Batı, Afrika’yı Hala Sömürüyor

Afrika’da hektar hektar tarım arazileri ecnebi ülkeler tarafından ya satın alınıyor veya kiralanıyor. Bu topraklarda organik tarım yapılıyor. Ancak ürünler pahalı olduğu için Afrika içinde tüketilemiyor. Bu muazzam verimli topraklarda yetiştirilen ürünler dünya pazarlarına sunulurken, küçük toprak sahiplerinin ürettikleri piyasaya sürülemeden çürür hale geldi.

100 MİLYAR DOLAR YARDIM HÂLÂ VERİLMEDİ

2009 yılında İklim Zirvesi yapıldı. Afrika’ya yapılacak yardım 100 milyar dolar olarak tesbit edildi. Sömürdükleri açlık kıtasına dünyanın borcu var. Ancak vaad edilen para Afrika’ya hâlâ verilmedi. Ayrıca yardımlar hep köylünün hasadını pazara götüreceği dönemde yapılıyor. Böylelikle Afrikalı köylülerin malları satılamıyor.

BATI, AFRİKA’YI SÖMÜRÜYOR

Somali yaşanan dramı anlamanın yolu Afrika’nın tarihinde gizli. Yani Afrika’yı anlamadan Somali’yi anlayamayız. Biz de Afrika’nın sömürü tarihini, şu anda yaşanan sömürüleri Yıldız Teknik Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Bölümü hocası Yrd. Doç. Dr. Teyfur Erdoğdu ile konuştuk. Erdoğdu Afrika’nın topraklarının batılı şirketler tarafından sahiplenildiğini burada organik tarım yapıldığını ancak bu ürünlerin Afrikalılar tarafından tüketilmediğini söylüyor. Erdoğdu’nun ayrıca ilginç bir iddiası var ‘Dünya Sağlık Örgütü Afrikalı yerel üreticinin ürünlerini pazara çıkaracağı dönemde yardımlarını yoğunlaştırıyor’.

Afrika’yı analiz etmeden Somali’nin durumunu anlamak pek mümkün değil galiba…

Amerika Kıtası keşfedilmeden önce dünya ikiye ayrılıyordu. Portekiz ve İspanya dünyayı ikiye bölüyordu. Akdeniz dünyası, Ortadoğu, Afrika, Avrupa hâkimiyet savaşlarının yaşandığı yerlerdi. Afrika’nın bir kısmı İspanya’nın, bir kısmı Portekiz’in sömürgesi altındaydı. Afrika boynuzu olarak tarif edilen Etiyopya, Somali’nin bulunduğu bölge 16.yy’da çok kıymetli topraklar olarak kabul ediliyordu. Burası dönemin önde gelen devletlerinin ticaret yollarının kapısından biriydi. Afrika Fenikeliler, Romalılardan bu yana sürekli sömürülmüş bir yerdi.

Bu sömürü hâlâ da sürüyor değil mi?

1830’da İngiltere köle ticaretini tek başına kaldırdığını ilân ediyor. Ardından 1890’da Portekiz köle ticaretini, köleliği iptal ettiğini duyuruyor. Osmanlı ise köle ticaretini Avrupa’nın baskısı sonucu kaldırıyor. Ancak Osmanlı’nın köleleri kullanma tarzı ile Batının kullanma tarzı arasında büyük farklar var. Osmanlı kölelerini ev içinde, daha çok hizmetli olarak kullanıyor, öbür taraftan kendi çocukları gibi davranıyordu. Avrupa ise köleleri hem ziraî faaliyetlerde, hem de madenciliğin en tehlikeli yerlerinde kullanıyordu. 19. yüzyıl başından itibaren konuşursak Avrupa, özellikle İngiltere ve Fransa Afrika’nın yer üstü ve yeraltı zenginliklerini sömürüyor. Hatta Afrika’nın topraklarını tarıma açarak kendi ülkelerinden 40 bine yakın ziraatçı getiriyor. Toprağın sahibi olan Afrikalıları ise ırgat gibi kullanıyor. Birinci ve İkinci Dünya Savaşlarına gelindiğinde İngiliz ve Fransız ordularında zenci askerlere rastlıyoruz. Bu iki büyük savaş sonrasında artan fabrikalaşmayla birlikte çok sayıda Afrikalıların buralarda köle gibi çalıştırıldığını biliyoruz.

Afrika’daki bağımsızlık hareketlerini nasıl analiz ediyorsunuz?

1950’den itibaren bağımsızlık hareketleri başlıyor. Ancak bir ülkenin bağımsız bir şekilde yönetilmesi için yetişmiş idarecilere ihtiyacı vardır. Ama Afrika’da yetişmiş eleman yok. Çünkü yüzyıllık bir sömürüden sonra köleleşmiş bir toplum yapısı oluşmuştu. Afrika’da bazı devletler bağımsız oldu, ancak ülkeyi kim yönetecek? Hangi memuru nereden bulacaksınız? Hangi mühendise inşaat yaptıracaksınız? Bunlar büyük sorunlar.

