Marka Tutkusunda Son Nokta: MA®KAN KADA® KONUŞ!

Bir anne çocuğuna oyuncak alırken, daha güvenilir olsun diye “markası bilindik” bir oyuncak seçer. Bir baba kumandanın pilini yine aynı gerekçeyle bilindik markadan seçer; daha güvenilir… Başka bir yerde, bir genç kız da, daha alışverişe hazırlanırken, neyi nereden alacağını kafasında kurar da yola çıkar. Hangi markanın ürünleri nerededir, biliyordur zaten. Yine başka bir yerde bir başkası da, “daha güvenilir” olduğu için, kasaptaki değil marketteki tavuklardan satın alır. Bütün bu tercihlerin özünde güvenirlik hissi vardır. “Sıradan” bir markanın “sıradan” bir ürününe daha az para verip, zararlarıyla başa çıkmaktansa, “bildik” bir markanın ürünlerini eve doldurmak, rahat uyku çekmek için yeterlidir.

 

Masumane “markaya güvenme” hissi, “marka düşkünlüğü”ne kadar varıyor ve insanı yiyip bitiriyor. İnsan bir kere marka düşkünü olmaya görsün. Bileğine geçireceği bir takı için servet ödemekten, giyeceği bir çift çorap için cüzdanı boşaltmaktan, boynuna doladığı kravata paha biçememekten bahsediyoruz. Yani bir insanın, yanında masum sayılabilecek “alışveriş canavarı” olmaktan daha da öteye geçip “marka düşkünü” olmasından… Adı üstünde sanki; düşkünlük. Bir hastalık gibi; insan vücuduna vitrinlerden ve konu komşudan bulaşan…

 

DİZİ DİZİ MARKA ZEHRİ

Markaya dayanan yaşam tarzı ile bulundukları konumu yücelteceklerine inananların “zengin kız-fakir oğlan sendromu” yaşadığını hiç düşünmüş müydünüz? Kendini giydiği ceketin pahasıyla kıyaslayan ve ancak kendi gibi pahalı kıyafetler giyenlerle muhatap olanlar, işin içine gönül meselesi karıştığında bile bu durumu görmezden gelemiyor. Senaristlere de, her seferinde bu durumu kanıksamamıza biraz daha yardım eden, yeni ve birbirinden acıklı senaryolar yazma imkanı doğuyor. Senaryo demişken… Son aylarda, televizyon dizilerinde gördüğümüz “şatafatlı hayat” öyküleri reytingleri yükseltmiş olmalı ki, sadece “zenginliği” öne çıkaran hikayeler anlatılıyor. Üstelik çoğunun hedef kitlesi kendi parasını kazanamayan lise gençliği!

 

YA SİZ?

Şimdi size gelelim. En son ne zaman bir şey satın aldığınızı düşünün. Aldığınız ürünün markasına dikkat edip etmediğinizi hatırlayın. Eğer o ürün ciddi anlamda bütçenizi sarsacak kadar pahalıya mal olan bir markaya sahipse, bu kez şu soruya cevap verin: “Aslında aynı kalitede başka bir markadan daha ucuza satın alabilir miydiniz?” Cevabınız “Evet”se, sizin de bir marka düşkünü olma ihtimaliniz ne yazık ki kapınızda kol geziyor. Hatta geç kalmış bile olabilirsiniz. Çayınızı tavşankanı demlemeye yetecek normal fiyattaki çaydanlık yerine, daha pahalısı şu an mutfağınızdaysa… Gerçekten geç kalmış olabilirsiniz.

