Alışveriş merkezleri Aile gezmelerini elimizden aldı

Ailece zaman geçirmek istediğimizde artık sanki hiçbir seçeneğimiz yokmuş gibi kuzu kuzu Alış Veriş Merkezleri’nin (AVM) yolunu tutuyoruz. Neredeyse her köşe başında karşımıza çıkmaya başlayan bu büyük, gösterişli ve albenili yapılar hayatımızın vazgeçilmez bir parçası haline getirildi çünkü. Bir şehrin ne kadar kalkınmış ve gelişmiş olduğu alışveriş merkezlerinin çokluğuyla ölçülmeye başladığından beri bizler de bu büyümeye katkıda bulunmak için gecemizi, gündüzümüzü AVM’lerde geçirir olduk. Halbuki bizim hayatımızda aile gezmesi denilen bir güzellik vardı yakın zamana kadar. Aile fertleri hep birlikte komşu ziyaretine gider, birbirimize hal-hatır sorardık. Misafir ağırlamak henüz hiçbirimiz için yorucu, külfetli bir durum değildi.Çocuklarımız mahalledeki akranlarıyla oynayarak eğlenirdi. Sokaklarımız güvenliydi, bu yüzden gözümüz arkada kalmadan çocuklarımızın sokakta oynamasına izin verebilirdik. Yeşil alanlarımız, parklarımız daha çoktu. Canımız sıkılınca parklara çıkar, ağaçların gölgesinde serinlerdik. Şimdi yazları serinlemek, kışları ısınmak için bile AVM’lere koşuyoruz. Mutlu olmamız için her şeyin düşünüldüğü bu alışveriş ve “yaşam” merkezlerinde önümüze konulan yaşam tercihi bize ne kadar uygun çok da fazla düşünmüyoruz. Bir zamanlar kanaatkar ve şükretmeyi bilen bir toplum iken şimdilerde yaptığı harcamalarla ve ne çok şeye sahip olduğuyla övünen insanlara dönüştük. Çocuklarımıza sahip olduklarıyla yetinmeyi öğretmek yerine “Aman akranlarının yanında boynu bükük kalmasın” diye her istediklerini, ihtiyacı olup olmadığına bakmadan satın alıyoruz. Bu yüzden çocuklar vermenin değil sürekli almanın mutluluk verdiğini zannederek büyüyorlar.

 

AVM’LER “TÜKETİCİ” OLMAMIZ İÇİN TÜM OLANAKLARI SAĞLIYOR

Şehirlerimizdeki yeşil alanların neredeyse tamamı beton yığınlarıyla doldurulduğundan çocuklarımızın ellerinden tutup götürebileceğimiz parklar, oyun alanları yok denecek kadar az. Bu yüzden çocuklarımızı da AVM’lerin karanlık ve gürültülü oyun parklarına götürerek onları eğlendirdiğimizi zannediyoruz. Baş başa yemek yeme adı altında fast food yiyecekler tüketerek sağlığımızdan oluyoruz. Tanımadığımız onlarca insanla tek laf etmeden, selamlaşmadan o koskoca mekanın içinde saatlerce dönüp duruyoruz. Eskiden sadece zenginleri hedef alan AVM’ler artık her gelir düzeyinden müşteriyi çekmek için düzenleniyor.

 

Bu “yaşam” merkezlerinin bize hiç de uygun olmadığının en belirgin özelliği ise neredeyse hiçbirinde mescid olmayışı. Böyle bir ihtiyacı fark edenler de en alt katta, otopark kısmında, küçük ve kullanışsız odacıkları dua odası gibi adlandırmalarla namaz için tahsis ediyorlar. Her gün yüzlerce insanın saatlerini geçirdiği bir “yaşam” merkezinde eğlenmek, tüketmek, yemek, içmek için her tür imkan sağlansa da aynı insanların ibadet de etmesi gerektiği gerçeği bu mekanları inşa edenleri hiç ilgilendirmiyor. Çünkü onların önceliği o mekana adım atan potansiyel müşterilere nasıl daha çok para harcatabilecekleri sorusuna cevap aramak.

 

İSTANBUL’DA GEZİLECEK YER Mİ KALMADI?

AVM’lerin yaşam tarzımıza en gözle görünür etkilerinden biri de bu mekanların yaşadığımız şehrin “en önemli yapıları” haline getirilmiş olması. Son zamanlarda büyükşehirlere ve Anadolu’nun gelişen şehirlerine gezmeye gidenler çok garip ama tarihi ve turistik yerleri değil yeni açılan devasa alışveriş merkezlerini görmeye gidiyorlar. İstanbul’u hayatında ilk kez görenler Topkapı Sarayı’nı, Dolmabahçe’yi, Emirgan’ı, Adalar’ı adımlayıp İstanbul’u keşfetmek ve tanımak yerine çeşitli alışveriş merkezlerini gezmek istiyorlar. Şehre kimliğini veren doğal ve tarihi güzellikler kimsenin dikkatini çekmez olmuş. İnsanlar benzerini pek çok şehirde görebilecekleri ünlü markaların mağazalarında alışveriş etmeyi göz kamaştırıcı Boğaziçi’nin güzelliğine tercih ediyorlar.

 

Hafta sonları akraba ziyaretleri, eş dostla bir araya gelmek de hiç cazip değil bazılarına göre. AVM’lerin sahte ışıltıları onları mutlu etmeye yetiyor. Çekirdek aileler, bağlarını kopardıkları büyük ailenin boşluğunu bu dünyayla doldurmaya çalışıyor. Sonuç olarak da değerlerinden bihaber olan, kültürüne sahip çıkamayan, elindeki ile yetinmeyen, komşusuna selam dahi vermeyen insanlar olmamız kaçınılmaz oluyor. Çünkü bilgimizi de sevgimizi de zamanımızı da yalnızca alışverişe odakladığımız bir hayat yaşıyoruz.

 

 

İpek Tanır

FavoriteLoading Bu yazıyı Favorilerime ekle

BENZER YAZILAR

Yorum Yapın

*

Önceki yazıyı okuyun:
Teravih Tefsirleri 1433-15

Araf Suresi 59-72. Ayetler. Peygamberlerin sayıları Kuran-ı Kerim'de isimleri sayılan peygamberlerin özellikleri. Hz. Nuh'un öne çıkan özelliği nedir? Ömrü? Peygamberlik...

Kapat