“Tabiî Kardeşlik”in İnkârına ve İntihar/ın/a İsyan

…farklı dinlere, dillere, kültürlere, etnisitelere, dünyalara mensup toplulukları bin yıl -dile kolay, bin yıl!- birlikte yaşatabilmiş, birlikte varedebilmiş, birbirleriyle hemdost kılmış, hemdert etmiş, hemhâl eylemiş;”biri” hüzünlendiğinde diğeri de hüzünlenmiş, sevindiğinde diğeri de sevinmiş, ağladığında diğeri de ağlamış, güldüğünde diğeri de gülmüş;insanlığın en engin gönül ve vicdan, en aziz hak ve hakkaniyet, en leziz kardeşlik ve adalet, en asil ahlâk ve erdem ilkelerinin harmanlandığı, mayasının karıldığı, toprağa düşürüldüğü, meyveye durdurulduğu, yemişlerinin devşirildiği, hep birlikte tadıldığı;horasan erlerinin, erenlerinin, pîrlerinin çocuklarının kâh Yunus sûretine bürünerek, kâh Mevlânâ diye görünerek, kâh Ahi evran diye gezinerek, hep birlikte çileyle ve muhabbetle, ıstırapla ve aşkla, sevgiyle ve şefkatle, insan ve tabiat kardeşliğiyle filizlendirdikleri, yeşerttikleri irfan pınarlarından, ihsan pınarlarından, islâm pınarlarından, ezel ve ebed pınarlarından, kardeşlik pınarlarından kana kana herkesin içebildiği;

 

sadece insanlarının hayatlarına değil, dağlarının, taşlarının, kuşlarının, topraklarının, ağaçlarının, çiçeklerinin, nehirlerinin, ovalarının, derelerinin, bitkilerinin, yaylalarının hayatlarına da ruh üflemiş, onlarla da hemhayat olmuş, benzersiz bir insan ve tabiat kardeşliği kurmuş;camilerini, ilâhî ses’le ve nefes’le irtibat kurmak istercesine kuşevlerine mekân kılmış, ilâhî rahmetin nişânesi ve adaletin alâmeti olarak gördüğü kuşlar için kuş hastaneleri, şifahaneleri, türlü hayvanbakımevleri açmış, bütün masum varlıkları bağrına basmış, bütün tabiata emanet olarak bakmış, insanların yanısıra bütün tabiat varlıkları arasında da emniyetin, sıhhatin, rikkatin, dikkatin, şefkatin, hakikat ve tabiat kardeşliğinin köprülerini inşa etmiş, yollarını döşemiş;şehre müslümanca bir şekil verirken, ruh üflerken tabiî iklimi bozmadan, bilakis, -Tanpınar’ın deyişiyle- havasını soluyarak, dokusunu hissederek, kokusuna dikkat kesilerek, mevsimlerinin rengine bürünerek, büyüsüyle büyülenerek, sonsuzluk “su”yunu kana kana içerek, tabiatla da hemhâl ve hemdost olmanın benzersiz destanını yere göğe ve ötesine de yazabilecek kadar şehri her şeyiyle capcanlı bir varlığa dönüştürmüş, -Yahya Kemal’in deyişiyle- bir “Türk İstanbul”, adeta has, som altından bir “Türk Boğaziçi medeniyeti” inşa etmiş, böylelikle insanla tabiatın kozmik dansını gerçekleştirmiş, şiirini yazmış, musikisini yapmış, sonra da yaptıklarını ve yaşadıklarını bir şair inceliğiyle seyre dalmış;

 

musikisini tabiatın bütün renklerine, seslerine ve enginliklerine açacak kadar derinden üflemiş neye ve bütün her şeye;mimarisini tabiatın, çevrenin atmosferine, şiiriyetine ayarlamış, taştan adeta tabiî ve ruhî bir mimarî ibda etmiş;avrupa’da aynı dine, kültüre mensup toplulukların yüzyıllarca birbirleriyle kıran kırana boğuştukları, Hıristiyanlığın farklı yorumlarına inananları bile engizisyonlarda yaktıkları;avrupalıların, Endülüs örneğinde, Latin Amerika örneğinde, Afrika örneğinde ve daha nice örnekte görüldüğü üzere… karşılaştıkları dinlerin, kültürlerin, medeniyetlerin köklerini kazıdıkları, insanları topyekûn yok ettikleri, milyonlarcasını zincirlere vurup kıtalar dolaştırdıkları, kitleler hâlinde “kıyım makinaları”ndan geçirdikleri bir zaman diliminde,insanlık tarihindeki belli başlı bütün medeniyetlerin üzerine oturan, dünyanın en sorunlu kavşak noktalarında, tabiatın engin sesi, akan suyun şırıltısı, dalgalanan yaprağın hışırtısı, gün ışığının hayat veren renkleri, serinliği ve ısısı kadar tabiî, âdil, samîmî, serinkanlı, o yüzden farklı dinlere, kültürlere, etnisitelere o tabiî ve âdil sesle ve nefesle yaklaşabilmiş, insanlık tarihinin en sorunlu havzalarını tarihin en sâkin, en dingin, en emniyetli, en huzurlu yurduna, bir selâm ve selâmet ülkesine dönüştürebilmiş, tek evrensel insanlık ve tabiat kardeşliğini gerçekleştiren yüce bir medeniyetin, mütevazi ama asil, alçakgönüllü ama mert, vefanın, cefanın, çilenin her türlüsünü tadmış ve olgunlaşmış çocuklarının, dünyada en son kendilerinin işleyebileceği ilkel bir “cinayet”e imza atarak, genlerimize işleyen tabiî kardeşlik bağlarımızı çözen, benim müslim / teslim olmuş tabiat kardeşimi bile isyan ettiren “Kürt sorunu”, “Türk sorunu”, “Çerkes sorunu”… gibi ilkel bir sorun yaşıyor olmaları, olabilecek, anlaşılabilecek, hazmedilebilecek ve hoşgörülebilecek bir şey midir; bu, bir intihar değil de nedir, diye soruyorum size ve isyan ediyorum olup biten her şeye, işte bu tek cümleyle.

 

 

 

Yusuf Kaplan

 

FavoriteLoading Bu yazıyı Favorilerime ekle

BENZER YAZILAR

Yorum Yapın

*

Önceki yazıyı okuyun:
Teravih Tefsirleri 1433-15

Araf Suresi 59-72. Ayetler. Peygamberlerin sayıları Kuran-ı Kerim'de isimleri sayılan peygamberlerin özellikleri. Hz. Nuh'un öne çıkan özelliği nedir? Ömrü? Peygamberlik...

Kapat