Rüya İçinde Rüya

 

Rüyanın izinde gerçeği aramak

Dar alana sıkışan ve siyasi/politik kitapların arasında açtığı mütevazı damarla varlığını sürdüren Türk edebiyatı (özelde şiir ve öykü), birbirini tekrarlayan ve çoğu sığ suda yüzen çok sayıda romanla küçük bir `merkez` konumunda. Dergilerin ve internet sayfalarının yaşatmaya çalıştığı şiir, deneme ve öykü, çoktandır, kitaplık çapta eserlere dönüş(e)meden kendi mecraında akıp gidiyor. Yetkin imzaların biraz geride durması veya durdurulması, popülist baskılar karşısında içine kapanması veya sessizleşmesi ya da kendi kozasında -olabildiğince- sessiz ve derinden yürüyüşünü sürdürme ısrar ve gayreti, kadim edebi gelenekle buluşan yeni söylemlerin büyük bir şölene dönüşerek edebiyatı yeniden ihya edeceği ümidini yeşertiyor. Gerçek okurun beklediği gerçek şiirin, denemenin ve öykünün, romandan daha şanslı olduğunu söylemek mümkün. Çünkü roman, günümüzde bir `piyasa işi`ne dönüştüğü için ya da ayağa düşürüldüğü için çok daha kirlenmiş durumda.

 

ANA EKSEN BİLİNÇ VE DUYARLILIK

Roman, şiir ve deneme başka bir yazının konusu. Burada, Türk öykücülüğüne, dolayısıyla Ali Haydar Haksal öykücülüğüne bakarak, yazarın yeni kitabı “Rüya Rüya İçinde”ye dikkat çekmek istiyorum. Haksal, `sahih` öykünün izini, neredeyse yarım asır önce keşfetmiş, kodları tamamen geleneğe yaslanan ancak yepyeni bir söyleyişle bazen Kafkaesk bir sürprizle okurlarını şaşırtıyor. Haksal`ın bütün öyküleri, anlatım tekniği olarak birbirine yakın gibi dursa da, işlediği konular itibariyle bu yakınlık her bir öyküye `biricik`lik hüviyeti kazandırıyor. `Bilinç` ve `duyarlılık` iki ana eksen olarak yer alıyor onun öykülerinde. Dolayısıyla bu özellik, `ben`in değil, `bizim` hikayemizi anlatmamızı sağlıyor. Örneğin, Bağdat`ın, Kudüs`ün, Şam`ın, Bosna`nın, Konya`nın, Diyarbakır`ın acıları, onun potasında aynı dirençle ve duyarlılıkla eritiliyor.

 

BİZE AİT MEDENİYETİN RUHUNDA GEZİNTİ

`Öykü bizim yolumuz, kaderimiz` oldu diyen ve tercih ettiği yoldan milim sapmadan dilini ve öykülerini bugüne taşıyan Haksal, romanları, anı ve denemeleri, biyografi eserleri ile bilinse de 12 öykü kitabıyla edebiyatımıza köklü bir katkı sağladı. “Rüya Rüya İçinde”de, bize ait medeniyetin ruhunda geziniyor yazar. Peygamber`in izinden yürüyerek, onun rüyalarını yorumlayarak bugünün dehşetli trajedisine dikkatimizi çekiyor. Acıları ve hüzünleri derinleşerek yaşama tutunan karakterleri ile modern hayatın çıkmaz sokaklarında bocalayan insanları eşleştiriyor ve çözüm noktasında bir rüyayla uyarıyor okurlarını. Üslubu ve diliyle her dönemde modern bir söyleyişi tercih eden Ali Haydan Haksal, zaman zaman şiirsel ifadelerle `keyif` katıyor anlatısına. “Söğüt Gölgesi”ndeki “Bildiğin gibi değil, gurbet içimde sürüyor”, “Kendime çok tanıdık geldiğimiz biliyorum”; “Hala Sultan”daki “Kendimin düş kırıklığıyım” veya ötekiler: “Bilir misin bir sessizlik zamanı içime akar”, “Duran ve kuruyan zaman”…

 

Bazen de okurlarını pastoral bir tablonun önüne davet ediyor ve uzun uzadıya bir şölen sunuyor:

 

“Ve ben artık asıl dünyamdayım. Pır pır kanatlanıp duruyorum, çeperlere, çalılara, fundalıklara, erik ağaçlarına, dutların yayvan dallarına konar göçerim. Konduğumda göz bebeklerim fır döner, bir kanadını kaldırır, minik gagamla, minik kanadımı didiklerim. Düşleri olan bir varlık mıyım bilmiyorum. Konup göçtüğüm yerler, geçtiğim zaman, yaşadığım anlar önemlidir ve bunlar zamana düşen birer kayıttır. Bunu biliyorum. Hiçbir şey boş değildir ve boşa gitmemiştir. Anlamları olan bir varlıklar dünyasındayız.”

 

Korkulara rüya merhemi

Kitapta birbirine yaslanan, birbirini besleyen ve tamamlayan 11 öykü yer alıyor. Bu öykülerin ortak özelliği Efendimiz`in rüyalarını referans olarak alıp, çağın derin sorunlarına reçete olarak sunması.