Osmanlının kültürünün Afrika üzerinde bir mirası var mı?

Libya’nın Osmanlı egemenliğinden diğerlerini göre oldukça sonra çıkması Afrika ülkeleri arasında kendine apayrı bir konum sağlamıştır. Bugün Libya devlet olabilen bir ülke. Hatta Kaddafi’nin Afrika Birliği kurma konusunda projeleri bile vardı.

Peki, yetişmiş insanlar devletlerini kurmak için çaba sarf etmediler mi?

Bölgede yetişen insanlar kendilerine sunulan cazip teklifler sebebiyle Avrupa’ya ve Amerika’ya yerleşmiş durumda. Yaşanan iç kargaşalar yüzünden ülkelerini terk edenleri de buna eklemek gerekir. Cezayir’de iç savaş çıktığında 45 bin tabip, mühendis, sosyal bilimci, teknisyen ülkeyi terk ediyor. Tüm bunları topladığımızda asıl sorunun devlet adamı zihniyetindeki eksiklik olduğunu görebiliriz. Bu da kompradorları ortaya çıkarıyor:

Avrupa’nın ekonomik, siyasî işlerini Afrika ülkelerinde görebilecek yönetici adam tipi.

Bu tip yöneticiler Avrupalı politikacıların söylediklerini yapan kukla yöneticiler. Bununla ilgili önemli eserler var. Hannah Arendt, Homi Bhabha gibi isimler Avrupa sömürgesinin ülkeden çıktıktan sonra etkisini nasıl devam ettirdiğini araştırmışlar. Avrupalılar ülkeyi öyle bir şekilde kullanıyor ki, insan kaynaklarını kendine bağımlı kılıyor. Afrika ülkelerinin sözde bağımsız olduklarından bahsetmiştik. Bu bağımsızlık hareketlerinden sonra bölgede diktatörlük dönemi başlıyor. Bu dikta dönemi ülkelerdeki uyanışa geçebilecek cemaatlerin baskı altında tutulmasının bir aracı haline geliyor. Burada ortaya “Yerli Efendililik” kavramı çıkıyor. Avrupa’da bulunmuş, diğerleri kadar bilgisi olan yerli biri Avrupa tarafından komprador olarak seçilerek bölgeye idareci olarak gönderiliyor.

Ülkedeki iç çatışmaları nasıl yorumluyorsunuz? Bu vatandaşların sömürüldüklerinin farkına varmamasıyla mı ilgili?

Diktatörlerin ne zaman başı Batıyla sıkışsa arkalarını Sovyetlere dayadılar. Sovyetler de bu ülkelere silâh sattı. Amerika ise Sovyetlerle ilişkili olan ülkelerdeki çetelere silâh satarak yönetimi güçsüzleştirme yoluna gitti. Böylelikle diktatörlerin elinde Sovyet, çetelerin elinde Amerikan silâhı oldu. Bir de bu çatışmalar sonucu ortaya çıkmış silâh baronları var. Afrika’nın korkunç bir yer olduğu, “İnsanı palayla doğrarlar” haberleri farklı ideolojilerdeki ülkelerin manipülasyonları.

Afrika’da Batının etkisini konuşuyoruz. Çin’in etkisini arttırdığı yolundaki analizler doğru mu?

Afrika’da çok güçlü bir Çin hâkimiyeti var. Yaklaşık 54 ülkenin 47’si Çin’le anlaşma yapmış durumda. İktisadî bakımdan Çin Afrika’yı farklı bir şekilde sömürüyor. Çin’in yaptığı devlet kapitalizmi. Diyelim ki Nijer’in altyapısı için Çin hükümeti ve Amerikan şirketleri ihaleye giriyorlar. Çin hükümeti yapılacak işin yanında Nijer’e iki bina daha yapma sözü veriyor. Pür liberal olan Amerikan şirketi bunu yapamadığı için ihalelerden eli boş dönüyor. Çin inanılmaz bir şekilde Afrika’ya yayılmış durumda.

Afrika’nın tropik meyveler yönünden dünya pazarında tanınmış bir yer olması ve açlık durumunu nasıl bağdaştırıyorsunuz?

Afrika’da hektar hektar tarım arazileri ecnebi ülkeler tarafından ya satın alınıyor, ya da kiralanıyor. Bu topraklarda organik tarım yapılıyor. Ancak ürünler fiyatlarının pahalı olması nedeniyle Afrika içinde tüketilemiyor. Bu muazzam verimli topraklarda yetiştirilen ürünler dünya pazarlarına sunuluyor. Büyük şirketlerin tarıma el atmasından sonra küçük toprak sahipleri ürettikleri piyasaya sürülemeden çürür duruma geldi. Bu toprakları satan ya da kiralayanlar ise az önce bahsettiğimiz kompradorlar.

Sizce Afrika su meselesini çözebilir mi?

