HACI BEKTÂŞ-I VELÎ VE MAKALÂT (2)

yazının 1.ci kısmı için buraya tıklayın

Biz böyle toplantıları yapıyoruz, ondan sonra da kitap haline getiriyoruz; tesiri devam etsin diye… Meselâ, Hocamız’ı anma münâsebetiyle bir tasavvuf sempozyumu yapmıştık, kitap haline getirdik. Çok kıymetli ilim adamlarının tasavvuf ile ilgili konulardaki konuşmaları kitap haline gelmiş oldu. Biz istiyoruz ki, şu toplantımızdaki bu konuşmalar da bir kitap haline gelsin!.. Bu kavga, bu ihtilâf, bu bürûdet, bu soğukluk, bu düşmanlık kalksın!.. Herkes ilme tâbi olsun, ilmin icâbı neyse ona göre hareket etsin!.. Onun için biz, bir sözü dokuz defa kafamızda çevirip, ondan sonra söylüyoruz. Söylediğimiz bir sözün kaynağı var mı, yok mu diye araştırıp, “Acaba yanlış olabilir mi?” diye düşünüp, binbir ihtiyatla en doğru olan sözü söylemeğe çalışıyoruz.O bakımdan konuşmacı kardeşlerimi çok takdir ettim. Meselelere bakışlarındaki bîtaraflık, ama hakka bağlı oluşlarındaki sımsıkı sağlamlık fevkalâde güzel… Son derece tatlı… Bu tadı almış insanlar için, bulunmaz bir ziyafet bu…Ben de, bu kadar büyük kitleleri ilgilendiren bir şahsın hayatını, doçentlik tezi olarak almıştım. Dört sene doçentlik için çalıştım. Ondan önceki doktora çalışmalarımda da, konunun içine girmiştim. Konu benim önüme Allah tarafından getirilmişti. Çünkü, doktora tezimin mevzuu içinde karşıma çıkmıştı, oradan dikkatim bu konuya çekilmişti. Demek ki, bu konu üzerinde çalışma yapmak, kaderde varmış diye düşünüyorum. Kendi şahsî düşüncem böyle… Dinleyicilerim beni mazur görsünler, benim de hatam vardır muhakkak… Bendeki hataları da başkaları söylemeli; ben de hatamı kabul etmeliyim. Bazı konularda da gözü kara, ilimle hiç ilgisi olmayan hatalı bir tutum benimsenmiştir ve asırlardır devam ediyor. Buna biz, nemelâzımcı bir tavırla lâkayd kalamayız. Çünkü mü’miniz… Çünkü, insanlara gerçekleri öğretmek de vazifemiz!..Sonra bu, bizim yaşadımız topraklarda bir problem ise, veyahut dünya üzerinde İslâm Alemi için bir problem ise; “Niye ben İran’la kardeş değilim?.. Niye ben Mısır’la kardeş olmayayım?.. Niye daha başka yerlerdeki kimselerle kardeş olmayayım?.. Bunun önündeki mâniler nedir?.. Bunları aşmamız lâzım gelir.” diye düşündüğüm için bazı şeyleri söyleyeceğim.

Burada proğramın ana planını yaparken dedik ki: “İslâm’ın esaslarını bir kardeşimiz anlatsın. Acaba İslâm nedir, Kimsenin itiraz etmeyeceği ana esasları nelerdir?.. Delilli isbatlı bir şekilde o anlatılsın!” dedik. Ondan sonra… “İhtilâfları çok iyi bilmek, ilmin tâ kendisidir.” demişler. Bu zihniyet çok yüksek bir bilimsel zihniyet… Galibâ, Hazret-i Ali Efendimiz’den bir söz olarak nakledilir. Çok takdir ediyorum. Hazret-i Ali (RA ve KV) Efendimiz buyurmuşlar ki:(Lâ ta’rifil hakka birricâl, i’rifil hakka ta’rif ehleh) Hakîkati kişilerin ağzına bakarak, bazı kimseleri severek, sempati duyarak, sayarak, “O söyledi.” diye kabul etmeyin!.. Onunla anlamaya çalışmayın!.. “Bu biliyordur, bunu dinleyin!.. Bunun söylediğine göre böyle olsun!” diye bir yaklaşımla, bu yönden yaklaşmayın!.. (i’rifil hakka ta’rif ehleh) Önce hakkın ne olduğunu öğrenin; –öğren diyor da, ben çoğul ifade ediyorum– o zaman kimin hak ehli, kimin batıl ehli olduğunu daha iyi anlarsınız.”O halde önce bizim yapmamız gereken, hakkın ne olduğunu, gerçeğin ne olduğunu tesbit etmektir. Onun kaynakları bilinsin diye…

–İslâm’ın kaynakları nedir, mahiyeti nedir?.. Biz platonik sevgiyle mi bağlıyız İslâm’a?.. Yoksa, folklor malzemesi olarak mı bağlıyız?.. Anamız atamız müslüman olduğu için mi biz müslümanız?..

