MODERNİTENİN SANAL DÜNYASI VE İNTERNET ÇOCUKLARI

 

İş hayatı, okul, aile hayatı, eğlence hayatı, gönüllü çalışmalar, sanat hayatı şeklinde birçok parçaya ayrılmış bile olsa, günlük bir hayatımız var. Her yüzüyle her basamağıyla bizi meşgul eden, tabir yerindeyse bizi dünyevîleştiren, günlük hayatımızın bir parçası haline gelen “Modernite”nin, hayatımızı yürütme gücündeki etkisi; esas olandan, asıl olandan bizi alıkoyarak devam ediyor. İnsan olmanın onuruna sahip çıkan, yüklenen bir günlük hayata sahip miyiz acaba? Dinin bireysel hayata indirgendiği, ambalaja ve kaportaya önemin arttığı, para kazanma hırsının sürekli kamçılandığı, bilgi ve belgeyi en düzeysiz tarafından elde etme olanaklarının ayan ve beyanlaştığı, kişisel gelişimin zirve ve prim yaptığı, aptallığın alkışlanarak kodamanlığın bir cazibe merkezi şeklinde algılandığı zamanlardayız. Böyle bir şaşılıkta doğrunun ve doğruluğun ciddiye alınır tarafı ne kadar zirve yapar acaba? “Herkesin bildiği/dilediği yalanlar”, “Lanet olasıca yalanlar”, “İstatistiksel yalanlar” şeklinde üçe ayırıyor yalanları Mark Twain…Bir çırpıda bütün konuları hallediyormuş gibi görünen, söylenişinde parlarlık bulunan ve hayranlık uyandırsın diye söylendiği belli olan, seviye yükseltmekten aciz, insanları belli noktalardan alıp, sadece kısa mesafeli belli hedeflere götürmekle iktifa eden, çok fazla tanıdık ama hiç de içten değil, yalana dolanmış, yalanla donanmış sözlerden Allah’a sığınırız.

İçinde derin bir sahtekârlığı barındıran, parlak görünümlü,“hayran olmamak elde değil” dedikleri; insan hakları, barış, hümanizm, diyalog, demokrasi, özgürlük, eşitlik, modernite… Bunlar kim(ler)in inanacağı yalanlar? En iyi ihtimal düşünüldüğünde safiyane bir aldanışla, en kötü ihtimal göz önüne alındığında haince bir aldatışla uydurulmuş bu yalanlara inananlar; herkesin, iyilik ve güzellik için çalışıyoruz demesine rağmen, günlük hayatımızdaki kötülüğün ve ahlaksızlığın artış nedenini açıklamak zorundadırlar. “Hümanizm kötüdür” diyen İsmet Özel’in gerekçesini hatırlayalım: “Hümanizm kötüdür, çünkü hümanizm hakkı tavsiye etmez!” Bizi yapılması gerekenden alıkoyan günlük hayata bağlılığımız ve görkemli, anlatılası, uzun metrajlı tarihimizi unuttuğumuz ölçüde; Fransız Devrimi sonrasında yeryüzüne yayılan sanal ve bir o kadar hastalıklı hümanist(!) yalanlara sarılıp kalacağız demektir.

“Mağluplar, galipleri taklit ederler” diyor İbn-i Haldun…İhtişamlı geçmişle birlikte, uğruna neleri feda ettiğimizden bihaber kaldığımız günlük hayat; bize kendi dışında farklı bir şeyden haber vermeden akıp gidiyor. Bizi; “Gavur Görünce Gevşeten” (3G) işte bu yalanlardır, bu dünyevîleşmedir, modernitenin sunduğu bu günlük hayattır bizi biz yapan sevdamızdan uzaklaştıran…İnancın, kültürün, geleneğin, ihtişamlı geçmişin kişiliğimize kattığı süsleri üzerimizden kopardığımızda, bizden geriye ne kalıyor acaba?Bir bakın hele “Sanal Dünya”da, kendilerine yirmi dört saat yetmeyen gençler internette ne tür gezintilerle kendilerini avutuyorlar?Yaşadıkları bu sanal dünyanın kuralları çok “net” olmasa da “net” seyirler ve oldukça “samimi chat” yapıyorlar.Belki kolay ulaşılabilir ama birçoğu değersiz bilgilerle çöplüğe dönüşen, lanet olasıca ve istatistiksel yalanlarla dolu internette; yorum yeteneğinden yoksun milyonlarca genç “caka satıyor”, “sörf yapıyor” kim bilir? Bu sürüklenmeyi neşeli bir “sörf” gibi görüp, olağan kabul ederek, zamanlarının dörtte birini “paylaşım ağı” dedikleri bu sanal dünyada, gidişatlarının farkında olmadan, hümanist söylemlere muhatap olarak geçiren gençler; bu “ucuz insan” olma halinden nasıl sıyrılır kim bilir? Bilgisayar karşısında; -büyük nasihati dinlemeye mani- kulaklık, mikrofon, kamera eşliğinde, -gerçek olanla klonlanmışı ayırt edemeyen- bir robot misali saatlerini geçiren gençlerin; doğadan, toplumdan ve “değerlerden” kopuyor olması düşündürücü ve dert edinilesi bir mesele değil mi?

