Osman Nuri Topbaş: Eğlence Ramazan’ın Ruhuna Aykırıdır

Ülkemizin önde gelen alimlerinden Osman Nuri Topbaş Hocaefendi ile Ramazan üzerine…

 

Bir Müslüman Ramazan’ı nasıl geçirmelidir? Bu mübarek ayda özellikle nelere dikkat etmeliyiz?

Ramazan-ı Şerif doğruyu eğriden ayıran ve insanlara doğru yolu gösteren Kur-an ’ı Kerim’in indiği aydır. Ramazan ’da istikametimizi kitabımıza göre şekillendirmek için çaba göstermeliyiz. Kur -an’ı Kerim ’i anlamak ve yaşamak için kitabımız üzerinde daha fazla derinleşmeliyiz. Bu dünya bir imtihan mektebi, bu mektebin ders kitabı Kur-an’ı Kerim, mektebin öğretmeni ise Peygamber Efendimizdir. Nasıl ki beden zinde kalabilmek için çeşitli gıdalara ihtiyaç duyuyorsa ruhun da bir takım ihtiyaçları vardır. Ruhun ihtiyaçlarının başında ise namaz ve oruç gibi ibadetler gelir. İnsan aç ve susuz kalarak aslında Allah’ın kendisine ne güzel nimetler bahşettiğini hisseder ve yaratıcısı karşısında daha da zarifleşir. Oruç insanın tefekkür melekelerini açar, kalbini inceltir. İnsana en güzel ahlaki meziyetlerden olan sabrı öğretir. Oruç “bize yardım edin” diye sessiz bir şekilde feryat eden mazlumların, ihtiyaç sahiplerinin de en güzel tercümanıdır. İçinde müstesna güzelliklerin bulunduğu Ramazan ayı vakitlerin definesi, ruhani bir bereket mevsimi, cennet müjdesi ve gönüllerin huzurudur. Yaratıcımız kitabında “Umulur ki takva sahiplerinden olursunuz” şeklinde buyuruyor. Takva ise ruhani istidatları inkişaf ettirme, kalbimizin sürekli olarak ilahi müşahedenin altında olduğunu hissetmesidir. Ramazan ayı gönül sofralarının kurulduğu, gönlün iman ve aşkla dolduğu aydır. İnsan oruç sayesinde nefsin oburluğundan kurtulur, hissediş ve düşünüş olarak daha da incelir.

 

Siz birçok manevi önderin meclisinde de bulundunuz. Onlar Ramazanlarını nasıl geçirirlerdi?

Oruçlarına özen gösterir, itina ederlerdi. Ramazan geldiğinde büyüklerimizin sukutu ve huzuru daha bir artardı. Onlar konuştuklarında ise bizim ruhlarımız ferahlardı.

 

Eski Ramazanlar nasıldı? Eski Ramazanlardan unutamadıklarınızı bizimle paylaşır mısınız?

Eskiden fakirlerle, gariplerle daha fazla iftar edilir ve insanlar garibanların dualarını almak için adeta birbirleriyle yarışırlardı. İftarlara gelen fakirlere zarfların içinde hediye olarak para verilirdi ve bu hediyeye “diş kirası” denilirdi. Zarfların dışına ise “hediyemizi kabul ettiğiniz için teşekkür ederiz” yazılırdı. İnsanlar fakirlere yardım ederken de nezaketi elden bırakmazlardı. Akrabalara, fakirlere ve hoca efendilere ayrı ayrı iftarlar verilir, hoca efendilere de iftardan sonra hediye olarak kalemler, kitaplar takdim edilirdi.

 

Çocukluk yıllarınızda tuttuğunuz ilk orucunuzu hatırlıyor musunuz?