 

MARKA AİLE HUZURUNU KAÇIRABİLİR

Geç kalmamak için bu soruna çocukluktan el atmak gerekir. Fakat çocuğuna alacağı kıyafet tercihini markadan yana kullanan ebeveynler, kendileri gibi marka heveslisi çocuklar yetiştirmeye ilk adımı atmış oluyor. Uzman Çocuk Psikologu Aynur Sayım, kimlik araştırması ve birey olma denemeleri dönemi olması nedeniyle gençlik döneminde marka düşkünlüğünün daha çok görüldüğüne dikkat çekiyor: “Genç ve aile arasında tartışmaların büyük kısmı bu nedenle olmaktadır. Aslında orda genç, kendisini bir şekilde ifade etmektedir. Çocuklukta aile çocuğu kendine güvenli yetiştirebilirse, çocuk kendini anlatmak ve fark edilmek, önemsenmek için hep başka yollar aramak zorunda kalmamışsa, bu geçici bir davranış olarak kalacaktır. Ya da ileriki dönemlerde de devam edecektir.”

 

ARKADAŞ SEÇİMİNİ BELİRLİYOR

Psikiyatrist Dr. Gözde Luş ise, özellikle gençler arasında yaygın olan marka müptelalığını, gençlerin birbirlerini tanımlarken markaları göz önünde bulundurmaları olarak açıklıyor. Siyasi görüşü, fikir yapısı, gittiği okul, başarı durumu ne olursa olsun aynı markadan giyinenlerin ortak yaşam alanlarında buluştuklarına dikkat çeken Dr. Luş, sohbet ve tartışmaların da çoğunlukla markalar, yeni trendler ve son çıkan ürünler üzerine olduğunu vurguluyor: “Bunları bütün olarak ele aldığımızda, ister gençlerde ister erişkinlik döneminde belirli markaların kalitesine güvenmek değil, o markanın diğer insanlar üzerindeki etkisi, toplumun ona yüklediği prestij ve yüksek sınıf özelliği nedeniyle sadece o markayı tercih etmek farklı davranışlar olarak karşımıza çıkıyor.”

 

ÇARE ARARKEN DE NÜKSEDEBİLİR

Neyse ki çaresiz bir marka düşkünü olmak da, bu durumdan kurtulmak da insanın kendi elinde. Alışveriş sırasında büründüğü ruh halinin gidişatını fark edip bundan kurtulmak isteyenler psikolojik destek alarak yol kat edebilir. Tabi bunun için başvurdukları uzman da acaba “marka” mı olmalı? Yani işin yine başına dönüyoruz. Psikolojik destek verecek kişiyi seçerken, televizyon ekranlarında en çok gördükleri ve konuşmasına en çok takılıp kaldıkları bir uzman mı, yoksa başka referanslarla “gerçekten” çözüme ulaştıracağına inandığı başka uzman mı olmalı? Galiba marka düşkünlüğü, kendisinden kurtulmak istendiğinde bile nüksedebilen bir hastalık.

 

NASIL YOL GÖSTERİLİYOR?

Dr. Gözde Luş ( Uzman Çocuk Ergen Psikiyatristi)

Aile daha çocukluk çağından başlayarak karşısındaki bireye değer verip saygı göstermelidir.

Çocukların kendine olan güvenlerinin sağlıklı bir şekilde oluşması için çabalamalıdır.

Bu şekilde yetişen bir çocuk, kendini değerli hissetmek için pahalı markalara ihtiyaç duymayacaktır. Toplumda yer edinebilmek adına marka ürünleri tercih eden bireyler yetiştirmek yerine seçme özgürlüğünü kullanan bireyler yetiştirilmelidir. Bu bağımlılığın tedavisinde de şu yöntemler işe yarayabilir:

-Daha çok nakit para ile alışveriş yapmaya yönelin, böylelikle ödeyemeyeceğinizin üzerinde

kredi harcamamış olursunuz.

– Bir alışveriş listesi yapın ve o listedekiler dışında bir şey almamaya özen gösterin.

-Alışverişe yalnız çıkmamaya özen gösterin. Yanınızda sizi frenleyecek birilerinin olması oldukça önemli.

– Kendinizi kötü hissettiğiniz anlarda rahatlamak için yürüyüşe çıkın veya egzersiz yapın.

