Haluk Dursun: “Ayasofya’nın Hizmetçisiyim”

 

Ayasofya’nın kubbesini kapatan iskeleler kalktı ve ulu mabet olanca görkemiyle arzı endam etti yeniden. Müze Müdürü Haluk Dursun’un katkılarıyla her geçen gün bilinmeyen bir özelliğini keşfediyoruz Ayasofya’nın. Ama bu mabet her nedense özelliği ve taşıdığı değerle değil de “Yeniden ibadete açılacak mı?” sorularıyla gündemde tutuluyor. Dursun da bu konudan çok sıkılmış olacak ki ‘Bu iş beni aşar’ diyerek soruları cevapsız bırakıyor. Dursun’la buluşup hizmetkarıyım dediği Ayasofya’yı konuştuk.

 

17 yıllık restorasyon süreci sona erdi, Ayasofya’nın kubbesini kapatan iskeleler kalktı. Neden bunca sene bitmedi de efsaneye dönüştü?

Burada bir yanlış anlaşılmayı düzeltmek isterim. Ayasofya restorasyonları bitmedi. Sadece restorasyonun kubbe kısmında 17 yıldan beri devam eden bölümü bitti. Oradaki yenileme diğerlerinden farklı olmak üzere çok ince işçilik istiyordu. Mozaik restorasyonu iğne ucuyla yapılan bir iş. Çalışılan yer 60 metre yükseklikte, iskele çok dar. Dolayısıyla bu işin aceleye getirilmemesi normal.

Bu 17 yılda neler yapıldı Ayasofya’ya?

Önce kubbenin dışından başlandı. Dış örtüdeki kurşun olduğu gibi yenilendi. Kurşunun altındaki yüzey temizlendi. Sonra kubbenin içerisinde daha önceki nemden dolayı rutubet olmuştu. Onun verdiği hasar kapatıldı. İçeride mozaiklerin tamiratı yapıldı. Kalem işi boyamalar elden geçirildi. Kubbeyi tutan kaburgalar üzerinde bağlayıcı kenetler sağlamlaştırıldı.

Bu süreçte en çok melek tasviri üzerine konuşuldu…

Bu biz tarihçiler için yeni bir keşif değildi. Şimdi biz kapağı kaldırıp, yüzü birebir görmüş olduk. Ayasofya müze olduktan sonra sayısız mozaik açıldı, bunların içerisinde birçok melek ve suret var. Ben eşit hassasiyeti hepsine gösteriyorum. Hatlara, türbelerin açılımına da, mozaiğe de, şadırvana da aynı özeni gösterdim. Farklı olan şu; Herkes kendi dünyasına ve çevresine göre algılıyor. Şöyle düşünün 3 çocuk var bunların babaları bir ama anneleri ayrı. Her anne kendi çocuğuna daha özen gösterir. Ben babası olarak hepsine sahip çıkarım.

Herkes çocuğu için bir gelecek biçiyor. Cami olsun diyen de var, pazar ayini yapmak isteyen de…

Bunlar bizi hiç ilgilendirmiyor. Biz Ayasofya’nın mimari ve kültürel miras olarak gelecek nesillere intikal ettirme vazifesiyle mükellefiz. Bir adam gelmiş ‘Ben Ayasofya’nın cami olmasını istiyorum’ diyor. Eyvallah, iste. Bir Ortodoks papazı gelip ‘Benim atam burayı kilise olarak yaptı, ben burada ayin yapmak istiyorum’ diyor. Olur, iste. Kimsenin isteme hakkına engel olma durumumuz yok. Çünkü biz biliyoruz ki müzenin sadece bekçisi ve hadimiyiz yani hizmetkarıyız. Bizim muktedir olacağımız tarafları var ama bizi de aşan yönleri de var.

VELİ, DELİ, KEDİ

Şu anki Türkiye’de olmaz dediniz. Peki, ileriki zamanlarda ne olur?

Onu hiç bilemem. O tamamıyla Türkiye’nin dünya konjonktüründeki yerine bağlıdır. Yeni dünya kurulur ve Türkiye konumunu ne şekilde alırsa, Ayasofya’nın akıbeti de ona göre belli olur. Böyle bir kararı Ayasofya’da alarak bunu dışarıya bir denge bozumu olarak kimse dışarıya taşıyamaz.

Ayasofya iki din için de oldukça kutsal bir mabet. Restorasyonda bu hassasiyetler de göz önünde bulunduruldu değil mi?

Bizim Ayasofya’ya ilgili genel bakışımız şudur. Ayasofya bir dünya mirası. Şu anda o mirasın temsilcileri biziz. Dolayısıyla sorumluluk bizde. Biz Ayasofya’yı ne şekilde almışsak, gelecek nesillere de öyle devredeceğiz. Bu mirasın içerisinde Helenistik/Pagan, Doğu Roma/Ortodoks ve Osmanlı İslam eserleri var. Bu üç ayağa Türkiye Cumhuriyeti’nin bir müze olarak yönetimi de eklenince Ayasofya’nın dört ayağı tamamlanmış, kubbesi tam oturmuş oluyor.

Bugüne dek kulağınıza gelen en enteresan efsane neydi?

Efsanelerle hiç ilgilenmiyorum. Ayasofya’nın beni çok fazla ilgilendirmeyen tarafı efsaneleri. Ayasofya ile ilgili yaşanmış hatıraları çok seviyorum. Ayasofya en çok avlusuna bebek bırakılan, en fazla dilencisi olan, en çok kedisi, delisi ve velisi olan ve hakkında en fazla efsane uydurulan camidir.