Hayal meyal hatırlıyorum. Günün belli bir vaktine kadar oruçlarımızı tutar, daha sonra da büyüklerimiz “oruçlarınızı bize satın” derlerdi. Çocukların ibadete, infaka, iyilik yapmaya teşvik edilmeleri mühim bir hadisedir. Bizim çocukluğumuzda mahallede bir kişi hastalandığında ona gönderilecek çorba mutlaka çocuklar vasıtasıyla gönderilirdi. Böylece çocuk iyilik yapmaya alıştırılırdı. Cami çıkışlarında fakir fukaraya dağıtılacak paralar da çocukların eliyle dağıtılırdı. Büyüklerimiz bizim yardım yapmanın sevinç ve hazzını yaşamamızı isterlerdi. Çocukluğumuzda Kozyatağı’nda bir verem hastanesi vardı. Haftanın belli günlerinde hastaları ziyaret eder, hastalara hediyeler götürürdük. Peygamber Efendimiz sahabelere sıkça “bugün bir yetimin başını okşadınız mı, bugün bir açı doyurdunuz mu, bugün bir hastayı ziyaret ettiniz mi?” diye sorarlardı. Bir müminin akrabalarına, zor durumda olanlara faydası olmalı. İbadetlerle ruhani hayatımız tekâmül edecek ve gönül dünyamız davranışlarımıza yansıyacak. Müslüman kendini toplumdan soyutlayamaz. Müslüman’ın hayatı ictimai, gönlü de muhabbet dolu olmalı. Din muhabbetle, aşkla yaşanır. Muhabbetin neticesi de adap ve edeptir.

 

Son yıllarda Ramazanları eğlencelik bir malzemeye dönüştürme yönünde bir eğilim var. Ramazanlar medya vasıtasıyla bir oruç ayı olarak değil de, bir iftar ayı olarak gösterilmeye çalışılıyor. Bu durum hakkında neler söyleyeceksiniz?

Bu durum Ramazan’ın ruhuna aykırıdır. Çünkü Ramazan insanın ruhunu tamir etmesi, tefekküre dalması için bir fırsattır. Ayrıca Ramazan’da infakı, sadakayı daha da fazla arttırmalıyız. Hz. Ayşe annemiz “Allah’ın Resulü Ramazan ’da esen rüzgârlardan daha cömertti” diye buyuruyor.Ayrıca son yıllarda Müslümanlar arasında dünyevileşme, lüks hayat tutkusu bir hayli arttı.

 

Tasavvuf dünyevileşmeye karşı duruşta hangi imkânlara sahiptir?

Tasavvuf; Allah Resulü’ne benzeyebilmek, Allah Rasulü’nün ruhani dokusundan hisse alabilmektir. Dünyevileşmeye karşı durmak için takva, zühd, ihsan ve tasavvufa yönelmeliyiz. Bu kavramlar lafız olarak ayrı olsalar da mana olarak aslında aynıdırlar.

 

Günümüzde tasavvuf, tarikat adı altında birçok hurafe, bidat hatta şirke kadar varan İslam dışı bir takım inanış ve eylemler de üretiliyor. Gerçek tasavvuf ile sahte tasavvufu ayıran çizgi nedir?

