Sahte Mehdiler İnsanların Cehaletini Kullanıyorlar

Sifil Hoca

“Tarihte Müslümanlar birçok bilimsel alanda çalışmalar yapıp, keşiflerde bulunmuşlar. Fakat bilimi hayatın merkezine koymamışlar ve Müslümanlıklarını bilime uygun hale getirme çabası içine girmemişler.”Ebubekir Sifil Hoca kaleme aldığı makalelerde, gerçekleştirdiği söyleşilerde Müslümanların modern hayatla, dünyevileşmeyle, bilimle ilişkilerini sorguluyor ve bu konular hakkında dikkate alınması gereken şeyler söylüyor. İslam’ı, geleneği modern hayatın paradigmalarına göre yorumlamanın moda olduğu, akış aldığı günümüzde, Sifil Hoca hiçbir komplekse kapılmadan ısrarla Müslümanları geleneğe dönmeye, duyarlılıkları korumaya çağırıyor. “Müslüman’ın modern paradigmadan ayrı bir algısı, zihni vardır. Biz asli paradigmamıza geri dönüp, hayatı modern bilimler temelinde değil; İslami ilimler temelinde inşa etme itmeliyiz.” diyen Sifil Hoca ile gerçekleştirdiğimiz söyleşiyi ilginize sunuyorum.

Hocam Ramazan’ınız nasıl geçiyor? Neler yapıyorsunuz, özel bir programınız var mı?

Yoğun programım nedeniyle Ramazan’da özel bir program uygulama imkânı bulamıyorum. Çeşitli radyo ve televizyon programlarına, sohbetlere katılıyorum. Ne yazık ki bulunduğumuz coğrafyada ayağımızın altındaki zemin çok kaygan hale geldi. Birisini dinliyoruz kafamız karışıyor, bir kitap okuyoruz kafamız karışıyor. Halkımızın İslami bilincinin diri tutulması gerekiyor. Biz de bu bilincin diri tutulması için gayret ediyoruz. Ramazan’ımız da daha çok bu gayretle geçiyor.

Önceki yıllarla karşılaştırırsak Ramazan iklimlerinde bir değişim söz konusu mu? Siz de eski Ramazanları arayanlardan mısınız?

Ramazan’ın kendine has bir iklimi, havası var. Ramazan gelirken kendisiyle birlikte bu iklimi de getiriyor ve herkes hazırlığı, kısmeti oranında bu iklimden bir pay alıyor. Fakat İslami kesimde son yıllarda daha da artan dünyevileşme Ramazan iklimine de yansıyor. Abartılı iftarlar, şatafat her şeyden önce Ramazan’ın ruhuna aykırıdır. Ramazan’ın ruhuna aykırı etkinlikler de Ramazan ikliminden uzaklaşılmasına neden oluyor.

Müslümanların dünyevileştikleri, duyarlılıklardan uzaklaştıkları, kapitalizmin dayattığı tüketim kültürünü benimsedikleri bir tespit olarak sıkça ifade ediliyor. Bu durumdan çıkmak için bir reçete sunabilir misiniz?

Bir Müslüman dünya ve dünyevi ile olan ilişkisini gereken kıvamda tutacak olan bir infak ve tasadduk bilincine sahip olmalıdır. Biz dünya ile olan hesaplarımızı bireysel çıkarlarımızın üzerinden yapıyoruz. İslam dünyasındaki kardeşlerimize, komşularımıza karşı olan sorumluluk bilincimiz gelişirse dünyaya olan bağlılığımız azalacaktır. Daha çok yardım edebilmem için, daha çok kazanmalıyım diye düşünüyoruz. Fakat daha çok kazanmaya çalışırken daha fazla dünyevileşiyoruz. Ayeti kerime de bollukta ve darlıkta infak etmekten bahsediliyor. Bizim mükellefiyetimiz daha çok yardım etmek değil; olduğu kadarıyla yardım etmek, olduğu kadarıyla paylaşmaktır.

İslam dönem dönem farklı düşünüş biçimlerine göre yorumlanmaya çalışılıyor. Son zamanlarda da İslam’ın sosyalizmin parametrelerine göre yorumlanması tartışmaları var. Bu tartışmaları nasıl değerlendiriyorsunuz? İslam’ın sol yorumu olabilir mi?

İslam’ı herhangi bir ideolojinin kavramlarıyla yorumlamak bizi zihnen bir savrulmaya götürür. İslam, insanlar arasındaki ekonomik uçurumu gidermek için zekat, sadaka gibi bir takım tedbirler almıştır. Fakat bu hiçbir zaman toplumun bir tarağın dişleri gibi eşitlenmesi gibi bir amaca dönüşmemiştir. Fakirlik de bir imtihandır, zenginlikte bir imtihandır. Herkes bulunduğu konuma göre imtihan ediliyor. Dünyada korkunç bir sömürü düzeni var ve bugün ki açlığın, fakirliğin temel nedeni de bu sömürü düzenidir. Bu adaletsiz düzene karşı çıkalım. Ama bu bir insanın kendi alın teriyle, uğraşıyla kazandığı malı mülkü zorla elinden alıp fakirlere dağıtmamız gerektiği anlamına da gelmez. Biz ideolojik bir söylemle bize verilmeyen yetkiyi kullanmaya kalkarsak hata yapmış oluruz.

İslam dünyasının geri kalması Müslümanların teknolojiye, bilime hâkim olamamalarıyla açıklanıyor. Bu tespite katılıyor musunuz?

