Teravih Namazı Yoktur’ Diyen Aklıevvellere Cevap…

Her Ramazan olduğu gibi bu Ramazan ayında da bazı aklıevvel ilahiyatçılar, akademisyenler çokbilmiş modu ile Müslüman toplumun akıllarını karıştırmaya devam ediyor; inançlarını, samimiyetlerini istismara yönelik ellerinden ne varsa geri bırakmıyorlar. Adeta insanların akidelerini zaafa uğratma yarışına girmişler. Bu aklıevvelleri Allah’a havale etmekten başka çaremiz yok.Oysa ideal olan geçmişte ulema fıkhi meseleleri öyle ulu orta konuşmaz, meseleler yalnız ulema arasında tartışılır, istişare edilirdi. Şimdi ise her mesele öyle ulu orta gündem maddesi yapılıyor ve insanların zihinleri karıştırılıyor. Bunların vebali o ulemaya yeter de artar. Dolayısıyla onları Allah’a havale ederken aynı zamanda bu cürümlerini de Allah’a havale ediyoruz. Tabii mutedil pek çok- ki Allah sayılarını artırsın- akademisyenlerimiz konuyu bütün boyutlarıyla ele alıp, teravih namazının mânâ ve ehemmiyetini hülasa etmektedirler. Nitekim bunlardan biri olan Ali Çelik Bey’de “Peygamberimiz’in Ramazan Günlüğü”* başlıklı eserinde konuyu pek güzel izah etmektedir.Terâvih namazı konusunda Hz. Peygamber(s.a.v)’in uygulamasını anlatan rivayetlerden bazıları şöyledir:

– Ebû Zer hazretleri demiştir ki:

“- Rasûlüllah (s.a.v) ile birlikte bir Ramazan orucu tuttuk. Ramazan-ı şerifin hitamına yedi gün kalıncaya kadar Rasûlü Ekrem bize hiçbir gece farzdan başka namaz kıldırmadı, (yatsı namazını kıldırır, sonra hücre-i saadetine girerdi). Ayın yirmi üçüncü gecesinde, gecenin bir sülüsü geçene kadar bize teravih namazı kıldırdı. Ramazandan altı gece kalınca (yani Ramazan’ın yirmi dördüncü gecesi) bize namaz kıldırmadı. Ramazandan beş gece kalınca (yani Ramazanın yirmi beşinci gecesi) gecenin yarısı geçene kadar bize namaz kıldırdı. Ben dedim ki:

– Yâ Rasûlallah! Gecenin geri kalan yarısında da namaz kıldırsaydınız, (bizim için daha hayırlı olurdu). Rasûlü Ekrem cevap olarak: İmam, namazı bitirinceye kadar onunla namaz kılmak bütün geceyi namazla ihya etmek için kâfidir, buyurdu. Ramazan’dan dört gece kalınca (yani yirmi altıncı gecesi) Rasûlü Ekrem yine bize namaz kıldırmadı. Gecenin sülüsüne kadar bekledik. Ramazandan üç gece kalınca (yani yirmi yedinci gece) Rasûlü Ekrem, ehlini, kadınlarını ve ashabını topladı. Bize (bütün gece) namaz kıldırdı. (Namaz o kadar uzadı ki) biz, sahuru geçireceğiz zannettik. Bundan sonra Rasûlüllah (s.a.v) Ramazan’ın geri kalan gecelerinde bize namaz kıldırmadı.”

Zeyd bin Sâbit(r.a)’den rivâyet edilmiştir:

“- Rasûlü Ekrem (s.a.v) Ramazan’da mescid-i saadette îtikaf için hasırdan bir hücre ittihaz etmişti. Ramazan’ın son on gününde birkaç gece buradan çıkıp cemaatle hem farz ve hem de teravih namazı kılmıştı. Sonunda cemaatin birikip çoğaldığını görünce, bir gece, yalnız yatsı namazını kıldırıp, bu hasır odasına çekilmiş, teravih için çıkmamıştır. Rasûlü Ekrem’in hücresinde ses duyulmayınca, uyudu zannedilerek uyansın ve çıksın diye bazı ashap öksürmeğe başladı. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v) çıkıp bekleyen cemaate hitap ederek şöyle buyurdu:

“-Cemaatle teravih namazı kılmak hususunda sizde gördüğüm bu arzu ve iştiyak devamlıdır. Fakat böyle cemaat halinde bu ibâdete devam ederken teravihin farz kılınmasından ve farz kılındığı takdirde hepinizin bu namazı cemaatle edasına muktedir olamamanızdan korkarım. Onun için ey insanlar! Sizler bu namazı kendi evlerinizde kılınız. Çünkü farz namazdan başka kişinin namazının en faziletlisi evinde kıldığı namazdır. “Bu rivayetlerden de anlaşıldığı üzere Hz. Peygamber (s.a.v) zamanında, terâvih namazı cemaatle sadece birkaç gece kılınmıştır. Cemaatle kılınmamasının sebebi de, yine yukarda hadislerde geçtiği gibi ümmet üzerine “farz kılınma endişesi”dir.Buhârî, Ibn Şihab ez-Zührî’nin şöyle dediğini nakleder: “Ramazan gecelerindeki namaz işi, bu hal üzere iken (yani kılan yalnız başına kılarken) Rasûlüllah (s.a.v) vefat etti. Sonra bu iş, Ebû Bekir (r.a)’in hilâfeti zamanında ve Ömer (r.a)’in halifeliğinin başında da Peygamber devrinde olduğu gibi isteyenin cemaatsız olarak yalnız başına kılması suretiyle kılınır oldu.”