–Hayır!.. Biz İslâm’ kırk defa tahkik ettik, kırk defa hudutta bocaladık… XX. Yüzyıl’ın Türkiye ve dünya müslümanları olarak, bütün küfür saldırılarını duyduk, bütün iddiaları gördük. Ama sonunda İslâm’ın hak din olduğunu anladık. Bizden başkaları da anladılar. Avrupa’da yetişmiş, hristiyan olarak büyümüş, felsefe okumuş; hattâ çeşitli doktrinleri o konuda liderlik yapacak, sürükleyecek, yeni fikirler üretecek kadar bilen insanlar sonunda müslüman olmuş. O bakımdan görüyoruz ki İslâm, bizim platonik bağlanmamızın ötesinde aklen de, mantıken de bağlanmamız gereken bir yol… Onun için biz ona bağlıyız. Biz bunu kırk defa, belki binlerce defa hayatımızda tahkik ettik. Siz de tahkik ettiniz, siz de çeşitli inkârlarla karşılaştınız ama, elinizi vicdanınıza koyup, gerçeği buldunuz. Bendeniz, Hacı Bektâş-ı Velî Hazretleri’nin (KS) hayatını araştırmak için, o kadar gayret ettim ki; “Ah o devirden kalma bir kitâbe bulsam!.. Ah yeni bir şey çıkarsam ortaya!..” diye, mezar taşlarını bile araştırdım. Hiçbir alimin sözünü, o öyle söyledi diye incelemeden almadım. Köprülü öyle demiş, İsmâil Hikmet Ertaylan böyle demiş, ordinaryus profesör falanca şöyle demiş… İngiliz müsteşrik şöyle demiş… “Neden acaba böyle dedi; doğru mu, yanlış mı?..” diye hepsinin araştırmasını yaptım. Kabirlerde araştırma yaptım, mezar taşlarında araştırma yaptım, kütüphanelerde araştırma yaptım.Hacıbektaş kasabasına da gittim. Orda Otel’de kaldım geceleyin… Karnım acıktı, aşağıya yemek yemeğe indim. Masalar içki dolu… Kasketli kasketli köylüler oturmuş, votka şişelerini önüne getirmiş… Beyaz şaraplar, kırmızı şaraplar… “Ben burada yemek yiyemeyeceğim. Çünkü, içki haram İslâm’a göre!.. Net bu, bunu kimse inkâr edemez. Bakkaldan peynir ekmek alayım, onu yiyeyim bundan sonra…” dedim. Üç-beş gün kütüphanede çalışma yapacağım. Bakkalda küplerle şarap satılıyor; kırmızı şarap şurda, beyaz şarap burda… “Allah Allah!.. Acaba Hazret-i Ali Efendimiz mi buna müsaade etmiş?!.. Acaba İmam Ca’fer-i Sâdık Efendimiz mi buna müsaade etmiş?!.. Acaba Hacı Bektâş-ı Velî Efendimiz mi buna müsaade etmiş?!.. Araştıralım!” diye düşündüm.Sonra orda civarda beni gezdirdiler. Dediler ki: “Mübarek Pirimiz şurada çile çıkarmış, erbaîne girmiş, kırk gün ibadet etmiş. Dağın kenarında, kayanın içinde bir mağara… Hakîkaten Hicaz’daki Hira dağındaki mağaraya da gittim ben… O da öyle, kayanın içinde…

–Bu nedir?

–Bunun adı Hira mağarası…

Biraz ilerde duvarla çevrili güzel bir pınar vardı, birkaç kavak ağacı vardı.

–Bunun adı ne?..

–Zemzem pınarı…

–Eh olur ya, pekâlâ…

Sonra ortada iri iri, yumruk yumruk taşlar var, yığılmış öbek öbek…

–Niye bunlar yığılmış buraya?..

