İnsan kalitesi ve şehir

Hiçbir insan anasından büyük olarak doğmaz. Herkes o ilâhî tecellinin âdil tezgâhından geçer ve kendini eğiterek yetişip hayat seyrini belirler. İlk insandan bugünkü insanlığın tamamına kadar¸ hepsinde seyir bu şekildedir. Hâl böyle iken bakıyorsunuz¸ insan kalabalıkları içerisinde bazı isimler ova ortasında bir yüce dağ gibi sivrilip dikkatleri üzerine çekiyor. Dinlenen¸ yön veren¸ besleyen insan oluyor. Aslında bu tür insanların arkasında büyük bir sabır¸ sabırla beslenen tahammül ve bilinmedik nice acılar¸ sıkıntılar vardır. Tabii onlar buna rıza gösterdikleri için büyürler. Büyürken de çevreleriyle birlikte ileriye taşınırlar. Bulundukları bölgenin referans adresidirler. Etraflarındaki insanlara kişiliklerinin¸ itibarlarının kredisini bahşederler. Onları fark edenler¸ onların kanalına girenler¸ onlardan beslenenler kazanır ve bakarsınız bu kazananlar arasından da o insanların benzerleri çıkıverir ortaya Seyyid Burhaneddin’in Mevlânâ’yı¸ Akşemseddin’in Fatih’i çıkardığı gibi Bu tür insanlar hep şehir ve çevrelerinde temayüz edip burç hâline gelmişlerdir. Şehir dışında olanları da şehirler yüceltip kendi kariyer makamlarına taşımışlardır. Çünkü şehirlerin var olmasının devamlılığını sağlayan bu isimlerdir ve bunlar bir anlamda şehir nöbetçileri gibidirler. Şehirlerin varlık nöbetçileri Şehirlerin kurucusu¸ inşa edicisi¸ ihya edicisidirler. Kanaat önderliğinin üstünde bir misyon icrası içindedirler. Değiştirirler¸ dönüştürürler¸ şehre ufuk açarlar. Şehri¸ geçmişte suskun¸ günümüzde gürültülü kalabalık olmaktan çıkarıp düşünen insanlar mahşeri haline getirirler. Hatta şehirlerin taşıyıcısı görevini üstlenirler. İlerilere¸ daha ilerilere¸ daha iyiye¸ güzele¸ faydalıya¸ kalıcıya taşırlar şehirleri. Tabii bu insanları şehirler keşfedebilirse¸ onların mübarek ellerinde götürülürler gidecekleri yere doğru. İnançla gayretin¸ bilgiyle sevginin¸ fedakârlıkla tevekkülün düzenlediği şehir¸ tehdit alanları değil güven ve huzur alanları hâline gelir Şehirlerin tarihini taşına¸ toprağına¸ geçmişine bağlarken bu insanlarını düşünmezseniz bu abidenin mutlaka temelini unutmuş olursunuz. Şimdi Hacı Bayram denilince o gürültü karmaşası ve siyasî kirlenmişliğine rağmen¸ o dönemin arı duru bir Ankara’sını düşünmez misiniz? Mevlânâ denilince Konya akla gelmez mi¸Sinan denilince Kayseri hemen hafızanızda şekillenmez mi?

 

Kayseri’deki ziyaretgâhları gezerken bunlar geldi aklıma. Seyyid Burhaneddin’in türbesinin önünde durdum¸ saatlerce kendi kendime hep bu isim muhasebesi içinde yorulup kaldım: Bu mübarek zat¸ 3 bin km. öteden ne diye kalkıp Kayseri’ye gelmiş? Mesele Mevlânâ’yı yetiştirmeyle sınırlı olsaydı¸ Konya’da kalırdı¸ oraya yerleşir orada ölmeyi isterdi. Hayır¸ öyle yapmamış¸ Mevlânâ’ya dersini ve ders sonrası ödevini vermiş dönüp bu şehre gelmiş. Keza¸ Zeynel Abidin de öyle değil mi? Kimine göre¸ Hz. Ali’nin torunu kimine göre¸ Kadı Burhaneddin’in taht varisi. Öyle ya da böyle¸ bugün şehrin merkezinde bir türbe var ve burada bu adla bir mübarek insan yatmaktadır. Medine’den gelmiş olabilir¸ Sivas’ta doğup Kayseri’yi ilim beldesi olduğu için tercih etmiş olabilir. Her hâlükârda bu şehrin itibarına kendi şahsiyetinden bir şeyler katan bir büyük insan. Şeyh Camii dediğimiz o küçücük caminin hemen bitişiğindeki türbede yatan İbrahim Tennurî Hazretleri sıradan bir isim midir? Sivas’ta sarraflık yapan bir babanın zenginliğini bir kenara bırakarak¸ gelip Kayseri’de ilim ve edep dersi veriyor. Fatih’in hocası Akşemsedin’in halifesi olup Bayramiye Tarikatını Kayseri’de halkın irfan meclisine kazandıran bir isim oluyor. Üstelik Akşemseddin’le birlikte İstanbul’un fethine katılan ve yazdığı Gülzâr-ı Manevî’yi Fatih Sultan Mehmed’e armağan eden bir şairdir.