Abdurrahman bin Abd el-Kârî rivayet etmiştir.“Bir Ramazan gecesi Ömer bin el-Hattab (r.a)’ın beraberinde mescide çıktım. Bir de baktık ki, insanlar yalnız ve dağınık topluluklar halinde teravih namazı kılmaktalar. Kimisi kendi başına yalnızca namaz kılıyor, kimisi de namaz kılıyor ve bunun namazına bir kısım insanlar uyup namaz kılıyordu. Ömer: Ben zannediyorum ki, bu dağınık olarak namaz kılan insanları bir tek okuyucu imamın arkasında toplarsam daha faziletli olacak, dedi. Sonra buna katî olarak karar verdi. Ve akabinde (ertesi günü, hicretin 14. senesi içinde) o insanları Ubey bin Ka’b’ın (teravih imamlığı) arkasında topladı. (Böylece teravih namazı cemaatle kılınmağa başlandı). Sonra diğer bir gece yine Ömer’in beraberinde mescide çıktım, insanlar okuyucu imamlarının namazlarına uyup namaz kılıyorlardı. Ömer bu manzarayı görünce: “Ni’me’l-bid’atü hâzihi= Şu teravih namazının böyle cemaatle kılınması ne güzel âdet oldu” diye sevincini belirtti ve “Fakat bu namazlarını gecenin sonuna bırakıp da, bu namazdan sonra uyuyanlar, şimdi namaz kılanlardan daha faziletlidir” sözünü de ilâve etti.”İbn Ebî Şeybe’nin, Taberânî’nin, Beyhakı’nin İbn Abbas’tan gelen rivayetlerinde ise, İbn Abbas (r.a), Rasûli Ekrem’in Ramazan’da yirmi rekat teravih kıldırdığını bildirmiştir.Nakledilen bütün bu rivayetlere göre terâvih namazının sekiz rekatının müekked sünnet olduğunda şüphe yoktur. İbnu’l-Humam gibi bazı âlimler, sekiz rekattan fazlasının müstahap olduğunu söylemişlerdir.Konuyu uzun uzun inceleyen Kamil Miras şu tespitte bulunur:

“… İncelediğimiz rivâyetlerden öğrendiklerimiz ve bunların delâlet ve irşâdı ile ulaşmış olduğumuz neticeler şunlardır:Rasûlü Ekrem Efendimiz, Hz. Âişe rivâyetine göre vitir namazıyla birlikte on bir rekat Ramazan namazı (teravih) kılmıştır. Bundan Vitir namazı için üç rekatı çıkarırsak, terâvih namazı için sekiz rekat kalır ki, bu sayı, Hz. Câbir (r.a)’ın Rasûlü Ekrem tarafından Ramazan’da kıldırılan terâvihin sekiz rekat olduğu hakkındaki rivâyete tamamıyla uygun düşer. Ve bu iki rivâyet sahihtir. Rasûlü Ekrem Efendimiz’in yirmi rekat kıldıkları da, ibn Abbas’tan rivâyet edilmiştir. Fakat bu haberin senedinde görülen za’ftan dolayı ehl-i hadis onu zayıf saymışlardır.Rasûlü Ekrem Ramazan’da üç gece ashâbına cemaatle namaz kıldırmıştır. Fakat farz kılınır düşüncesiyle cemaati bıraktıklarını bildirerek herkesin kendi evinde kılmasını istemiştir.Cemaatle teravih namazı kılınması, Hz. Ömer’in halifeliği zamanında te’sis edilmiştir. Çünkü, Hz. Peygamber (s.a.v)’in vefat etmesiyle, terâvih namazının ümmetin üzerine farz kılınmak gibi bir mahzur ortadan kalkmıştı. Hz. Ömer’in başlattığı cemaatla terâvih kılınması uygulamasına ashâb-ı kirâmın hepsi, hem fiilen ve hem de sözlü olarak iştirak edip muvafakat etmişlerdir. Terâvih namazının rekatlarının sayısı da, ashâb arasında yirmi olarak kabul edilip yerleşmiştir.