Sert bastığı tuşlarla rakibini alt etmeye çalışan bu genç bedenler; bilgisayar/internet iletişimine bağlı olarak yeni bir biçimlenme yaşıyor ve sadece kaslar/kemikler değil düşünce yapısı ve ufku da tahrip ediliyor farkına varılmadan. Orta yaş denilebilecek sınıfın internet kullanımındaki hali de pek parlak değildir. Avlu kültüründen bihaber, balkonu çanak anten yüklü evlerinde, sıcak odalarından yayılan bir buzul soğukluğuyla, pek “net” olmayan elektronik/robotik bir dünyada yaşıyorlar adeta. Nasıl ki Amerika’da Şükran Günü sonrası ilk Cuma (kasımın son cuması), insanlar/tüketiciler büyük indirimlerle alışverişe teşvik ediliyorsa; “Kara Cuma” olarak adlandırılan bugünü takip eden pazartesi, “Sanal Pazartesi” (Cyber Monday) olarak adlandırılıyorsa; internetteki dükkanlar da tıpkı Kara Cuma’daki gibi kampanyalarla “online” olarak alışveriş severlere fırsatlarını(!) sunuyor. Önce İngiltere, ardından Fransa, Portekiz ve Almanya’da kendini gösteren ve kapitalist dünyanın pazarlama terimihaline gelen “Sanal Pazartesi”; istemesek de bir soğuk hava dalgası gibi Balkanlardan üzerimize gelmektedir çok yakında…

Amaç yine alışverişi canlandırmak, dünya hırsını artırmak…Yaşayasın kapitalizm, var olasın modernite, iyi ki varsın internet (!)… Er meydanı değil bu, sanal dünya bilesiniz… Üzerine vazife olup olmadığına aldırmadan hemen her konuda kolayca yorumların verildiği forumlar meydanı aynı zamanda…Bilgiye erişim noktasında uçsuz bucaksız olduğu kadar denetimsizliği de bilinen ve kuralları “net” olmayan, Türk Dil Kurumu’nun tasvip etmediği, nezaketten yoksun, kaba saba insan ve bir konuşma dili üreten, işte bu “Sanal Dünya”dır. O halde biz hangi vazgeçilmez değer veya değerler adına bir sayfadan diğerine geçişler yapıyoruz? Bizi ekrana zincirleyen bu kadar ciddi ve bir o kadar değerli şey ne olabilir? Yalancı bir sosyallik kazandıran internet yazışmalarının yanında; harcanan para ve kaybedilen zaman dikkate alındığında; can yakacak kadar gerçek olduğu aşikâr bu dünya için “her şey sanal” demek ne kadar gerçekçi acaba?

KLAVYESİ OLAN YAZIYOR

Mustafa Kutlu’nun “Bir beldeyi, mahalleyi, sokağı, şehri tanımak mı istiyorsunuz; orayı mutlaka yaya dolaşmalısınız” prensibine ve “Kaldırımlara, bahçe duvarlarına, duvarlardan sarkan leylak dallarına, gelip geçen arabalara, insanlara, sokakta oynayan çocuklara, çatılara kuşlara bakın” tavsiyesine uyumsuz yaşanmaktadır bu sanal dünyada.“Ağzı olan konuşuyor” değil, “klavyesi olan yazıyor” artık. Ne şehir ruhuyla ne tarih şuuruyla ilgisi vardır. bu sanal sayfaların.İnternet; çağın önemli buluşlarından biri olabilir, dünyasında; öğrenmek istediğimiz her şey bulunabilir, dünyanın diğer ülkelerine internet sayesinde ulaşılabilir ama “Gidişatta bir kötülük görmeyen gidişatı kötü bulmayandır”.

 

ALTERNATİFLER ÜRETMELİYİZ

Moderniteye uyum içinde bir internet neslinin yetiştiği gün gibi ortada ve ne kadar istatistiksel bir yalandır bilinmez MSN kullanımında dünya ikincisi olduğumuz söyleniyor. MSN açık değilse çocukların huzursuz olduğunu belirten aileler var. Gençlerimizin sahici bir üretim ve paylaşma ortamlarına sahip olmalarını sağlamak, zamanın israf edildiği lakırdı alanlarına mesafe koymak gerekir. İnternetin zengin bilgi kaynağına sahip olduğunu, dünya Müslümanlarına kolayca ulaşımı ve onlarla iletişimi sağladığını ve benzeri konularda oldukça faydalı olarak kullanılabileceğini uygun dille ifade etmek gerekir.İnternetteki oyunlar nedeniyle, aşırı şiddetle karşılaşıp, şiddete karşı duyarsızlaşabileceklerini göz önünde tutarak; ölçerek, biçerek, süzerek her zamankine göre daha bir titizlikle onların omuzlarındaki yükü hafif tutarak ama onları yüreklendirmeyi es geçmeden alternatifler üretmek; yıllar sonra yaptığımıza pişman olmadığımız tek eylem olabilir.

 

 

Adnan Çelik

FavoriteLoading Bu yazıyı Favorilerime ekle

BENZER YAZILAR

Yorum Yapın

*

Önceki yazıyı okuyun:
Teravih Tefsirleri 1433-15

Araf Suresi 59-72. Ayetler. Peygamberlerin sayıları Kuran-ı Kerim'de isimleri sayılan peygamberlerin özellikleri. Hz. Nuh'un öne çıkan özelliği nedir? Ömrü? Peygamberlik...

Kapat