 

Öykü aralarına serpiştirilen rüyalar, anlatıma psikolojik bir derinlik de katıyor. Örneğin “Uçurum”da anlatılan korkuyu, yalnızlığı, hüznü ve ıssızlığı, Allah`ın yenilmez aslanı Ali B. Ebi Talib`in yolda rastladığı Yahudi`ye saygı göstererek onu geçmediği, bu yüzden mescide geç kaldığı için namazın bir bölümünü kaçırdığı, böylece Efendimiz`in uyarısını aldığı, Efendimiz`in meseleyi öğrendikten sonra Ali`yi tebrik ettiği meseliyle birleştiren Haksal, finalini şöyle bir sarsmayla bağlıyor:

 

“Suyun başında kalıyorum. Zaman burada donuyor, ben donuyorum. Gözlerimi açıyorum, sabahın ilk ışıklarıyla yüzleşiyorum, aydınlık dünyada buluyorum kendimi. Düşüme, kaldığım yerden devam etmek istiyorum, yorganı başıma çekiyorum, gözlerimi sıkı yumuyorum, uyur gibi yapıyorum. Gidiyor. Ayrıntılarını yitirmemek için içimde yineliyorum. Kan ter içinde kalıyorum.”

 

DÜŞÜNCE VE ÖZGÜRLÜK EL ELE

Yazar, rüyayı varlık içinde bir varlık olarak sunmayı başarıyor. Ruh içinde ruh, ten içinde ten gibi. Can içinde başka bir can taşıyan can gibi… Gece olunca başka alemlerin kapısının açıldığını yeniden hatırlatıyor, geceyi düşünenlere. Geceden yüzünü çevirenleri de uyarıyor. Öyle ki, gecenin dehlizlerinde sabaha kadar çok hızlı, karmaşık, iyi veya kötü yolculuğun izlerinin nasıl sürülebileceğinin şifrelerini sunuyor. Çok hızlı bir hayatın ama aynı zamanda şuur içinde bir şuurun olduğunun farkına varmamızı sağlıyor. Alemler ve zamanlar arasındaki geçişkenliğe kılavuzluk yapıyor. Tamamen ve büyük bir ustalıkla yerli kodlara, bilince ve duyarlılığa yaslanan Sezai Karakoç, Necip Fazıl Kısakürek, Rasim Özdenören ve Cahit Zarifoğlu öyküleriyle birlikte okunmasını tavsiye edebileceğim “Rüya Rüya İçinde”, günümüz yazarlarının temel sorunu olan düşünce ve özgürlük yoksunluğunu da unutmamızı sağlayacak yetkinlikte bir eser.

 

Söğüt Gölgesi`nden tadımlık bir parça

“Geçici olarak geldiğin bu kentten mektuplarımı alarak ayrılıyorum. Bir daha bu kente dönecek miyim bilmiyorum. Bu kenti en sonunda terk ettim, bunu başardım. Duygularımı, düşüncelerimi beraberimde alıp götüreceğim. Geç oldu, güç oldu ama oldu. Epeydir kendimle boğuşup duruyordum, sonunda kendimi yendim ve başardım. Ben garibe hakkını helal edeceğini biliyorum. İster bir kardeşin, ister bir dostun veya sevdiğin olarak düşün, benim için artık fark etmez. Bir daha arar mıyım, yazar mıyım bilemem. Çok çok kötü bir şey olmazsa ve beni zorlamazsa yazmayacağım. Senden helallik istemem yakınlığımın bir duygusu. Anımsarsan hayırla anımsarsın. Gene o mektupların istiflenecek biliyorum. Bilesin ki adresini vermeyeceğim…”

 

Şiirin damarlarında yürüyor

Ali Haydar Haksal`ın öykülerindeki temel dayanaklardan biri de dilin imkanlarını çok yerinde kullanmasıdır. Sözü boş yere uzatmaması, meseleyi tadında bırakması. Karmaşık cümle yapılarıyla metnin bütünlüğüne zarar vermekten kaçınması, dolambaçlı yollara sapmaması okur için de tercih edilir olmasını sağlıyor. Tek bir cümlede, birbirinin içine girmiş imgelerle içinden çıkılmaz bir hal alan anlatımlara yüz vermemesi, onun ustalığını da gösteriyor. Bu sadeliğin, metnin bütününe zarar verdiğini söyleyemeyiz aksine, şiirselliğini artırıcı bir özellik olarak öne çıkıyor. “Rüya Rüya İçinde”, kente veya taşraya sıkışmış insanın trajedilerini, hüzün ve coşku sarmalında anlatırken, işte bu özellikleriyle de dikkat çekiyor.

 

Özcan Ünlü

FavoriteLoading Bu yazıyı Favorilerime ekle

BENZER YAZILAR

Yorum Yapın

*

Önceki yazıyı okuyun:
Teravih Tefsirleri 1433-15

Araf Suresi 59-72. Ayetler. Peygamberlerin sayıları Kuran-ı Kerim'de isimleri sayılan peygamberlerin özellikleri. Hz. Nuh'un öne çıkan özelliği nedir? Ömrü? Peygamberlik...

Kapat