Minhâcü’l Âbidîn’den

 

lahî Lütuf ve İkaz

İbadet yolunda kulun ilk uyanışı, bu yola girişi ilahî bir hatırlatma ve O’ndan gelen özel bir lütuftur. Bu manevi bir haldir. Aynen Cenab-ı Hakk’ın şu ayetinde buyurduğu gibi: “Allah’ın göğsünü İslâm’a açtığı kimse, Rabb’inden bir nur üzere değil midir?” (Zümer, 22). Efendimiz s.a.v. de buna işaretle şöyle buyurur:“Nur bir kalbe girdiğinde, insanın gönlü açılır ve genişler!”

 

Denildi ki:

 

– Ya Rasulallah! Bunun tanıyabileceğimiz bir işareti var mı?

 

– Evet, aldanma yurdu olan dünyadan uzaklaşmak, sonsuzluk yurduna yönelmek ve ölüm gelmezden önce ölüm için hazırlık yapmak, buyurdular.” (Hakim, el-Müstedrek, 4/311; Irâkî, İhyâ, 1/77, 4/220, IV/460).

 

Kul her şeyden önce şunu asla hatırından çıkarmamalıdır:Ben, Allah Tealâ’nın lütfettiği hayat, kudret, akıl, konuşma gibi her türlü manevi nimet ve lezzet içinde olduğum gibi; Cenab-ı Hak pek çok bela ve musibetleri de başımdan savmaktadır. Bütün bu nimetleri bana veren Allah, kendisine şükretmemi, hizmetinde bulunmamı benden talep ediyor.Eğer bundan gafil olursam elimdeki nimetleri benden alır; bana azabını ve cezasını tattırır. Peygamberler göndermiş, onları beşer kudretinin üstünde fevkalâde mucizelerle desteklemiş; kudret, ilim, hayat ve irade sahibi bir Rabbim olduğunu bildirmiş. O’nun emir ve yasaklarının bulunduğunu; isyan edersem cezalandırmaya kadir, itaat edersem mükafatlandırmaya muktedir olduğunu, sırlarımı ve içimden geçenleri dahi bildiğini ve dinin hükümlerine sımsıkı sarılmamı bana haber vermiştir. Bütün bunların mümkün olduğunu kalbiyle anlar. Zira bu akla aykırı değil, bilakis ilk bakışta akla gelen hakikatlerdir. Bundan dolayı nefsi için korkar ve Allah Tealâ’dan yardım diler.İnsanı uyaran, onun için kesin bir dayanak olan bu ürkütücü ikaz, bütün mazeretleri geçersiz kılar, onu düşünmeye ve delil getirmeye zorlar. Bu durumda kul heyecana kapılır ve derdinden sarsılır. Kalbine doğan veya kulaklarında yankılanan bu hakikatlerden kurtulmanın ve huzura ermenin yollarını araştırır.

 

İbadet Yolunun Sarp Geçitleri

İlim Geçidi: İbadet yolunda kulu karşılayan ilk sarp geçit “İlim ve Marifet Sarp Geçidi”dir. İnsanın, yaptığı ibadeti tam olarak idrak etmesi ve ibadet yolunda mesafe alabilmesi için, mutlaka ilim ve marifet gerekir. İlim ve marifet sahibi olmak için de delillere doğru gözle bakmalı, derin düşünce ve bilgi sahibi olmalı; bu yolun rehberleri, ümmetin kandilleri ve imamların önderleri olan ahiret alimlerine sorular sormalı, onlardan istifade etmelidir. İbadet yolunda yol alabilmek ve yardıma mazhar olmak için onlardan hayır dualar istemelidir. Böylece gayb alemi hakkında kendisi için şu bilgi ve yakîn hasıl olur: “Onun bir ilâhı vardır ve ortağı yoktur. Kendisini yaratan ve bütün bu nimetleri lütfeden O’dur. Kendisini şükürle mükellef kılmış, zâhir ve bâtını ile hizmet ve taatinde olmasını emretmiş, inkâr ve her türlü günahlardan sakındırmış; itaat ederse ebedi cennetle mükafatlandıracağını, isyan eder ve yüz çevirirse ebedi cehennem ile cezalandıracağını hükme bağlamıştır.”

