Nasihat Etmeyin Anlamaya Çalışın

Toplum olarak, çevremizdeki insanlara nasihat etmeyi severiz. Adam, bir yakınını kaybetmiştir ve duygularını ifade etmeye, acılarını göz yaşlarıyla atmaya çalışmaktadır fakat tam da o sırada yanında biri bitiverir; “Boş ver, ağlama, sakın ağlama, takma kafana, dert etme, geçer bu günler, iyi şeyler düşünmeye çalış…”diyerek acıların yaşanmasına fırsat vermez. Oysa, sevdiğimiz bir kişinin ya da nesnenin kaybından sonra yasımızı bir şekilde tutmaya ihtiyaç duyarız. Böyle zamanlarda, ölen yakınımızla ilgili duygularımızı çevremizdeki insanlarla paylaşır, kimi zaman ağlar kimi zaman hatıraların kanadına dokunur ve onlarla avunmaya çalışırız. Bütün bunlar yas sürecinde yaşanır ve acılarımız küllenir. Bu nedenle acılarını bizimle paylaşmaya çalışan ve gözyaşlarıyla konuşan insanlara nasihat etmek yerine onları anlamaya çalışmalıyız. Kızılderililer “Ağlamaktan kaçınma, çünkü zihindeki ıstırap veren düşünceler gözyaşı ile temizlenir” derler. Gerçekten de, gözyaşı acılarımızı yıkayan bir yağmur gibidir.Acısını atmaya çalışanlara fırsat vermeyiz ancak bir o kadar da hüzünlü bir toplumuz. Mesela apartmanınıza yeni taşınan biri vardır tanışmak için gidersiniz size hemen yaşadığı zorlukları, çektiği çileleri anlatır. Büyük ebeveynlerinizle sohbet etmek istersiniz, yıllanmış acılar gelir karşınıza. Ardısıra anlatırlar öfkelerini, acıta ettikleri sıradan olayları ve yıllanmış öfkelerini koyarlar ortaya… İnsanlarımız, yaşadıkları acıları uzun yıllar bastırırlar, el alem ne der düşüncesiyle kimselere bir şeyler söylemek istemezler. Çünkü, katlanmanın, susmanın, tepkisiz kalmanın daha önemli olduğunu öğrenmişlerdir. O yüzden yaşanan her türlü haksızlığa boyun eğip acılarını yutarlar. Oysa biriken acılar, bir zaman sonra katlanarak geri döner ve kişinin hayatını etkiler hale gelir. Acılar zamanında yaşanmalı, paylaşılmalı ve arka bahçeye atılmalıdır.

 

Her toplumun değerleri vardır

Değer kavramı, bireyin davranışlarının, amaçlarının geleceğe dair beklentilerinin biçimlendirilmesinde ve yönlendirilmesinde etkili olan kalıcı inançlar, yol gösterici somut ilkeler olarak tanımlanıyor. Bu yönüyle değerler, tutum ve davranışlarımızı etkilemektedir.Her toplumun kendine has değerleri vardır ve kişi değerlerini sahip olduğu toplumun inancı ve kültürüyle şekillendirir. Mesela, Batı kültüründen beslenen bir kişi için çıkarcılık ön plandadır, çünkü kendisine faydacılık empoze edilmiştir. Bu insanlara göre başarmak, kazanmak, kariyer sahibi olmak hayatın merkezindedir. Müslüman toplumlarda ise kişi iyilik yaptığında karşılık beklemez ve bunun bir erdem olduğuna inanır. Ya da, batıda büyümüş bir genç kızın, tek başına başka bir ülkeye tatile çıkması bu toplumların değerlerine göre normal karşılanabilir. Çünkü burada gençlerin on sekiz yaşından sonra özgürlüğünü elde edeceğine inanırlar ve bu o toplumların değeridir. Oysa bizim toplumumuzda bırakın on sekizindeki bir genç kızı bırakmayı, çocuklarımız elli yaşına gelse dahi bırakmak istemez ve her zaman onun yanında yer alırız. Bu da bizim toplumumuzun geleneksel örgüsüne uygun düşüyor.Tutum, kişiye atfedilen duygu düşünce ve davranışlarını yönlendiren bir eğilimdir. Bu yönüyle tutumlar, kişinin bir şeyi tercih etmesi ya da vazgeçmesiyle ilişkili bir durumdur ve sonradan çevresel etkenlerle şekillenir. Yani, tutum aslında toplumun değerleriyle ve kültürüyle hayat bulan bir unsurdur. Değerler ise bu kapsamda gelişen genelleşmiş bildik normları içerir. Her iki durumda da, öğrenilmiş bilgi ve deneyimler vardır. Kişi nerede yaşıyorsa ya da hangi inanca sahipse buna uygun değerler elde eder.

