OKULLARDA DEĞERLER EĞİTİMİ VERİLMESİ ŞARTTIR

 

Okullarda öğrenciler ağırlıklı olarak iki türlü problem yaşar. Bir tanesi psikopatoloji boyutu olabilen, biyolojik kökenli veya psikolojik kökenli olsa bile ciddi olarak patolojiye dönüşmüş problemlerdir. İkincisi de okulun kendisinden, öğrencinin kendisinden ya da öğrencinin ailesinden kaynaklanan problemlerdir. Birincisiyle alakalı olarak, şayet bir psikopatoloji tespit edilmişse mutlak surette anne babaların, ailelerin, öğretmenlerin çocuğun probleminin farkına varmaları ve sonrasında da uzman desteği almaları lazım. Ama diğer problemler varsa –ki şu an en çok karşılanan problemler bunlardır- problemlerin kaynağı tespit edilmelidir öncelikle. Yani çocukta olumsuz bir davranış var.

Anne babanın, öğretmenin, okulun mutsuz olduğu bir davranış var. İlk başta bunun sebebi ortaya çıkarılmalıdır. Çocuğun bu davranışının sebebi okul mu, (okuldan kastım öğretmen olabilir, okul ortamı olabilir ya da arkadaşları olabilir) anne baba mı, aile yapısından kaynaklanan problemler mi yoksa öğrencinin kendisi mi? Yani öğrencinin okul dışındaki arkadaş çevresi olabilir ya da kendi psikolojik özellikleri veya ihtiyaçları olabilir. Bunu tespit etmek lazım. Şayet psikopatolojik bir rahatsızlık geçiriyorsa bu dikkat eksikliği, hiperaktivite bozukluğu olabilir ya da obsesyonlar olabilir, fobiler olabilir, kaygı bozuklukları olabilir. Bunlar tabi mutlaka uzman desteği alınması gereken şeylerdir. Ama öte taraftan her biri için yapılacak, alınacak önlemler vardır. Okulun tek görevi bilgi vermek değil. Okullar artık ciddi bir şekilde fonksiyon değiştirmek zorunda. Yani bugünkü okul sistemi dünkü okul sistemi olmamalı. Niçin olmamalı? Çünkü dünkü okulun tanımıyla bugünkü okulun tanımı ciddi şekilde değişiklik gösterdi,göstermek zorunda.

Dün ne vardı; okul öğrenciye bilgi verirdi. Öğrenci gelir, kendisinden daha bilgili olan öğretmenden bilgi alır. Çünkü alabileceği başka fazla kaynak yoktur. İmkânlar kısıtlıdır. O yüzden okulun misyonu ağırlıklı olarak öğrenciye bilgi kazandırmaktı. Ancak bugün bilgiye ulaşmak dünya tarihinde hiçbir zaman olmadığı kadar kolay. Dolayısıyla okul bugün bilgi vermekle kalmamalı. Bilgi vermek yetmiyor. Niçin yetmiyor? Çünkü bugün çocuklar öğretmenlerinden çok daha kolay, çok daha kısa bir zamanda, çok daha fazla bilgiye ulaşabiliyor. Öyle bir tersine dönüş yaşandı. Yani önceden yaşlılar bilgi verirdi, bugün gençler bilgi verir hale geldi. Gençler bilgi ve donanım anlamında yaşı daha ileri olan insanlardan daha yeterli hale geldi. Dolayısıyla okul hâlâ “ben sadece bilgi vereceğim” diye ısrarederse o zaman yanlış bir misyon üzerine faaliyet göstermiş olur ve bundan kaynaklanan çok ciddi problemler yaşanır. Çocuklarda okulla ilgili en büyük problemlerden bir tanesi bu. Okulun kendi misyonunu anlayamaması, tanımlamaması. Dolayısıyla okul burada misyon değiştirmek zorunda.Yani bilgi illaki olacak, dersler verecek ama esas mesele çocuğa ders vermek değil, çocuğu bütün bir insan olarak yetiştirebilmek.Bütün bir insan olarak yetiştirebilmek için de en önemli mesele, çocuğun problemlerini fark etmek. Çocuk hangi problemleri yaşıyor, bu problemlerin kaynağı nedir, bu problemlerin çözümü nedir? Bu problemleri çözerek uygulama yapmak gerek. Bu noktalarda okul ciddi olarak misyonunu yeniden sorgulamak ve çalışma yapmak zorunda. Bunun ötesinde, şayet çocuk bir problem yaşamıyorsa da o çocuğabilgi vermek yeterli değildir. Çünkü bugün problem yaşanmaz ama yarın problem yaşanır.