 

Tövbe Geçidi: Farzlarla ilgili bilgi ve marifetini tamamlayınca, ibadetlerini yapmaya ve onlarla meşgul olmaya yönelir. Bir de bakar ki pek çok suç ve günah işlemiş! Bu hal, insanların çoğunun içinde bulunduğu durumdur. Bu durumda o kişi şöyle der: “Günahlarda ısrarlı olduğum ve onlarla kirlendiğim halde ben nasıl ibadete yönelebilirim? Evvela günahlarımı bağışlaması, beni onun esaretinden kurtarması ve kirlerinden arındırması için Allah Tealâ’ya tövbe etmem gerekir. Ancak böylece Allah Tealâ’ya ibadete ve O’na yakın olmaya uygun hale gelebilirim.”

 

“Engeller Geçidi: Şartlarına uyarak tövbeyi yerine getirince, ibadetlerine dönmeyi arzular. Etrafına bakar; birçok engelle etrafının kuşatıldığını, bu engellerin yapmak istediği ibadetlere değişik yol­larla mani olduklarını görür. Bunların dört başlıkta toplandıkları görülür: Dünya, insanlar, şeytan ve nefs. Bu noktada onu “Engeller Sarp Geçidi” karşılar. Bu geçidi aşabilmek için dört şeye ihtiyacı vardır:

 

Dünyalıklara dalmama,

Halkın kötülüklerinden uzak kalma,

Şeytanla muharebe etme,

Nefsin zıddına gitme.

 

Nefs engellerin en zorlusudur. Çünkü onu ne tamamen terk ederek ayrılmak ne de şeytana karşı olduğu gibi alt etmek mümkündür. Zira o insanın bineği, kullandığı aracıdır. Öyleyse nefsi takva gemiyle gemlemek gerekir ki onu faydalı işlerinde kullanabilsin, tehlike ve zararlardan alıkoyabilsin.

 

Afetler Geçidi: Bu geçitten kurtulunca tekrar ibadetlerine yönelir. Bir de bakar ki, niyetlendiği ibadetlerden kendisini alıkoyan, bu ibadetleri gönül huzuruyla yapmasını engelleyen şu dört afetle karşı karşıyadır:

 

Rızık Endişesi: Nefs rızık talebiyle şöyle der: Benim mutlaka belli miktarda rızka ihtiyacım var. Dünyalıkları terk ettim, halktan uzak durdum; peki benim rızkım nereden sağlanacak?

 

Tehlikeler: Yararına mı yoksa zararına mı olduğunu bilmediği tüm korkuları, umutları, arzu ve nefretleri… Zira bütün bunların sonuçları belirsiz olduğundan kalbini hep meşgul etmektedir.

 

Zorluklar ve Musibetler: Her taraftan insanın üzerine gelen zorluk ve musibetler… Özellikle de halka muhalefet, şeytana savaş açma ve nefsin tersine hareket etme yolu tutulduğunda nice lokmalar boğazına dizilir, nice sıkıntılarla yüz yüze gelir.

 

Kaza-Kader: Değişik hal ve durumlarda bazen tatlı bazen acı, Cenab-ı Hak tarafından başa gelen her çeşit ilahî kaza ve takdir tecellileri… Nefs bunlara karşı kızgınlık göstermekte çok hızlı ve fitne çıkarmada çok acelecidir.

 

Bunları aşıp geçmek için dört silaha ihtiyacı vardır:

 

Rızık hususunda Allah Tealâ’ya tevekkül,

Tehlikeler konusunda tefvîz (işleri Allah’a ısmarlama),

Zorluk ve musibet anında sabır,

Kaza ve kader tecellisinde rıza.

 

 

 

Ali KAYA

FavoriteLoading Bu yazıyı Favorilerime ekle

BENZER YAZILAR

Yorum Yapın

*

Önceki yazıyı okuyun:
Teravih Tefsirleri 1433-15

Araf Suresi 59-72. Ayetler. Peygamberlerin sayıları Kuran-ı Kerim'de isimleri sayılan peygamberlerin özellikleri. Hz. Nuh'un öne çıkan özelliği nedir? Ömrü? Peygamberlik...

Kapat