Medeniyetimizin Eğitim Sembolü: Rahleler

 

Artı, kaç kişi rahle gördü ve bir rahleyi eline alıp şöyle bir inceledi? Çok az olduğundan şüphem yok. Zira İslam medeniyetinin bir eğitim-öğretim sembolü olmasına rağmen rahle unutulmaktan kurtulamamış bir mübarek eşyadır.Rahlenin başına geçip ders verecek hoca, mürşid, müderris kalmayınca o da kendini gözlerden çekti. Rahlenin yeri bugün müzeler, antikacılar ve bazı camilerdir. Evet, rahlenin günümüzdeki en işlevsel mekânı camilerdir ve rahle daha çok “Kur’an okuma” vasıtasıdır. Oysa geçmişte rahle hem okutma hem okuma vasıtası idi. “Açıldığında ekseriye x şeklini alan, ayaklı, üzerine kitap konularak okumaya mahsus bir çeşit geçmeli masa” diye tarif etmiş D. Mehmet Doğan, rahleyi. Tedrisat, eğitim-öğretim anlamında kullanılan rahle, bir kişiyi eğitimden geçirmek anlamında rahle-i tedrisinden geçirmek deyimi ile de sık sık karşımıza çıkar. Bağdaş kurularak verilen/alınan eğitim zamanlarının bir vasıtası olarak hoca efendi rahleyi önüne çeker, talebe de kendi rahlesini alır, hocasının önünde diz çöker. Yazı daha çok diz üstünde yazılır(dı) ama kitap kutsal olduğu için rahleye konur(du). (Bir hattatı yazı yazarken gördünüz mü hiç?)

BEŞTAHTA

Kur’an Kursuna gittiğimiz yıllarda ağabeylerimiz rahleyi bize ‘beştahta’ olarak belletti. Rahle kelimesi de kullanılıyordu ama beştahta daha meşhurdu. Neden beştahta denirdi rahleye? Çünkü beş parça tahtadan yapılmıştır. Lügate baktım acaba beştahtanın rahle karşılığı var mı diye? Ferit Devellioğlu üstadımız piştahta maddesinde karşılık olarak, “küçük sandık, çekmece” anlamını vermiş. Tamamen yanlış sayılmaz; çünkü bizim beştahtamızın bugünkü okul sıralarında olduğu gibi kitap konulacak bir rafı da vardı. Gelenek, ihtiyaca göre kendine benzetmiş rahleyi.

Görüldüğü gibi medeniyetimiz kendi vasıtalarını üretmekte, geliştirmekte ve korumakta idi. Türkiye, medeniyet havzasını değiştirdikten sonra günlük hayatta vazgeçilmez olan birçok şey hemen ‘eskidi’, işlevsel olmaktan çıkarıldı, yakılıp yıkıldı, müzelik oldu ve en sonunda sanatla birlikte sanatkâr da ortadan çekildi. Şimdi rahle yapan nakkaş kaldı mı bilmiyorum. Sadece rahleyi mi kaybettik? Onunla beraber, Türkistan`dan Endülüs`e kadar Asya, Küçük Asya, Afrika ve Güney Avrupa gibi çok geniş bir sahaya yayılmış bulunan Türk- İslâm tahta oymacılık sanatı; lâhitler, minberler, mihraplar, kürsüler, Kur’an mahfazaları, kapu ve pencere kanatları, sütunlar ve kaideleri, sandukalar etra¬fındaki süslü parmaklıklar (şebekeler), tahtlar, saltanat kadırgalarının köşk¬leri, tavanlar, çekmece ve sanduklar gibi çok zengin zanaat ile sanatı birleştiren eserlerimiz de kayboldu.

Kapatılan tekke, zaviye ve türbelerdeki sanat değeri taşıyan eşyaların müzelere gönderildiği söylenir. Bu rahleler ve diğer eserler nerelerde acaba şimdi? Hatta bu yazının bir parçası olarak yayımladığımız Ali Şükrü Bey’in, Mehmet Akif Ersoy’un, Trabzon me¬busu Hoca Necati’nin, Aydın Mebusu Hoca Esat Efendi’nin, Velet Çelebi’nin, Hacıbayram Şeyhi Şemseddin Efendi’nin, Şeyh Hacı Fevzi Efendi’nin, Celaleddin Arif Bey’in, Abdülhalim Efendi’nin, misafir olarak geldiğinde ilk konusu mescit ve namaz olan Bediüzzaman’ın, Hasan Basri Çantay’ın, Mahir İz’in ve daha kimlerin Kur’an okuduğu Birinci Meclis rahlelerine ne oldu acaba?

Ecdadımızın ele aldığı her konuda mükemmele ulaşmak hususunda gösterdiği titizlik, azim ve iradeyi belirten Türklüğün kökündeki bu yüksek kaliteli ibda ruhunun vesikaları olan rahleler aynı zamanda hat sanatının da en güzel örneklerini verirdi. Üzerinde onu vakfeden kişilere ait ifadeler başta olmak üzere, ayetler ve hadislerle süslenen rahlelerde en çok kullanılan hadisler şöyledir:

(O’na salât ve selâm olsun)

Peygamber, dedi: “Kur’an Allah’ın yaratılmamış sözüdür.”

Peygamber dedi: “İbadetlerin en üstünü, Kur’an okumaktır.”

Peygamber dedi: “Din, başkasının iyiliğini istemektir.”

Peygamber dedi: “İlmi ve âlimleri sevenin, hayatta olduğu müddetçe günahları yazılmaz.”

Peygamber dedi: “Bir şeyi seven (onun kusurları hususunda) kör ve sağır olur.” “Allah işlerde yükseklikleri sever.”

Peygamber dedi: “Dünya iman edenin zindanı, kâfirin cennetidir.”

Peygamber dedi: “Müte`abbidlerden, korkumdan ağlayan gibi kimse ibadet etmedi.”

Peygamber dedi: “Ölümü çok anan dünyadan az bir şey ile mem¬nun olur ve lezzetleri yıkanı (yani ölümü) çok anınız.”

Peygamber dedi: “Geceleyin namazı çok olanın gündüzün yüzü güzel olur. Allah’ın elçisi doğru söyledi.”

“Sizin en hayırlınız Kur’an’ı öğreten ve öğrenenizdir.”

Sülüs, Kûfi gibi hatlarla yazılan bu hadisler bize çok şey öğretiyor. İlim öğrenmek için bir hocanın, bir mürşidin önünde diz çökmek gerekir. Zannetmeyiniz ki hoca bir kürsüde ve talebeye tepeden bakıyor. Hayır, o da talebesinin önünde diz çöküyor. İkincisi, rahlelerin medreseden, tekke ve zaviyeden başka camilerde de bulunması, camilerin da ilim merkezi olduğunu gösteriyor. Bu konuda söylenecek çok söz var. Ama son olarak kaybolan bir değer olarak rahleler konusunda müstakil bir kitap yazan merhum Cevdet Çulpan’a getirelim sözü. Çünkü rahleler konusunda en detaylı kitabı yazan bu kişi bir Tümgeneral idi. Hayfa! Nerden nereye?

 

 

Kamil Yeşil

FavoriteLoading Bu yazıyı Favorilerime ekle

BENZER YAZILAR

Yorum Yapın

*

Önceki yazıyı okuyun:
Teravih Tefsirleri 1433-15

Araf Suresi 59-72. Ayetler. Peygamberlerin sayıları Kuran-ı Kerim'de isimleri sayılan peygamberlerin özellikleri. Hz. Nuh'un öne çıkan özelliği nedir? Ömrü? Peygamberlik...

Kapat