Müslümanlar kazandıkları bütün savaşları teknolojik üstünlük nedeniyle kazanmadılar. Şu an Afganistan’da da bunu görüyoruz. Batılılar ellerinde bütün teknolojik imkânlar olmasına rağmen Afganistan’da bir zafer elde edemediler. Hatta yenildiklerini, zor durumda kaldıklarını itiraf ediyorlar. Bilimsel çalışma yapalım ve yapmalıyız. Fakat bilimi hayatımızın merkezine koyamayız. Tarihte Müslümanlar birçok bilimsel alanda çalışmalar yapıp, keşiflerde bulunmuşlar. Fakat bilimi hayatın merkezine koymamışlar ve Müslümanlıklarını bilime uygun hale getirme çabası içine girmemişler. Müslüman’ın modern paradigmadan ayrı bir algısı, zihni vardır. Biz asli paradigmamıza geri dönüp, hayatı modern bilimler temelinde değil; İslami ilimler temelinde inşa etme itmeliyiz. Modern bilimler burada temel unsur değil, ancak yardımcı unsur olabilir. Bir Müslüman sıkıştığında kullanmak için kitle imha silahlarına başvuramaz. Müslüman internete sırtını dönmesin; fakat hayatını da internet Müslümanlığına indirgemesin ve internet Müslüman’ı olmasın.

Müslüman bir genç modern hayatın handikaplarına karşı kendini korumak için nelere dikkat etmeli?

İçinde yaşadığımız dünyanın bizim dışımızdaki güçler, kişiler tarafından kurulduğunu hiçbir zaman unutmamalıyız. Bu dünyayla mümkün olduğunca bütünleşmeyelim ve dünyayı aramıza mesafeler koyarak yaşayalım. Bunun için olmazsa olmaz şart ise Müslüman gençlerin özellikle namaz gibi temel mükellefiyetlerini yerine getirmesidir. Namaz insanı fuhşiyattan alı koyar. Günahlara karşı ilk adım çok önemlidir. O ilk adımı atmama çalışmalıyız. Kula yakışan tövbe etmek, düştüğünde, yanlış adımlar attığında hemen tövbe kapısına yönelmektir.

Mehdilik istismar ediliyor

Mehdilik meselesi son zamanlarda bir hayli tartışılan bir mesele… Kimileri Mehdi’nin gelmeyeceğini, Mehdi inancının başka dinlerin etkisiyle İslam’a girdiğini ifade ediyor. Kimileri de bunun tam tersini savunup, Mehdi’nin mutlaka geleceğine inanıyor. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz? Mehdilik meselesi hadislerle sabittir. Mehdi’nin geleceğine dair hadislerin mütevatir hadisler olduğunu hadis âlimleri söylüyorlar. Dolayısıyla bir Müslüman’ın Mehdi’nin geleceğine dair inanca sahip olması gerekmektedir. Fakat Mehdi’nin geleceğine dair inançla bu işin istismarı ayrı tutulmalıdır. Tarih boyunca hep sahte Mehdiler olmuştur ve bugün de vardır. Sahte Mehdiler var diye Mehdilik inancının tartışma konusu yapılması da doğru değildir. Mehdi’nin özellikleri hadislerde açık bir şekilde anlatılırken insanların sahte mehdilerin peşlerine takılmaları aklın kabul etmekte zorlanacağı bir durum.

Mehdinin gelişinin yakın olduğu çok dillendiriliyor. Buna dair alametler var mı?

Mehdi’nin gelmesinin en büyük alameti Müslümanlarla Yahudiler arasında yaygın ve bir fiili bir savaşın çıkmasıdır. Ayrıca Mehdi’nin ortaya çıktığı dönem, Deccal’in de ortaya çıkacağı dönemdir. Deccal fiili, muşahhas bir varlıktır ve asla şahsı manevi değildir. Mehdi’nin İstanbul’dan çıkacağını savunan kişilere de rastlıyoruz. Böyle bir şey yok, Mehdi’nin İstanbul’dan çıkacağı iddiası doğru değil.

Coğrafyamızda, İslam dünyasında bir takım zulümler, sıkıntılar yaşanıyor. Bu zulümlere farklı sivil toplum örgütleri, meslek grupları tepki gösterirken Türkiyeli âlimler, ilim adamları bir deklarasyon, bir fetva bile yayınlayamıyorlar. Bu durumun temel sebebi nedir?

Bu durum bizim kadim problemimiz. Çünkü bizler aidiyetlerimizi sorumluluklarımızın önüne geçiriyoruz ve bu nedenle ortak bir tavır ve irade geliştiremiyoruz. İnsanlar herhangi bir konu hakkında konuşup konuşmamayı bağlı bulundukları yerlerin tavrına göre belirliyorlar. Farklılıklarımız yanında ortak noktalarımıza yoğunlaşmamız gerekiyor. Örneğin Suriye, Afganistan, Doğu Türkistan, Çeçenistan İslam ümmetinin ortak meselesidir. İçinde bulunduğumuz gruplara verdiğimiz önem, İslami sorumluluğa verdiğimiz önemin önüne geçmemelidir.

FavoriteLoading Bu yazıyı Favorilerime ekle

BENZER YAZILAR

Yorum Yapın

*

Önceki yazıyı okuyun:
Teravih Tefsirleri 1433-15

Araf Suresi 59-72. Ayetler. Peygamberlerin sayıları Kuran-ı Kerim'de isimleri sayılan peygamberlerin özellikleri. Hz. Nuh'un öne çıkan özelliği nedir? Ömrü? Peygamberlik...

Kapat