Afrika’da Nijer ve Nil nehirleri var. Bu iki nehrin sularının paylaşımı âdil bir şekilde yapılsa su sorunu yüzde 15 nispetinde azalıyor. Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nin su kaynakları iyi kullanılırsa susuzluğun giderilmesine yüzde 8 katkı sağlıyor. Zengin su kaynakları olan Sahra Çölü’nün altından sular kuyularla çıkarılacak olsa bunun da etkisi yüzde 9. Yağmur sularının da dünyanın başka örneklerinde olduğu gibi tutulduğunu düşünürsek, göller bölgesindeki suların iktisatlı kullanılacağını hesap edersek Afrika’nın su sorunu yüzde 70 civarında hallediliyor. Anlaşılan “Su sorunu yok, yönetim sorunu var.” Aslına bakarsanız Afrika göstermelik kurulmuş köleler cumhuriyetidir. Refah seviyesi yüksek olan Liberya Devleti ise isminden de anlaşılacağı üzere Batının dünyaya lansman için kurduğu bir yapıdır. Liberya üstünden “Biz köle de azat ederiz, onlara devlet de kurarız” demektedir.

Arap Baharı denilen gelişmelerin durumunu bu tabloda nasıl okuyorsunuz?

Libya 2002’den bu yana Afrika Birliğini kurmaya çalışıyor. Bu Amerika’nın ve Avrupa’nın canını sıkıyor. Son dönemde bu bölgelerde yaşanan ayaklanmalar iki şekilde okunabilir. Birincisi zenginliğin halka yayılamaması. İkincisi ise Esed, Kaddafi gibi kendi başına hareket eden bağımsız liderlerin Amerikan ve Avrupa politikalarına eyvallah dememeleri. Bu liderler bize göre bazen zalim de olsalar bile vizyon itibariyle Amerika’yla çatışıyorlar.

Bir yazınızda Somali’ye balık tutmayı öğretmeyi bırakın, balıklarının çalındığını yazdınız. Bunu biraz açar mısınız?

Büyük balık şirketleri iç karışıklık nedeniyle devlet gücünün olmamasından istifade ederek Somali açıklarında kalorisi yüksek balıkları yakalayıp dünya pazarına sunuyorlar. Bu balıklar kalite ve ağırlık itibariyle yüksek nitelikte. Balıklar şirketlerinin gerdiği ağlar nedeniyle Somali yakınlarına gelemiyorlar. Bu nedenle de Somalili korsanlar diye tabir edilen kişiler uluslararası gemileri kıyıya çekip tarumar ediyorlar. Burada suçlu kim? Suçlu korsan denilen kişiler mi, yoksa bir ülkenin öz varlığını aç gözlülükle ele geçirenler mi? Somali’nin balıklarını kimin çaldığı biliniyor, ancak yeterli devlet mekanizması olmadığı için uluslararası arenada dile getirilemiyor.

Bu kadar sorunları olan bir yer için toplanan yardımların anlamı var mı?

Haziran ayından itibaren dünyanın çeşitli yerlerinden yardımlar toplanıyor. Yardım meselesine kimsenin itirazı yok, ancak yardımların sürekli gelmesi sağlık ve gıda sisteminin kurulmasını engelliyor. Diyelim ki yardım için Somali’ye giden doktorlar ülkelerine döndüklerinde orada sağlık sistemi kalmıyor. Bu tip yardımların yanında hastaneler, tıp okulları inşa edilmeli. Bir başka sorun ise Dünya Sağlık Örgütünün siyaseti. Dünyadan Afrika’ya yardım genelde köylünün hasadını pazara götüreceği dönemde yapılıyor. Böylelikle Afrikalı köylülerin malları satılamıyor. Bunun bilinçli olarak yapıldığını düşünüyorum. Yoksa sürekli olarak yardımların aynı döneme denk gelmesi mümkün değil. Bu Afrikalı üreticiler için felâket. Eğer böyle bir siyaset izliyorlarsa bu alçakça!

Sizce gelişmiş ülkeler Afrika’ya yeterince yardım ediyorlar mı?

2009 yılında İklim Zirvesi yapıldı. Afrika’ya yapılacak yardım 100 milyar dolar olarak tespit edildi. Sömürdükleri açlık kıtasına dünyanın borcu var. Ancak bir kısım yardımlar olmasının yanında vaat edilen para Afrika’ya verilmedi. Halbuki 2020’nin sonuna kadar bu para verilecekti.

 

 

 

 

H. Hüseyin Kemal

FavoriteLoading Bu yazıyı Favorilerime ekle

BENZER YAZILAR

Yorum Yapın

*

Önceki yazıyı okuyun:
Teravih Tefsirleri 1433-15

Araf Suresi 59-72. Ayetler. Peygamberlerin sayıları Kuran-ı Kerim'de isimleri sayılan peygamberlerin özellikleri. Hz. Nuh'un öne çıkan özelliği nedir? Ömrü? Peygamberlik...

Kapat