Ayrıca bu hastalarda eşlik edebilecek sosyal fobi gibi diğer psikiyatrik durumların da tedavisi gereklidir.

 

MARKA, KİŞİLİĞİ HEDEF ALIYOR

Marka, kişiliği hedef alıyor, çünkü markanın da kişiliği var!

“Marka kişiliği” son yıllarda kendini iyiden iyiye belli eden bir kavram. Tüketicinin karşısına çıkmadan önce kendi kişiliğini tanımlıyor ve hitap ettiği kitleye de yön veriyor. Arabesk müzik dinlemekle pop müzik dinlemek gibi… Pop müzik dinliyorsanız şen şakrak ve çağdaş olarak görülmenize karşılık arabesk dinliyorsanız biraz ‘bunalımlı tip’ olduğunuzun varsayılması gibi. Markaya kişilik belirlenirken; yaratıcı, düzenleyici, iyileştirici, bilge, kaşif, saf, şampiyon, sihirbaz, asi, sıradan insan, soytarı ve aşık gibi karakterler hedef alınıyor.

 

İSTANBUL SEVGİSİ ASLINDA MARKA TUTKUSU MU?

Yaygın kanaat, bir şehrin tarihi ve kültürel özellikleriyle öne çıkmasıyla “marka kent” olmasının yeterli olduğu yönünde. Fakat marka uzmanları bunun daha karmaşık bir düzeni olduğunu düşünüyor. Öncelikle bir şehir “merak edilmeli” ve medyada sıkça yer almalı. Gelişmemiş bile olsa, yabancılara uygun imkanlarıyla bile, marka kent olma yolunda ilerleyebilir. Ve adı bir kez “marka kent” olarak anılsın, yeter. Kriterler, İstanbul’un aslında marka kent olmak için daha çok fırın ekmek yemesi gerektiğini söylüyor. Fakat İstanbul’un uzun yıllardan beri “erişilmez” olma niteliği hala taze ve hala birçok kişi için İstanbul bir heves.

 

Aynur Sayım

(Uzman Çocuk Psikologu)

Markaya düşkünlüğün pek çok sebebi vardır. Öncelikle aile etkeni, kişisel nedenler ve çevre etkili olabilmekte. Daha çok gençlik döneminde görüldüğü söylenebilir. Gençlik dönemi bir kimlik araştırması dönemidir. Genellikle çocukluk döneminde söz hakkı tanınmayan, korumacı, müdahaleci yetiştirilen çocuklarda değerli, önemli hissetme duygusu ile arkadaş ve diğer insan ilişkilerinde markaya eğilim öne çıkabilmektedir. Tabii markaya eğilimli olma yetişkin dönemde de devam etmektedir. Gençleri marka giymekten uzak tutmak bir çözüm değildir. Sınırlar ve disiplin tüm ilişkilerde olmalıdır. Çocuk ve gençle ilişkimizde de olacaktır. Çocuğun engellenmeyi, beklemeyi de öğrenmesi gerekecektir. Dürtü kontrolünü bu şekilde kazanır. Ama mesela çok televizyon izleyen çocuk için alınacak önlem televizyonu ortadan kaldırmak değildir. Kendi iç disiplinini öğretmektir. Hiç marka alınmayacak diye bir şey yok tabii, ama anne-baba kişilik gelişimini yeterli desteklediyse zaten bu davranış gerektiği kadar olacaktır.

 

 

Ümmühan Atak

Semerkand Aile 65. Sayı

FavoriteLoading Bu yazıyı Favorilerime ekle

BENZER YAZILAR

Yorum Yapın

*

Önceki yazıyı okuyun:
Teravih Tefsirleri 1433-15

Araf Suresi 59-72. Ayetler. Peygamberlerin sayıları Kuran-ı Kerim'de isimleri sayılan peygamberlerin özellikleri. Hz. Nuh'un öne çıkan özelliği nedir? Ömrü? Peygamberlik...

Kapat