 BİZANS MOZAİĞİNDEN PADİŞAH TURASI

Ayasofya’da sergi açılmasını hala doğru bulmuyor musunuz?

Evet bulmuyorum. Çünkü Ayasofya bir ulu mabet. Ayasofya’yı görenler bu mabedin ruhunu hissetmek istiyorlar. Ayasofya bir dünya mimarlık şaheseri. Ayasofya teşhir, tanzim ve sergi yeri değil. Melek oradaydı, yüzünü açtık sergi ortaya çıkmış oldu. Abdülmecid’in mozaik bir tuğrası var. Bizim dünyamızda başka bir örneği yok. Osmanlı padişahının Bizans mozaiğinden yapılmış tuğrası var. Bunları biz zaten sergiliyoruz.

Ayasofya Kültür Envanteri’ni hazırladınız. Nasıl bir çalışma bu?

Ayasofya’nın depolarında olan eserlerin resimli ve ölçülü bilgileri olacak kitapta. Müezzin mahvilleri kaç müezzin için yapıldı? Ben bunu çok merak ediyordum. Arkadaşları doldurup oturttum, 33 kişilik çıktı mesela. Çok ilginç. Kedileri, kuşları, ağaçları bile saydık. Ayasofya’nın çalışanlarını, eski müdürlerini, yayınlarını, sergiye giden eserlerini toplamış olduk. Bu kültür envanteri müzecilik tarihinde bir ilktir. Tüm bunlar benim heyecanımı artırıyor.

Ayasofya gibi bir müzenin müdürü olmak heyecan verici olmalı.

Burası beni heyecanlandırmaya ve bana bir şeyler öğretmeye devam ediyor. Ben en çok bilgiyi, en çok bildiğimi zannettiğim yerde Ayasofya’da öğrendim. Ayasofya bana bir sürü sürprizler açtı. Açmaya da devam ediyor. Mesela Abdülmecid’in tuğrasını bulduğum anı unutamıyorum.

Bedduanın muhatabı ben değilim

Fatih Sultan Mehmet’in Ayasofya’nın camiden başka bir şeye dönüştürülmesine dair bedduası da bu dönemde gündeme geldi. Bu tartışmaları nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bunun muhatabı ve sorumlusu Ayasofya Müzesi değildir. Bunun sorumlusu Ayasofya’nın bağlı olduğu kurumlardır, onun da üzerinde bakanlığın sorumlu olduğu bir Başbakanlık ve devlet vardır. Türkiye seçimlerden yeni çıktı. Bunu isteyen insanlar aşağı yukarı Ayasofya’nın ne şekilde yönetileceğini öngörüyorlardı. Tercihlerini demokratik bir şekilde yaparlarsa bu iş çok rahat çözülür. Bir parti çıkar cami, diğeri kilise, bir diğeri müze yapacağım der. O zaman insanların bunun üzerine iradesini kullanma hakkı olur. İnsanlar bunu kullanmak ve görmek istemiyorlar.

Korkuyor musunuz bu bedduadan?

Benim ne düşündüğümden ziyade karar mercilerinin ne düşündüğü önemli. Bunu vazgeçilmez bir vasiyet olarak değerlendiren varsa seçmen olarak demokratik hakkını kullanırken ona göre seçim yapar. Ben burada bir emanetçiyim. Ulu’l Emr esastır. Benim bunu ne değiştirecek gücüm var, ne de bu güce karşı duracak yapım. Bu emanetin doğru korunması ve bunun iyi korunduğunun dünyaya tanıtılması benim en büyük hedefimdir. Gelen resmi heyetlere de hep bunları anlatırım. Ama içeride kendi başıma kaldığımda da Fatih’i unutmam.

Papa, Obama, Merkel bunlardan birkaçı.

Papa’ya ‘Burası Doğu Roma Ortodoks kilisesi değildir. Böyle kurulan ama sonradan Osmanlı İslam külliyesine dönüşen bir komplekstir’ demiştim. Bunu herkese de söylerim, bir kalıp cümledir. Merkel’e cami derslerini anlattım. Büyük ihtimalle Ayasofya’yı kilise olarak dinlemeye gelmişti.

Başka neler anlatıyorsunuz?

Bizans imparatorunun taht giymek için buraya geldiğini anlatırken, Osmanlı padişahının da cuma ve bayram selamlığında ve Kadir Gecesi’nde Ayasofya’ya geldiğini, buranın protokoler bir kilise ve aynı zamanda bir camii kebir olduğunu anlatıyorum.

Burası sergi alanı değil

Dursun, Ayasofya depolarında bulunan Abdülmecid’in Bizans mozaiğinden yapılan tuğrasını görmek üzere herkesi müzeye davet ediyor.

 

 

 

Röportaj: Aysel Yaşa

 

FavoriteLoading Bu yazıyı Favorilerime ekle

BENZER YAZILAR

Yorum Yapın

*

Önceki yazıyı okuyun:
Teravih Tefsirleri 1433-15

Araf Suresi 59-72. Ayetler. Peygamberlerin sayıları Kuran-ı Kerim'de isimleri sayılan peygamberlerin özellikleri. Hz. Nuh'un öne çıkan özelliği nedir? Ömrü? Peygamberlik...

Kapat