 

Çocuk yetiştirmek çiçek yetiştirmek gibi değildir

Anne babalar çocuklarımıza İslami nasıl öğretebiliriz? diye soruyorlar. Bu yerinde bir soru ancak, çocuklarımızı bekleyen risk faktörlerinin gün be gün arttığı günümüzde bu soruyu sadece sormak yetmiyor aynı zamanda çözüme gitmemiz de gerekiyor. Bunun için bazı kaideleri dikkate almamız gerekir. Sevgiyle yaklaşmak: Bazı aileler çocuklarını İslami terbiye üzere yetiştirmeye çalışırken son derece baskıcı bir tutum içinde olabiliyorlar. Bu durumda çocuk ergenlik dönemine kadar ailenin baskı ve dayatmalarına göz yumuyor. Ergenlik yaşına geldiğinde ise evden ve aileden yavaş yavaş uzaklaşıyor. Bu sancılı dönemde, daha çok akran grubuna yakınlaşmaya çalışan genç, evde kendisine yasak konulan her şeyi dışarıda yapmaya çalışıyor. Suç sayılabilecek birçok şeye meylediyor ve aileyle ilişkilerini iyice koparıyor. Burada aile bir şeylerin yanlış gittiğini bilmeli, çocuklarına sevgiyle yaklaşmalı ve kendilerine “nerede yanlış yaptık” sorusunu sormalıdırlar. Sevecen bir dil kullanılmalı: Dil hayata açılan bir kapıdır. Çocuklarımızı keşfetmek onları anlamak ve sağlıklı ilişkiler kurmak için dilimizi iyi kullanmalıyız. Yani çocuklarımızla, sevgi merkezli ilişkiler kurmalı ve sevecen bir dil kullanmalıyız. İslami terbiye üzere yetiştirmek: Çocuklar, dini kuralları, aileden ve yaşadıkları toplumdan doğal olarak öğrenirler. Ancak bunun için, aile çocuğun sorduğu sorulara makul cevaplar vermeli, ona Allah’ın yarattıklarını, Efendimizin hayatını anlatmalıdırlar. Çocuklar küçük yaşlarda anne baba abdest alırken yanına gelir ve abdest ve namazla ilgili sorular sorarlar. Bu sorular anne baba için iyi bir fırsattır. Ebeveynler burada, Allah’a karşı sorumluluklarımızı Allah’ın bizlere sunduğu ikramları çocuğun anlayacağı bir dille anlatabilirler.

 

Cevaplar ikna edici olmalıdır

Çocuklar, üç yaşından sonra ölümle ilgili sorular sorarlar. Çocuğun soruları karşısında ne diyeceğini bilemeyen aileler verdiği cevaplarla kaygı ya da korkuya sebebiyet verebiliyorlar. Anne baba, ölen yakının nereye gittiğini soran bir çocuğa “Allah sevdiklerini yanına alır ya da, burada mutlu olamadığı için ahirete gitti…” gibi cevaplar verdiklerinde çocuk, Allah’ı sevdiği kişileri elinden alan bir varlık olarak algılayabilir ya da dünyada mutlu olamayan kişinin ahrette daha iyi olacağı için ölümü seçtiğini söylediğinizde çocuk o zaman bizler de hemen ölelim diyebilir. Bu gibi sorunlara zemin hazırlamamak için, aileler ölüm ve yaşam olgusunu çocuğun anlayacağı bir dille anlatılabilirler. Mesela bitkilerden örnek verilerek, bütün canlıların, yaşamla ölümü tadacağını anlatabilirler. İnsanlar için de doğum hayat ve ölümün doğal olduğunu, iyilerin Allah tarafından mükafatlandırılacağını izah edebilirler. Aile çocuğa din duygusunu onun anlayacağı bir şekilde anlattığında, çocuk, dünyanın adil olduğunu ve hayatın denge üzerine kurulduğunu anlayabilir. Allah’ın kendisini her an görüp gözettiğini bilir ve dua etmeyi öğrenir.

FavoriteLoading Bu yazıyı Favorilerime ekle

BENZER YAZILAR

Yorum Yapın

*

Önceki yazıyı okuyun:
Teravih Tefsirleri 1433-15

Araf Suresi 59-72. Ayetler. Peygamberlerin sayıları Kuran-ı Kerim'de isimleri sayılan peygamberlerin özellikleri. Hz. Nuh'un öne çıkan özelliği nedir? Ömrü? Peygamberlik...

Kapat