NELER YAPMALI?

Öncelikle mevcut bir problem varsa onu çözmek gerek. Yukarıda belirttiğim usûlde. Problemi tespit edecek, kaynağını tespit edecek, çözüm yollarını bulacak ve uygulayacak. Şayet problem yoksa her okulda, her kademede anaokulunda, ilköğretim okulunda, ortaöğretim okulunda her okulda, hatta üniversitede çocuğu alacak:

a- Ben bu çocuğu bilgi anlamında hazırlayacağım.Ama hayat becerileri anlamında nasıl hazırlarım? İki anlamda beceri çok önemlidir. Akademik beceri, yaşam becerisi. Akademik beceri sadece bilgi vermek değildir. Bunun yanında bilgiye ulaşma becerisini kazanması lazım. Çocuk bilgiye en kısa nasıl ulaşır, okul bunu öğretmeli.

b- Doğru bilgiyle yanlış bilgiyi ayırt edebilmeyi deöğretmeli okul. Çünkü çocuk internete giriyor, dünya kadar bilgi bombardımanıyla karşı karşıya kalıyor.Dolayısıyla almaması gereken, çok yanlış bilgiler de alabilir.Ona zararlı olabilecek şeylerde görebilir. Bu yüzden okulun çok önemli misyonlarından bir tanesi de çocuğa doğru bilgiyle yanlış bilgiyi ayırt edebilme becerisinin kazandırılması.

c- Çok önemli bir konu da şu: çocuk bu bilgiyi ahlaklı bir şekilde nasıl kullanır? Mesela bomba yapmayı biliyorum.Bu bombayı masum insanları öldürmek için mi kullanacağım, kendimi savunmak için mi kullanacağım?Dolayısıyla bilgiyi öğrenmek bir mesele, bilgiyi ahlaklı kullanmak bir diğer mesele. Ya da diyelim bilgisayara çok hakimim. Ama bu bilgisayarı insanların özel hayatlarına saldırmak için mi kullanacağım yoksa insanlara faydalı hizmetler yapan web siteleri mi kuracağım?

Yani bilgiyi vermek yetmiyor Bu bilgiyi ahlaklı bir şekilde kullanmayı da öğretmek lazım ki o bilgiyle insanların faydasına, hayrına bir şeyler yapabilsin. Bu anlamda okullarda ciddi bir ahlâk eğitimi, değer eğitimi verilmek zorunda ki çocuk orada aldığı bilgiyi veya bilgiye ulaşma yollarını ahlaklı bir şekilde kullansın.Bunu şunun için söylüyorum: maalesef çocuğun ahlâk eğitimi alabileceği yer sayısı çok azalmış durumda günümüzde. Yani çocuk okulda bir ahlâk, değer eğitimi alamazsa maalesef başka bir yerde alma imkânına çok fazla sahip değil. Okullarda haklı olarak diyorlar ki evde bir ahlâk eğitimi alsın. Ama iki tür sıkıntı yaşanıyor bu noktada. Birincisi, ev ciddi bir yönlendirmeye ihtiyaç duyuyor okul tarafından.Çünkü bilgi anlamında, tecrübe anlamında anne babalar öğretmenler kadar, bu işin içinde olan insanlar kadar tecrübeli değiller. İkinci olarak çocuk hayatının ciddi bir kısmını okulda geçiriyor. Belki evde uyanık geçirdiği vakit okulda geçirdiği vakitten daha fazla değil. Okulda daha fazla vakit geçiriyor. Dolayısıyla evde ahlâkî eğitim mi alacak, anne babasıyla vakit mi geçirecek, kendi ihtiyaçlarını mı görecek? Toparlamak gerekirse, okulun çok önemli vazifelerinden, misyonlarındanbir tanesi akademik beceri kazandırmak. Akademik beceri de sadece bilgi vermek değil; bilgiye ulaşma becerisi, doğru bilgiyi yanlış bilgiden ayırt etme becerisi ve o bilgiyi ahlâklı bir şekilde kullanma becerisini kazandırmaktır. Yine buna ek olarak şunu da söyleyebiliriz. Yaratıcı, üretken düşünce becerisini kazandırmak da okulun misyonlarından biri olabilir. Yani statik bir şekilde bilgiyi alıp aynı bilgiyi kullanan değil o bilgi üzerinden yeni bir şeyler üretebilen, açık düşünce sahibi,üretken düşünce sahibi bireyler yetiştirebilmek de okulun misyonlarından biri olmalıdır.