Gerçek tasavvuf Kur’an ve Sünnet’e uygun bir şekilde, her ne olursa olsun İslam’ın dışına çıkmadan yaşanan tasavvuftur. Tasavvuf imanı her daim zinde tutmaya çalışmak, Allah ’ı unutmamak, ibadetleri vecd ve zevk ile yerine getirmektir. Tasavvuf mahlûkata şefkat ve merhametle bakabilmektir. Peygamber Efendimiz bir koyunun kulağından çekilerek götürüldüğünü görünce hemen “niçin boynuzundan tutmuyorsunuz da kulağından çekiyorsunuz?” diyerek, sahabeleri uyardı. Kurban edilecek hayvanların gözlerinin önünde bıçakların bilenmesini de doğru görmedi. Yine Peygamber Efendimiz, Mekke’yi fethe giderken bir dişi köpeğin yavrusunu emzirdiğini görünce dişi köpeğin başına Suraka isimli sahabeyi koydu. Sahabelere de “yavrusunu emziren köpeğin yanından geçmeyin, onu rahatsız etmeyin” dedi. Bunlara dikkat etmek gerekiyor, bu tür duyarlılıklar bir mümini derinleştirir, güzelleştirir. “Tasavvuf nedir?” diye sordunuz ya biraz önce… Size tasavvufun ne olduğunu tarihimizden birkaç örnekle de anlatayım. İkinci Mahmut’un eşi Bezm-i Âlem Valide Sultan, Şam’da kurduğu bir vakfın köşesine “İstemeden kırdıkları eşyalar nedeniyle hizmetliler asla azarlanmayacak, hizmetlilerin kalbi kırılmayacak” yazıyor. İşte tasavvuf budur. Yine Osmanlı Hilafeti zamanında bir evde hasta varsa pencerenin önüne kırmızı bir çiçek konurdu. Bu çiçeği gören seyyar satıcılar da hastayı rahatsız etmemek için seslerini yükseltmezler veya bu evin önünden sükût içinde geçerlerdi. Çocuklar da evin önündeki kırmızı çiçeği gördüklerinde bu evin önünde değil, başka bir bölgede oyun oynarlardı. Osmanlı döneminde tasavvuf topluma yayılmış bir nezaket biçimine dönüşmüştü. Tasavvuf denilince en fazla tartışılan konulardan biri de rabıta meselesi… Tasavvufi kesimler müridin rabıta yoluyla manevi olarak olgunlaşacağını iddia ederken, başka bir kesim ise rabıta yapmanın şirk olduğunu dile getiriyor.

 

Size göre rabıta nedir?

Rabıta bize göre her daim Allah’la, Rasulullahla muhabbeti taze ve canlı tutmaktır. İnsan hayran olduğu kimselere muhabbet duyar ve muhabbet insanı taklide götürür. İnsan belli bir zaman sonra yoğun şekilde muhabbet beslediği, hayran olduğu insanı taklit etmeye başlar. Mutlak tasarruf ve güç Allah’a aittir. Her kim olursa olsun Allah’ın dışında birisinin mutlak anlamda tasarruf ve güç sahibi olduğunu iddia ederse o kişi Allah korusun şirke düşer. Halid-i Bağdadi hazretleri bir talebesine yazdığı mektubunda “Oğlum, hiçbir ibadetime güvenmiyorum. Sadece Rabbimin rahmetine güveniyorum” diyor. Kul daima kendini hiç olarak görmeli.

 

İslam dünyasının genel durumunu nasıl görüyorsunuz?

Dünya şu an kapitalizmin tehdidi altında. Reklamlarla, medyayla insanlar kandırılmak isteniyor. Kapitalizm insanın ruhunu, manevi yönünü tamamen etkisiz hale getirmeye çalışıyor. Fakat ruhlar her geçen gün maneviyata, insani olana karşı daha aç bir hale geliyor. Ruhun açlığı sadece İslam ’la giderilebilir ve bu delaletler, sıkıntılar döneminden sonra mutlak hidayetler dönemi, İslam’ın çağı gelecektir. Şüpheniz olmasın ki istikbal İslam’ındır.

 

Özellikle gençler için sizden bir tavsiye, nasihat isteyecek olursam neler söylersiniz?

Gençlik nefsanî temayüllerin en üst düzeye çıktığı bir mevsimdir. Böyle bir mevsimde bir genç kendini günahlardan ancak takva kalkanı ile koruyabilir.

 

 

Röportaj: Adem Özköse

 

FavoriteLoading Bu yazıyı Favorilerime ekle

BENZER YAZILAR

1 Yorum

  1. Kenan Taner dedi ki:

    Hocam ben Malatya dan bir öğrencinizim bu yıl acaba Malatya ya gelecek mi siniz

Yorum Yapın

*

Önceki yazıyı okuyun:
Teravih Tefsirleri 1433-15

Araf Suresi 59-72. Ayetler. Peygamberlerin sayıları Kuran-ı Kerim'de isimleri sayılan peygamberlerin özellikleri. Hz. Nuh'un öne çıkan özelliği nedir? Ömrü? Peygamberlik...

Kapat