OYUNU KİM KAYBETTİ!

 

Satranç için savaş sahasından ilhamla; pratikten teoriğe sıçramış bir oyundur, derler. İki kişi, daha doğrusu iki hasım bir rekabet yaşar. Kıyasıya vuruşur, ölür öldürür ve her savaşta olduğu gibi ya yener ya da yenilir. Ak ve kara kıyafetli erler, erbaşılar, at, fil ve kaleleriyle vezir ve şah kol kola girer, kafa kafaya verir ve hedeflerine kilitlenirler. Ya bir de vezirsiz kalırsa şah, vay haline o arbedenin. Herkes eline geçirdiği imkanıyla saldırır mücadelenin baş kahramanı şahı mat edebilmek için. Bu yüzden olsa gerek ki; hiç bir şah vezirsiz, hiç bir ordu da başsız çıkmaz savaşa.Şansı yaver giden şahların ise akıllı, bilgili ve de aynı zamanda irade ve iddia sahibi olan hikmet ehli vezirleri olur. Böylece şah, hem nefsin ve hem de toplumun elinde maskara olmaktan kurtulur. Savaş taktik ve stratejisini iyi kullanarak taşlarını yerli yerince oynamasını bilen bu kavi iradenin elindeyse, bu taşların değmeyin keyfine. Böylesi bir hayat sahnesinde at oynatmak hem zevkli olur hem de galibiyet ve güven deryasında yüzer. Hele bir de ahval, bunun aksi ise; ziyan edilen bir ordu ile mağlubiyetin sancısı kıvrandırır eğer kalmışsa yüreklerde izzetten bir nebze eser. Atlar bile dizginden gelecek emirlere göre şaha kalkar veya yan gelip yatarlar yeşil çimenler üstünde. Hayatta atlar bile sahiplerine göre kişnerler.

 

Tecrübe gençlere kılavuz

Hayat satranç çemberi demiştim. Herkes ve özelde ciğerparesi olan evlatlarımız da bir satranç tahtası üzerinde at koşturuyorlar. Amaçlarının yanısıra engelleri, engellerinin yanısıra henüz kullanım olgunluğu konusunda bazı çömezliklerle çevrili tutum ve davranışlarıyla, her daim bilge, tecrübe sahibi ve kemal ehli bir anne-baba, abi-abla veya bir gönül dostu gibi görmüş geçirmiş birinin aciliyetle el uzatmasını beklerler.İnsan olarak hem iç dünyamızın ve hem de dış dünyamızın yıkıcı darbelerine karşı antremanlı olmak durumundayız. Hoş, kaht-ı rical devrinin daha bir yoğun hissedildiği bu Avusturalya topraklarında susuzluktan yarılmış yanlarımıza hangi ehl-i kemal neşter vuracak da bir hal yoluna girebileceğiz.Galiba bu satranç kokan hayatın sahil-i selamete çıkan kapısı şu sözlerde saklı olmalı: “Mâ lâ yüdrakü küllühû, lâ yüdrakü küllühû”. Manasını söylemeye çalışalım isterseniz: Tamamı elde edilemeyen bir şeyin (değerin, hedefin) tamamı terkedilemez.

 

Birbirimizi toparlamalıyız

Her şeye rağmen umudu kuşanarak, her gün sabah namazında ezan sesi ve cami cemaati ile yeniden doğarak, körün topalı ağırlaması misali, herbirimiz birbirimizin nahoş yönlerini onararak, hoş yönlerini de onore ederek bir arada yaşamanın, hatta omuz omuza vermenin tek çıkış yolu olduğunu düşünür oldum. Çünkü güç ve kudretimiz, cemiyet zincirinin en zayıf halkasının gücü ve kudreti kadardır. Öyle ise zayıfımızı güçlendirmek, iz`an ve insaf ehli güçlümüzün varlık sebebidir.Hayat, haddimizi ve hesabımızı bilerek yaşayabilirsek güzeldir. Satranç tahtasında kaybolmamanın yolu, iyi bir fenere sahip olmaktan geçer.

 

 

Ahmed Eroğlu

FavoriteLoading Bu yazıyı Favorilerime ekle

BENZER YAZILAR

Yorum Yapın

*

Önceki yazıyı okuyun:
Teravih Tefsirleri 1433-15

Araf Suresi 59-72. Ayetler. Peygamberlerin sayıları Kuran-ı Kerim'de isimleri sayılan peygamberlerin özellikleri. Hz. Nuh'un öne çıkan özelliği nedir? Ömrü? Peygamberlik...

Kapat