 

OKULLAR, ÇOCUĞA YAŞAM BECERİSİ KAZANDIRMALI

Bir de akademik beceriden sonra yaşam becerisi kazandırması lazım okulun. Maalesef bu çok ihmal ediliyor. Yani okullar yeni yeni misyonlarını sorguluyor, değerler eğitimi konusunda hassasiyet kazandı ama yaşam becerisi konusunda ciddi problemleri var hâlâ. Yaşam becerisinin önemlerinden bir tanesi çocukların okul süreci içerisinde bir zanaat sahibi olması. Tabi okullar şunu diyebilir: biz meslek lisesi değiliz, ben ilköğretim okuluyum ya da ben Anadolu lisesiyim, mevcut müfredat içerisinde buna yerimiz yok. Ama şartlar zorlanıp da böyle programların hazırlanması hem çocuklar için hem aile için çok ciddi bir hizmet üretmek demektir. Çünkü özellikle son yıllarda Türkiye’de üniversitelerin sayısının artmasıyla beraber çok fazla sayıda üniversite mezunu var. Ama öte yandan iş yok. Herkes iş arıyor. Adam diyor ki ben üniversite mezunuyum. Öteki diyor ki ben de çalışan arıyorum. Bunlar birleşemiyorlar. Çünkü o adamın aldığı üniversite eğitimi işverenin ihtiyacını karşılamıyor. Bu anlamda okullar mutlaka zanaat anlamında çocuğun yeteneğinin farkına varıp o yönde çocuğaaltın bilezik kazandırmak zorundalar. Bakın padişahların hiç çalışma mecburiyeti yokken hepsinin bir sanatı var. Meselâ Abdulhamid Han Hazretleri marangozluk konusunda çok usta.

Bakıyorsunuz Peygamberlerin hepsinin bir sanatı var. Yani terzilik yapan var, demircilik yapan var, çobanlık yapan var… Dolayısıyla her bireyin mutlaka üniversite okuma sürecinin yanında üniversiteye başlamadan önce bir sanat sahibi olması gerek. Okullarda çocuklara bir sanat kazandırılması lazım. Bunun çok üzerinde duruyorum. Önümüzdeki yıllarda bu çok önem kazanacak. İnşallah okullar bunun farkına varır ve geç kalmadan bir şeyler yapılır. Çocukların boş vakitlerini değerlendirebilecekleri şeyleri onlara öğretmek lazım. Bunun üzerinde de çok duruyorum. Çünkü çocuklar boş vakitlerini nasıl değerlendireceklerini düşünürken genelde insanlar ne yapıyorsa ondan yapıp ondan keyif almaya çalışıyorlar.Meselâ bakıyor arkadaşları alış veriş merkezine gidip hamburger yiyor. Arkadaşları ne yapıyor? İnternette bilmem ne oyununu devamlı oynuyor…

