Sülemî’nin Risaleleri

Zühd (Gözü Gönlü Dünyadan Uzak Tutmak)

Zühd, dünya malından bir şey gelirse ona sevinmemek, elden giderse ona da üzülmemektir. Zühd, karşılık gözetmekten vazgeçmektedir. Arzularını kısmadan hiç kimse doğru bir zühd yapamaz. Zâhidlerin sahih zühdü onlara dünyada da ahirette de rahat ve huzur getirir. Zühdün hakikati, kulun Allah’tan başka her şeyden zühd etmesi (kalbini uzak tutması) onlara iltifat etmemesidir.Zühdün hakikati, Allah’tan başka hiçbir şeye rağbet etmemektir. Horasanlılara göre zühd, nefsleri ve elleri dünyadan çekmek ve nefsin terk ettiği şeyden kalbi de temizlemek ve bütün arzularını bırakmaktır.Zühd ancak sahih tevbe ve inâbeden (bir mürşide bağlanmaktan) sonra doğru olur. Zühd birkaç çeşide ayrılır:

 

• Dünyadan ve dünya malından zühd,

• Halktan ve onlara yaranma çabasından zühd,

• Baş olma sevdasından zühd,

• Haram ve şüpheli şeylerden zühd,

• Helâlden zühd.

 

Asıl zühd, helâl olan şeylerden zühddür. Çünkü diğer şeylere karşı zühd farzdır, ancak helâl şeylere karşı olan zühd, fazilettir.

 

Edebi Öğrenmenin Yolu

Edep ancak yol gösteren, kusurları, düşük yönleri, ayak sürçmelerini anlatacak bir mürşidin önderliğiyle öğrenilir. Çünkü nefsini mücahede ile öldüren, vakitlerini zühd içinde yok eden kimse, nefsinin yanında olur. Haline kibirlenir, kendindeki kusurunu bilemez. O halde mutlaka makamları yürüyüp geçmiş, halleri yaşamış mürşidlerinden kendisine kutluluklar hâsıl olmuş, şefkat nurlarına ermiş birinin kendisine yol göstermesi lazımdır. Bu zat müride yolunu gösterir, ona vakitlerinin düzgün ve bozuk olanlarını açıklar; hayrını, şerrini bildirir. Böylece mürid, eğer nasibi varsa rüşt (olgunluk, kemâl) yoluna ulaşır. Eğer bu Hak yolcusu yaşadığı makamlarda ve hallerde yanılırsa, ilmiyle amel eden, dünyadan yüz çeviren öğüt verici bir bilgine müracaat eder, ona halini söyler, onun öğüdünü ve işaretini kabul eder, bu suretle doğru yolunu kaybetmez. Eğer müridin iradesi doğru olursa, Allah ona ileri gitmiş bir sâlik, ya da öğüt veren bir bilgin nasip eder. Zira tamamen Allah’a yönelen kimsenin bütün muradını Allah kendi üzerine alır ve hiçbir zaman onu ihmal etmez. Eğer öğüt veren bir alim ve yolu yürümüş bir velî bulamazsa tamamen Rabbine müracaat eder. Ona yüz tutar ki, Allah bu kulunda sağlam irade ve karar gördüğü takdirde onun terbiye ve öğretimini bizzat kendisi yapsın.

 

Sûfilerin Halleri

Sûfilerin adab veya gereklerinden biri, o toplumun önde gelenlerinden birinin edebiyle edeplenmek, onun ahlâkıyla ahlâklanmak, bütün fiillerinde, sözlerinde ve hallerinde Sünnet’e uymak, bid’atten ve bid’atçilerle arkadaş olmaktan kaçınmak, insanlar arasında kendisini onlardan ayıracak, fakirliğini gösterecek elbise giymemek, ihtiyacını belli edecek bir yere oturmamak, halkla iyi geçinmek, her zaman insan tabiatına en uygun ne ise onu yapmak, yani kendisi yorgunluk ve sıkıntı çekse de, halkın kendisinden rahat edeceği, zarar görmeyeceği biçimde davranmaktır. Sûfi, Allah’tan başka hiçbir şeye güvenmez, bir yitiğe üzülmez, ancak helâl olduğuna kalbinin yattığı yerden gelen yardımı kabul eder. Doğru kazanç veya bir tevekkülle elde edilen yardımları alır. Kendi eksikliğini, halkın kendisinden üstün olduğunu görür, şeyhlere saygı gösterir, kardeşlere ikramda bulunur, müritlere acır, arkadaşların sıkıntılarına katlanır, onlara eziyet etmez, sıkıntı vermez, onların hükümlerini (emirlerini) kabul eder, kendisi onlara hükmetmez. Nafileleri küçümsemez, sünnetleri ihmal etmez, farzları yaparken bütün gönlüyle yapar ki farzlar huzur ve heybetle yapılmış olsun. Farzların yapılması için gerekli olan bilgileri öğrenir. Önce arkadaşlarına, yakınlığında bulunanlara yardım eder, onların sıkıntılarına katlanır. Dinî hükümlerin yerine getirilmesinde kardeşlere müsamaha eder, yani onların bu husustaki kusurlarını hoş görür ama nefsine bu müsamahayı göstermez. Kendisini ilgilendirmeyen şeylerle uğraşmaz, kendisini ilgilendiren şeylerle meşgul olur. Bir çıkar yüzünden yola aykırı olan insanla sohbet etmez, mal yüzünden dünyalıklı kişiye yaltaklanmaz. Bu saydıklarımız, sûfilerin huylarından ve yollarındandır.

 

Sûfilerin Adabı

Sûfilerin adabından biri de hiç usanmadan ibadet ve taate devam etmektir. Yüce Allah buyurdu: “Din daima ve yalnız O’nundur.” (Nahl, 52). Burada din, ibadet olarak tefsir edilmiştir. Yani ibadet daima O’na mahsustur. Ebu Osman el-Hîrî şöyle dedi: “İbadetin tadını tadan kimse, ondan usanmaz. İbadetten usanan kimse ibadet ettiği Zatı az bildiğinden dolayı usanır. Görmüyor musun Peygamber s.a.v. öyle namaz kılardı ki ayaklan şişerdi.”Sûfilerin hastalık zamanındaki adabından biri de Ebu Bekir er-Râzî’nin şu anlattığıdır: “Bişr-i Hafî ve Maruf-i Kerhi hastalandı. Doktor gidip kendilerini ayrı ayrı sorardı. Bişr hastalığını söyler, Maruf söylemezdi. Doktor Maruf’a:

 

– Neden Bişr gibi hastalığını söylemiyorsun, dedi. Maruf şöyle cevap verdi:

 

– İster misin ki Allah’ı sana şikayet edeyim?

 

Doktor Bişr’e gitti, Marufun sözünü ona haber verdi. Bişr dedi ki:

 

– Ey doktor, biz sana Allah’ı şikayet etmedik, O’nun bizdeki gücünü, bize neler yapabileceğini anlattık.”

 

 

 

Ali Kaya

Semerkand 145. Sayı

 

FavoriteLoading Bu yazıyı Favorilerime ekle

BENZER YAZILAR

Yorum Yapın

*

Önceki yazıyı okuyun:
Teravih Tefsirleri 1433-15

Araf Suresi 59-72. Ayetler. Peygamberlerin sayıları Kuran-ı Kerim'de isimleri sayılan peygamberlerin özellikleri. Hz. Nuh'un öne çıkan özelliği nedir? Ömrü? Peygamberlik...

Kapat