Şu halde Ebû Dâvud’un tahriç ettiği “Ashabım! Benim sünnetime, benden sonra da Hulafây-i Râşidîn’in sünnetine ittibâ ediniz, ittibâ etmek vaciptir” fermân-ı Nebevisi bizi, Hulefây-ı Râşidîn’in sünnetine davet etmektedir.Ramazan-ı Şerif’te sekiz rekat terâvih ve üç rekat vitir namazının cemaatle kılınması, sahih rivâyete dayanan fiil-i Nebevî ile sâbit bir Sünnet-i Seniyyedir. Esas îtibâriyle, ya Rasûlü Ekrem’in devam buyurdukları veyahut devam ederken bir engelin, bir özrün araya girmesi ile terk ettiği işlerdendir. Bu sekiz rekatın üst tarafı ile beraber yirmi rekat olması, Hulefâ-yı Râşidîn’in sünnetidir ki, fıkhî ifâdesiyle müstehab diye bilinir. Diğer taraftan Rasûlü Ekrem tarafından yirmi rekat kılındığına dâir de İbn Abbas’tan gelen bir rivâyet vardır ki, senedinden dolayı Ehl-i Hadis tarafından “zayıf kabul edilmiştir. Fakat bir çok fukahâ onunla ihticac ettiklerinden zayıf olan bu rivayete göre yirmi rekâtın da Hz. Peygamberin uygulamasına dayanan Sünnet-i Seniyye olduğu sâbit olur.”Daha sonra “Teravih Hakkında Müçtehid İmamları ve Fakihlerin Sözleri ve İçtihadları” başlığı altında şunları söylemektedir:”- Terâvih hakkında Tâbiîn imamlarından hiç birisi teravih namazı için, yirmi rekattan az bir sayıyı benimsememişlerdir. Ve en kuvvetli sözü Ebû Hanîfe hazretleri söylemiştir. Hadis ve fıkıhla ilgili rivayetlerden her hangi birisi mütalaa olunursa, terâvih bahsinde muhakkak İmam Ebû Hanîfe’nin bu kuvvet ve kat’iyyet ifâde eden sözlerine rastlar, “el-İhtiyâr”‘dan nakledilerek kaydolunduğuna göre, İmam-ı Ebû Yusuf, hocası Ebû Hanîfe hazretlerine terâvih namazının hükmünü ve Hz. Ömer tarafından ne gibi bir delile istinad edilerek bu namazın yirmi rekat olmak ve cemaatle edâ edilmek suretiyle ortaya konulduğunu sormuştu. Hz. Üstad cevaben demiştir ki: “Terâvih namazı hiç şüphesiz bir sünnet-i müekkededir. Hz. Ömer bu namazın cemaatle ve yirmi rekat kılınmasını, ne şahsî ictihâdı ile ne de aklına öyle geldiği için çıkarmıştır; ne de Asr-ı Saâdette uygulanmayan bir dînî emri ortaya koymuş bir bid’atçıdır. Elbette Hz. Ömer bunu, kendisince ma’lûm olan dînî bir nasla ve bir vasıyyet-i Nebevî’ye dayanarak emretmiştir.”

“(…) Binâenaleyh terâvih namazının sekiz rekatı sünnet- i râtibe’dir, on iki rekatı ise müstehap’tır.”Bu açıklamalara göre terâvih namazının sekiz rekatının Hz. Peygamber’in sünneti, geri kalan 12 rekatının ise, teravihin 20 rekat olduğuna dâir zayıf rivayet dikkate alınmayacak olursa, sahabenin sünneti olduğu ve İslâm ümmetinin Ramazan ayını ihyâ gayesiyle yaşattığı geleneği olduğu ortaya çıkmaktadır. Bu durumu birbirinden ayırmak için bazı Hanefîler terâvih namazının ilk sekiz rekatının râtibe sünnet (yani peygamberimizin devamlı kıldığı müekked sünnet), geri kalan 12 rekatının ise müstehap olduğunu söylemişlerdir.Terâvih namazı, Ramazan ayına mahsustur; vakti, tercih edilen görüşe göre, yatsı namazından sonra başlayıp sabah namazının vaktine kadar devam eder. Vitir namazı terâvih namazından sonra kılınır. Ancak terâvih namazından önce kılınmasında da herhangi bir sakınca yoktur. Gece yarısından veya gecenin üçte birinden sonraya tehir edilmesi müstehaptır. Cumhur ulemaya göre, terâvih namazını cemaatle kılmak sünnet-i kifâye’dir. Yani bir mescitte hiç kimsenin terâvihi cemaatle kılmaması isâettir. (Hanefilere göre tenzihen mekruhun üstünde, tahrimen mekruhun altında bir derecedir. Faziletten yoksun olmak demektir.) Terâvih namazı tek başına kılınabilir. Fakat cemaatle kılınması daha faziletlidir…”

kaynaklar

FavoriteLoading Bu yazıyı Favorilerime ekle

BENZER YAZILAR

Yorum Yapın

*

Önceki yazıyı okuyun:
Teravih Tefsirleri 1433-15

Araf Suresi 59-72. Ayetler. Peygamberlerin sayıları Kuran-ı Kerim'de isimleri sayılan peygamberlerin özellikleri. Hz. Nuh'un öne çıkan özelliği nedir? Ömrü? Peygamberlik...

Kapat