Çocuk da “böyle yapılıyormuş” diyor ve o da öyle yapıyor. Halbûki çocuğun ilgisi ve yeteneği doğrultusunda çok daha verimli yönlere kanalize olması mümkün. Üretebileceği şeyler yapması mümkün. Okul bu anlamda çocuklara boş vakti nasıl doğru değerlendirecekleriyle alakalı bir farkındalık kazandırmalı,bir çevre oluşturmalı. Çünkü çocuklar okulun her döneminde arkadaşlarından, çevrelerinden etkilenirler.Dolayısıyla okul böyle bir çevre oluşturursa öğrencilerine; çocuk bakar, boş vakitlerinde ne yapılıyor, hafta sonu ne yapılıyor; meselâ hafta sonu ebru yapan var, spor yapan var, sosyal faaliyet yapan var, çocuk bakar, bunlardan hangileri ona uyuyorsa, hangisini seviyorsa ona göre birine gider ve o gittiği yerde bir üretim yapar, bir yatırım yapar, devamlı tüketmez. Şuanda hafta sonları çocuk vaktini tüketiyor, öldürüyor, bitiriyor. Babasının parasını bitiriyor, kendi enerjisini bitiriyor, tüketiyor. Devamlı tüketmek üzerine kurulu bir yaşam. Karşılığındahiçbir şey kazanmıyor. Zarardan başka bir şey yok. Dolayısıyla çocuklar çok ciddi şekilde boş vakitlerini doldurma sıkıntısı çekiyorlar. Çocuklara boş vakit nasıl doldurulur öğretilmeli yetenekleri ve ilgileri doğrultusunda. İkinci olarak da çocuğun bu noktada teşvik görebilmesi için sosyal çevre oluşturulmalı. Bu da okulun kazandıracağı yaşam becerileri açısından çok önemli.

ÇOCUKLARI DOĞAYLA BARIŞTIRMALIYIZ

Çok önemli bir nokta da şu: çocukları doğayla, tabiatla yeniden tanıştırmak gerek. Kâinat kitabı çok önemli. İnsanın ilgisi, yeteneği ne olursa olsun, özelliği ne olursa olsun, kişiliği ne olursa olsun, mutlaka tanışması gereken bir kitaptır kâinat kitabı. Tabiatla tanışması lazım insanın, toprağı bilmesi lazım, toprağabasması lazım, çiçeği koklaması lazım, ağaca yaslanmasılazım, hayvan okşaması lazım.Maalesef şehir hayatında bu noktada ciddi sıkıntılar duyuluyor. Yani çocuk çiçeğin nasıl büyüdüğünü görmeden,çiçeğin nasıl açtığını görmeden, ağaçların neolduğunu bilmeden, hayvanlardan devamlı korkarakyetişiyorlar. Bu anlamda okulun görevlerinden biri de bir şekilde alternatifler oluşturarak çocukları tabiatla tanıştırmak olmalı. Yani çocuk toprağa dokunacak, toprağa basacak, toprakta tohum nasıl ekiliyor, nasıl büyüyor, ağaç nasıl büyüyor, başak nasıl ortaya çıkıyor,çiçek nasıl büyüyor öğrenmesi lazım. Hayvanlar nasıl yaşıyorlar, bize nasıl faydalı oluyorlar öğrenmesi lazım. Hayvanlara dokunması lazım.Öbür türlü böcekten korkan, yapraktan korkan, çiçekten habersiz insanlar oluyorlar. Çocuğun kâinat kitabını öğrenmesi ve okuması lazım. Çünkü kâinat kitabıyla tanışmadan onu okuyamaz. Kâinat kitabını okumakda kişinin kendi kişisel gelişimi açısından çok çok önemlidir. Toparlamak gerekirse, çocuklar okulda problem yaşamasın veya yaşadığında çözüm üretsin istiyorsak okul, akademik beceri ve yaşam becerisi kazandırmak zorundadır.

Mehmet Dinç

 

 

 

Ne Dedi? (Yusuf TANRIVERDİ)

OKULLAR KEMALİST İDEOLOJİDEN ARINDIRILMALIDIR!

