Çerkez Şeyhi Ömer Lütfi ile Şiranlı Şeyh Mustafa’nın Kerametleri…

Ahmet Lütfi Kazancı Hocaefendi anlatıyor: “Babamın dedesi Osman Efendi, Çerkez Şeyhi’nin dergâhında imamlık yapmakta ve bu vesile ile ayrı bir itibara sahip bulunmaktadır. Bir gün arkadaşları tarafından beraberce hacca gitme teklifi alır, fakat reddeder. Çünkü hacca gidecek parası yoktur. Çerkez Şeyhi Ömer Lütfi Efendi, kendisini çağırır.

 

– Arkadaşlarınla hacca gideceksin, emrini verir.

– Efendim hazırlığım yok. Evdeki üç beş kuruşla hacca gidilmez.

– Sen arkadaşlarına beraberce gideceğini haber ver, bir gün evvel gel ve beni gör.

Büyük dedem, hareketten bir gün evvel gider ve Şeyh Efendiye veda eder. Şeyh Efendi kendi eliyle dedemin beline bir kemer sarar.

– Mina’ya varıncaya kadar bu kemeri açmayacaksın. Hep cebinde bulunan parayı harcayacaksın. Şayet cebindeki para kurban için yeterli olursa ne güzel. Değilse abdest alıp iki rekat namaz kılar ve besmele çekerek kemeri açarsın. Para bitecek diye arkadaşların arasında yapılması gerekli hiçbir masraftan kaçınmayacaksın, Fakat kemerdeki parayı sayma hakkın yoktur, der ve gönderir.Kızıl Denizi geçerken başlayan fırtına ile bindikleri geminin batacak hale gelmesi üzerine dedem kendinden geçer. Bir de bakar ki Çerkez Şeyhi, dizlerine kadar denize gömülmüş, sağ elinin iki parmağını geminin dümenine dayamış,

– İteyim mi hoca!?.. demektedir.

– Efendimizin himmetine kaldık…

Dedem bu cevabı verir ve kendine gelir. Bir dakika sonra deniz hiç bir şey yokmuşçasına sütliman oluverir.Gerçekten de dedemin cebindeki para, Mina’ya varıncaya kadar yetmiştir. Kurban kesecek para çıkışmayınca tarif edilen şekilde kemeri açar ve harcamaya başlar.Hacc dönüşü Şeyh Efendiyi ziyarete gider, tek kelime söylemeden sağ elinin şehadet parmağını bir eliyle, orta parmağını diğer eliyle tutup birer birer öper.

– Hoca, bu kadar hacı efendiyi taşıyan gemiye bu parmakların gücü yetti mi dersin?Dedem bu defa ağlayarak ayaklarını öpmek ister ve olanları bir bir anlatır. Şeyh Efendi,

– Hocam, çoban dediğin sürüsüne karada olduğu kadar denizde de sahip çıkmalıdır, der.Babam, Çerkez Şeyhine ait bu ve benzeri menkibeleri anlattıktan sonra “Nerede şimdi öyle….şeyhler?…” demekten kendini alamazdı.

 Şiranlı Şeyh Mustafa Efendi…

“Dedem Hafız Osman Efendi anlatırdı: Doksan’ın kıtlığında üç gün aç idik. Elimde bitmek üzere olan bir Kur’an-ı Kerim var. İki cüz daha yazarsam tamamlanacak ve götürüp teslim edeceğim, parasıyla da çocuklara yiyecek alacağım.Sabah namazını Kellegöz Camii’nde kıldım, doğru eve koştum. Tam kapıdan girecekken.

– Hafız Efendi, diyen birinin sesini duydum.

Başımı çevirdim, Şiranlı Şeyh Efendi. Benim baktığımı görünce eliyle gel işareti yaptı. Gitmemek olmayacak. “Bre mübarek ben gidip gelinceye kadar iki sahife yazardım” demekten kendimi alamadım. Fakat bir defa gördükten sonra gitmemek edebe uymuyor. Çaresiz yanına vardım.

 

– İçeri gir!…

– Gitti bizim iki sahife…

Bu cümle zihnimden bir defa daha geçti. Fakat Şeyh Efendi elimi tuttu,

– Bırak o iki sahifeyi Osman Efendi!… Sen bunun keyfi ile iki Kelâm-ı Kadîm daha yazacaksın.Bunları söylerken, içerdeki beş hokkalık (ölçeklik) bir çuvalı gösteriyordu. Un çuvalıydı.

– Haydi, hiç beklemeden bunu eve götür, emrini verdi.Başımı kapıdan dışarı uzattım.

– Neye bakıyorsun?

– Çuvalı sırtıma kaldıracak biri varsa diyorum.

– Tut bakalım.Ve un çuvalını sırtıma yerleştirdi, ben evin yolunu tuttum. Eve girdim ve:

– Dudu!… çabuk şu çuvalı çömleklere bölüştür, dedim.

Babam Şiranlı Şeyh Efendi’nin Hacc için Hicaz’a gittiğini, Medine’de hastalandığını, hastalık ağırlaşınca Osmanlı Birlikleri komutanına, kendisini Baki’ Mezarlığı’na defnetmesini vasiyet ettiğini anlatırdı. Vefat ettikten sonra yıkanıp kefenlenen bu mübarek zatın Baki’a mezarlığına defnedileceğini öğrenen Araplar itiraz ederler, iş ciddi boyutlara ulaşır. Netice olarak komutan:

– Ben bu zatın vasıyyetini silah zoruyla da olsa yerine getiririm. Fakat gelin bir anlaşma yapalım. Ben vasiyet gereği onu istediği yere kadar götüreyim, siz de oradan alın, canınızın istediği bir yere defnedin, der.

Araplar bu teklifi kabul ederler. Komutan, tabutu Baki’ye kadar getirir ve tabut yere indirilir. O zaman komutan,

– Ben vasiyyetini yerine getirdim. Sen de eğer gerçekten Allah dostu bir kişi isen kendi yerini seç, der ve askerlerin geri çekilmesini emreder.Bu defa Araplar devreye girerler, tabuta sarılırlar ama bütün zorlamalar sonuçsuz kalır.

– Bu adamın yeri gerçekten burası olmalı demeğe mecbur kalırlar.Baki Mezarlığı’na girdikten sonra sola doğru dönen yolda on beş, yirmi adım ilerlendiğinde Şiranlı Şeyh Efendi’nin kabrine gelinmiş olacaktır. Mezarı yolun solundadır.”*

 

Ahmet Lütfi Kazancı, Kendimi Anlatıyım Dedim, İstanbul 2009, s. 47-51.

FavoriteLoading Bu yazıyı Favorilerime ekle

BENZER YAZILAR

Yorum Yapın

*

Önceki yazıyı okuyun:
Teravih Tefsirleri 1433-15

Araf Suresi 59-72. Ayetler. Peygamberlerin sayıları Kuran-ı Kerim'de isimleri sayılan peygamberlerin özellikleri. Hz. Nuh'un öne çıkan özelliği nedir? Ömrü? Peygamberlik...

Kapat