Böyle Hanıma Can Kurban

Kapının tokmağı müjdeli bir haberin elçisi gibi hızlı hızlı vuruyordu. Ev sahibi koşarak kapıyı açtı, karşısında duran Rabbimiz (c.c)’in sevdiği, seçtiği, apaçık mucizelerle desteklediği, rahmet peygamberi Musa (a.s)’dı. Ve bir haberle kapıya gelmişti. Ev sahibi şaşkın bakışlarını bir kenara bırakıp kutlu misafiri içeri davet etti. Kalbi yerinden fırlayacak gibiydi. Acaba Alemlerin Rabbi’ni üzecek bir davranışı mı olmuştu? Musa (a.s) konuşmaya başladı:

– Hak Teâlâ buyuruyor ki: ”Kuluma var, benden selam et. Ömrünün yarısını fakirlik, yarısını da zenginlik olarak takdir ettim. Sor bakalım, fakirliği mi önce ister yoksa zenginliği mi?”

Zavallı adamın şaşkınlığı sevinçle karışmış, ne diyeceğini bilememişti. Kendisini toparlayıp Musa (a.s)’dan izin isteyerek hanımına danışmaya gitti. Neticede bu hayatı birlikte yaşayacaklardı. Ailesi, Allah’ın peygamberi Hz. Musa’nın evlerini şereflendirmesinin sevincini yaşarken aynı zamanda da bu ziyaretin sebebini merak ediyordu. Sevinç ve hüzün, korku ve ümit arasında bekleşirken kocasının yanına geldiğini fark etti. Adam Hz. Musa’nın sözlerini aynen hanımına anlattı, zenginliği mi yoksa fakirliği mi önce istediğini sordu. Kadın hiç düşünmeden,

-“Zenginliğin önce olmasını tercih et.” dedi. Adam;

-“Hanım, şu anda gücümüz, kuvvetimiz yerinde, az da olsa çalışıp kazanıyoruz, gençlikte sıkıntılara katlanmak daha kolay olur. İhtiyarlık zordur, ele güne muhtaç olmayalım. Fakirlik gençliğimizde, zenginlik ahir ömrümüzde olsun” dedi. Kadın:

-“Bu konuda sen beni dinle” diye kararında ısrar etti. Adam, Musa (a.s)’ın yanına dönerek:

_ “Ey Allah’ın Peygamberi! Biz senden öğrendik ki varlık zor bir imtihanmış. Ona sahip olanlar “Mallarınız ve evlatlarınız sizler için bir imtihandır” ayetini unutarak benlik tuzağına düşüyor, Rabbini unutuyormuş. Biz ömrümüzün ilk bölümünde zenginliği istiyor ve şükreden bir kul olmayı diliyoruz. Son nefesimizi de mahzun ve fakir bir insan olarak vermek istiyoruz ” dedi.

Musa (a.s) bu kulun isteklerini Allahu Teâlâ’ya arz etmiş, Rabbimiz bu dileği kabul buyurmuş ve o günden sonra beklenmedik bir şekilde zengin olmuşlardı. Adam kendisine bahşedilen bu malı Rabbimizin bir emaneti olarak görüyor, asıl zenginliğin biriktirmek değil infak etmekte olduğunu biliyordu. Hanımının da teşvikiyle ailesine ne alırsa ihtiyaç sahiplerine de bir o kadar alıyor, fakiri doyuruyor, yoksulu giydiriyor, böylece malını da ömrünü de bereketlendiriyordu.Aradan yıllar geçti, hayatın baharı sonbahara meyletmeye başladı. Ancak bu mutlu ailenin yaşayışında değişiklik olmadı. Beklenen fakirlik gelmedi. Varlık ve nimet içinde devam ediyordu ömürleri. Sonunda dayanmayıp Musa (a.s)’a sordular.

– “Ya Musa! Ömrümüzün baharı geçeli çok oldu, ihtiyarladık artık, hani yaşamımızın diğer yarısında fakirlik gelecekti?” Musa (a.s):

– “Rabbime sorayım” dedi. Birkaç gün sonra da cevabı getirdi:

– “Ey Allah’ın halis ve cömert kulları! Rabbim merak ettiğiniz konu ile alakalı şöyle buyurdu:

– “Ya Musa! İzzetim hakkı için madem ki o kulum benim verdiğim nimeti sadece kendi nefsi için harcamadı, razı olayım diye tasadduk etti, Zatımdan gafil olma korkusu çekti, ben de bundan sonra fakirlikle geçireceği ömrünü zenginliğe tebdil ettim.” buyurdu.Rabbimizin kendisine sunduğu aynı zamanda imtihan olan dünya nimetini hanımının da ferasetiyle kendisi için hayra çevirmeyi başarmıştı. Böylece bu dünyada Rabbimizin rızasına ve iltifatlarına nail olmuş hayırlı bir kul olarak maddi nimetler içinde güzel bir ömür yaşadı.

 

 

 

 

Fatma Betül Özüer

FavoriteLoading Bu yazıyı Favorilerime ekle

BENZER YAZILAR

Yorum Yapın

*

Devamını oku:
İtaat İmtihanı: Helal ve Haramlar

Her toplumda dinî, hukukî ve ahlakî kurallar, yasaklar ve yaptırımlar bulunur. Kur’an, insanların yararına olmak üzere bazı yasaklamalar getirir ve...

Kapat