–Bunlar şeytan taşlamak için…

Bizim Prof. Dr. Süleyman Hayri Bolay kardeşimiz var… Onlar Hacı Bektâş-ı Velî’nin anılması için, bir toplantıya gitmişler. Birisi soru sormuş, demiş ki:

–Pirimizin kabrini ziyaret eden hacı olur mu?.. Burada zemzem pınarı var, Hira mağarası var, şeytan taşlama var… Burayı ziyaret eden, horoz keserse hacı olur mu?..Kardeşimiz tabii ilim adamı, fikir adamı… Karşı taraf da bunlara inanıyor ki, yapıyor. Çok güzel düşünen bir felsefeci kardeşimiz, Allah selâmet versin… Felsefe insanın zihnini güzel terbiye ediyor, mantıklı düşünmeyi güzel öğretiyor.

–Bakın kardeşlerim, size bir şey söyleyeyim; Hacı Bektâş-ı Veli kimin torunu?..

–Hazret-i Muhammed-i Mustafâ SAS Hazretleri’nin torunu…

–Tamam… Değil Hacı Bektâş-ı Velî’nin kabrini ziyaret etmek; Peygamber Efendimiz’in kabrini ziyaret etse bir insan, hacı olamaz!.. Değil Peygamber Efendimiz’in kabrini ziyaret etmek, Kâbe-i Müşerrefe’yi hac mevsiminin dışında ziyâret etse, yine hacı olamaz!.. Şevvalde, rebîül evvelde, recebde, şabanda gitse ziyaret etse hacı olur mu; olamaz!.. Bunun ayetle belli tarifi var, şekli var… Hacı olmanın şartı; Arafat’ta vakfe, farz tavafı, vacibleri var… Ancak öyle olacak. Burayı ziyaret etmekle hacı olmak bahis konusu edilmiş. Sonra tabii, bir soğukluk var… Ben soğukluk diyorum, soğukluk kelimesi hafif kalıyor. Zaman zaman çatışmaya dönen bazı sıkıntılar var Türkiye’de… Zaman zaman da körüklenen bir takım ateşler var gönüllerde… Haklı taraf kim ise, onun tarafı tutalım; hep birlikte ne yapmak gerekiyorsa, onu yapalım!..Onun için, bu meseleler dikkatimi çektiğinden, Hacı Bektâş-ı Velî Hazretleri’nin hayatını incelemeye geçtim. Konu benim kendi seçmemdir. Ben zâten öksüz bir üniversite mensubuyum. Üniversitedeki hocam vefat ettiği için, bütün işleri kendi başıma, kendi kafamla düzenledim. Elime de fırsat geçmişti. Hacı Bektâş-ı Velî Efendimiz’i doçentlik tezi olarak seçtim. Şimdi, Hacı Bektâş-ı Velî hakkında bilgi az… Bektâşî Edebiyatı var… Bektâşîlikle ilgili, yerli ve yabancı kaynaklarda çeşitli araştırmalar görüyoruz. Kitaplar neşredilmiş, çeşitli eserler var… Almanca, Fransızca, İngilizce makaleler var… Biliyoruz bunları… Ama Hacı Bektâş-ı Velî kim, fikirleri ne?.. Acaba bunu bîtaraf ölçülerle ortaya koyabilir miyiz?.. Müsbet belge az… Arşivlerde bu konuda çok az bilgi mevcut… Gezdiğim yerlerde kolay bulunmuyor. Ansiklopedilerde yazılan yazıları inceliyorsunuz; belli şahısların söylediği sözlerin tekrarı… Abdülbâki Gölpınarlı merhumun, Fuad Köprülü merhumun birkaç sözü… Onlar nereden almış?.. Onlar nass-ı katı’ değil ki, onlar da bir yerden almış olmalı… Eğer bir vesika varsa, bizim de öpüp başımız koyacağımız bir vesikadır. Ama vesika değilse, elbette o zaman vesika aramak durumundayız. İşte böyle bir zihniyetle, bu işin içinde beş-altı sene araştırma yaptım. Çeşitli eserlerini aradım.Bu mübârek şahıs hakkında iki tane görüş var… Belki daha fazla da detaylandırılabilir bu görüşler ama, şöyle iki grupta toplanabilir:

Yazının devamı için tıklayınız

FavoriteLoading Bu yazıyı Favorilerime ekle

BENZER YAZILAR

Yorum Yapın

*

Önceki yazıyı okuyun:
Teravih Tefsirleri 1433-15

Araf Suresi 59-72. Ayetler. Peygamberlerin sayıları Kuran-ı Kerim'de isimleri sayılan peygamberlerin özellikleri. Hz. Nuh'un öne çıkan özelliği nedir? Ömrü? Peygamberlik...

Kapat