültürün, sanatın, hatta inançların bile sahip olunabilir materyallerini ürettik. Tonlarca sanal roman, cigabaytlarca felsefe çıktısı, balta girmemiş gürlükte mp3 ormanları, tek dvd’de bütün Hollywood tarzı göz gevezelikleri, haa bir de 7/24 oramızdan buramızdan şeritler halinde geçen turfanda ya da konserve haber salgılamaları…Neredeyiz peki biz? Nerede hayatımız? Bilgiye böyle en toptanından sahip olmakla ne kazanmış olduk ve oluyoruz? Son bilgelerin ve bilgeliklerin de ortadan çekilmesinden başka ne getirdi bu sanal bellek uygarlığı bize? Ağzımızın tadına, insanlığımızın kıvamına ne oldu? Bütün tatlandırıcıları bildik de neden çaresini bulamadık her yanımıza bulaşan bu tatsızlığın?Yedi ayrı hafızın kıraatini toplayıp tek DVD’de set yapmışlar, harika! Bu paketlerin bir de Kütüb-ü Sitte’lisi varmış, ne ala!Amcamın cep telefonu da namaz saatlerinde ezan okuyor, iyi mi! İyi iyi de, alnımızı secdeye koyduğumuzda zihnimizin dibinden altyazıyla borsa haberleri geçiyor, o ne olacak peki!Beyler fazla yerleşmeyin derim ben, bu çağ uymuyor bize! Elinizi açıp babanızın, dedenizin, büyük dedenizin, on nesil önceki atanızın yaptığı gibi gönlünüzden damıtın duanızı. Çok zorda kalırsak, bu kadar ilim yeter de artar bize!

 

 

Gökhan Özcan

FavoriteLoading Bu yazıyı Favorilerime ekle

BENZER YAZILAR

Yorum Yapın

*

Önceki yazıyı okuyun:
Teravih Tefsirleri 1433-15

Araf Suresi 59-72. Ayetler. Peygamberlerin sayıları Kuran-ı Kerim'de isimleri sayılan peygamberlerin özellikleri. Hz. Nuh'un öne çıkan özelliği nedir? Ömrü? Peygamberlik...

Kapat