Öncelikle şu anki eğitim sistemi öğrencilere neler veriyor? Mevcut eğitim sisteminin birçok sorunları var. Mevcut eğitim istemi en temelde insan yetiştirmeye odaklı bir eğitim sistemi değil. Temel sorun da buradan kaynaklanıyor. İnsan yetiştirmeye odaklı olmadığı içinde öğrencilerin kendini tanıması ve yeteneklerini keşfetmesi mümkün olmuyor. Eğitim sistemi de öğrencilerin yeteneklerini kullanacağı ve geliştireceği bir müfredatta dizayn edilmiş durumda değil.Mevcut eğitim sisteminin ana konusu öğrencileri ideolojik noktada endokrin etmeyi amaçlamış durumda. Eğitim sisteminde, öğrencinin yetişmesi ve kendisini tanıması yerine öğrencinin; devlet tarafından ideolojik ve dünya görüşü olarak formatlanması ve devletin istediği türden bir vatandaş tipinin yetiştirilmesi hedeflenmektedir.Devlet bu öğrencilerin bilgi, beceri, yetenek ve sanatsal gelişimleriyle çok fazla ilgilenmez. Devlet önceliği öğrencilerin resmi ideolojiye bağlı, inanan, taşıyan, hayatın her alanında geçerli bir format bilen, resmi ideolojinin çizdiği dünya görüşünü onaylayan ve tasvip eden, düşmanlarını düşman, dostlarını dost bilen, ülke içi ve ülke dışı meselelere resmi ideolojinin formatıyla bakabilen birnesil yetiştirmeyi hedeflemektedir. Böyle bir bakış açısı da eğitim sisteminin iflas etmesini, insan yetiştirememesini getiren unsurların en başında geliyor. Eğitim sistemi, sağlıklı bir şekilde nasıl olabilir?

 

Eğitim sisteminin sağlıklı bir şekilde olabilmesi için öncelikle ideolojik doktrinden vazgeçilmesi lazım. Eğer bu doktrinden vazgeçilmezse, eğitim sistemi insan merkezli haline dönüşmeyecek ve öğrencilerin bilgi, beceri ve hayata ilişkin tutumları noktasında özgür iradelerini ve fark edebildikleri kendi kişilik, şahsiyetle doğrularını geliştirebildikleri, özgür bir birey olarak yetişmelerini sağlayamayacaktır. Bu konuda ailelere ne tür görevler düşüyor?Mevcut rejim sistemini kurarken, yeni bir toplum inşası ile yola çıktı. Osmanlı’dan devraldığı dini bir toplum bakiyesini değiştirip, seküler, modern, ilerlemeci bir toplum oluşturma misyonunu kendine yükledi. Bu misyonu yapabilmenin yolunu da okullarda hedefledi. Okulları araç olarak gördü. Şimdi çocuğu alıp biçimlendirebilmesi içinde, çocuğun üzerindeki aile, çevre, sivil toplum ve çocuğun ait olduğu cemaatin taşıdığı kültürü, etkiyi sıfırlaması gerekiyordu.Bunun için okul sistemi ve okul anlayışı öyle bir abartılı hale getirildi ki, anne-babanın, caminin ve sivil toplumun rolleri çalınıp okula verildi. Ve okul halkın değer ve kültürü ile çakışan bir içerikte. Eğer aile tekrar rolünü sahiplenmezse, okulun çaldığı rolü tekrar üzerine almazsa, o çocuk bambaşka biri olarak bir gün anne ve babanın karşısınagelecektir.Bunun için aile işi ciddiye almak zorunda. Aile çocuğuna alternatif bilgi kanalları ve çocuğunu bilgi, beceri ve yeteneklerini geliştirebileceği alternatif kanallar üretmelidir. Çocuğunu ahlaki ve inanç değerleri noktasında yetiştirmek istiyorsa, bu noktada çocuğun ait olduğu cemaatle, sivil toplumla işbirliği içerisine girmesi gerekiyor.

FavoriteLoading Bu yazıyı Favorilerime ekle

BENZER YAZILAR

Yorum Yapın

*

Önceki yazıyı okuyun:
Teravih Tefsirleri 1433-15

Araf Suresi 59-72. Ayetler. Peygamberlerin sayıları Kuran-ı Kerim'de isimleri sayılan peygamberlerin özellikleri. Hz. Nuh'un öne çıkan özelliği nedir? Ömrü? Peygamberlik...

Kapat