 

Tefekkür kapısını bu büyük isimlere doğru açtınız mı¸ kabirleri burada olmasa da daha nice isimler geliyor aklınıza. Mesela¸ Davud-ı Kayserî’yi nasıl unutabilirsiniz¸ bu mümkün mü? Bu şehirde doğmuş¸ eğitimi tamamlamak için Mısır’a gitmiş¸ kendini yetiştirdikten sonra¸ kariyerinin farkına varan Osmanlı Sultanı Orhan Gazi¸ onu İznik’e çağırarak¸ kendi devletinin eğitim sistemini onun mübarek elleriyle şekillendirmek için emaneti ona bırakmış. Bir Kayserili¸ bir Cihan İmparatorluğunun ilim müesseselerine şekil ve muhteva veriyor. Kayseri için küçük bir mesele mi bu? Kayseri’de doğmuş¸ burada yetişmiş¸ çocukluğunda hacca oradan Mısır’a gidip eğitimi tamamlayan ve 19 yaşında gelip şehrine kadı olan¸ daha sonra kendi adına devlet kuran Kadı Burhaneddin Ahmed’i düşünmemek mümkün mü? O kadı ki¸ Osmanlı’nın edebiyatta ilk Divan’ını oluşturma şerefine eren bir büyük şair. Yine aynı şekilde Sinan!.. O da¸ İmparatorluğun sanattaki seviyesini belirleyen bir büyük dehaBir köy çocuğu¸ köyünden saraya devşirme yoluyla gidiyor. Orada¸ “Ser Mimaran-ı Hassa (İmparatorluğun Başmimarı) gibi bir koltuğa oturmayı başarıyor. Sonra da Hıristiyan bir aileden gelmiş olmasına rağmen¸ Müslümanlaşmasının şuuru ve dikkatiyle ve hatta iddiasıyla Selimiye’yi inşa sebebini açıklarken; “Kefer-i Fecere’nin mimar geçinenleri¸ Ayasofya’nın kubbesinden daha büyük kubbeyi¸ Müslüman sanatçılar inşa edemezler¸ sözü benim yüreğime derd oldu. Onun için Selimiye’nin kubbesini altı zira’ daha yüksek¸ dört zira’ daha derin yaptım.” diyerek Hıristiyanlara Müslüman sanatçının idrak ve irade gücünün tarihî dersini en güzel bir şekilde verebiliyor!

 

Yine aynı şekilde Şeyh Hâmid-i Velî: Ali Dağının dibinde¸ Akçakaya Köyünde doğup kendini yetiştiren bir büyük gönül sultanı. Ekmek pişirerek geçimini sağladığı için halk arasında “Somuncu Baba” diye tanınıyor. Yıldırım Bayezid’in Niğbolu zaferinden sonra bu zaferin şükranesi olarak Bursa’ya yaptırdığı Ulu Cami’nin açılışında ilk hutbeyi okuyor. Kayseri’ye dönüyor ve irşad görevine başlıyor. Bu sırada¸ Ankara’da Numan adında bir müderrisin ünü sarmıştır Anadolu’yu. Ancak¸ Somuncu Baba ondan önde bir büyüktür. Numan’ı Kayseri’ye çağırıyor¸ davet üzerine¸ Kayseri’ye Somuncu Baba’yı ziyarete geliyor. Burada bir süre birlikte irşad görevini sürdürüyorlar. Sonra birlikte Şam’a ve oradan hacca gidiyorlar Hacı Bayram Velî’nin asıl adı Numan’dır. Kayseri’ye geldiklerinde bayram günüdür. Bu buluşmayı da bir bayram sevinciyle karşılarlar ve burada Numan’ın adı Bayram’a dönüşür. Ders görevinden Somuncu Baba’nın işaretiyle irşad görevine geçerek Bayramiye tarikatını kuruyor. Ankara’nın manevî fatihi olarak orada yaşıyor ve ölüyor. Somuncu Baba da Kayseri’ye bağlanıp kalmıyor. Anadolu’nun çeşitli bölgelerinde irşadını sürdürüyor ve sonunda Darende’de vefat ediyor ve orada defnediliyor. Bugün Somuncu Baba dendiği zaman akla gelen şehirler Bursa¸ Darende ve Kayseri’dirÇünkü ilim ve irfan bereketini burada almış ve buralardan Anadolu’ya yaymıştırDikkat ettiniz mi bilmem; Osmanlı’nın ilimde Davud-ı Kayseri¸ edebiyat’ta Kadı Burhaneddin¸ sanatta Mimar Sinan ve tasavvufta Somuncu Baba belirleyici¸ inşa edici ve yüceltici ilk hareketi veren isimleri olarak çıkıyor ortayaŞimdi¸ bunlarla zenginleştirilmiş bir şehri düşünün. Bir de bu isimlerin olmadığı¸ insan kalabalığından oluşan bir başka şehir modelini

 

Bugün itibarlı şehirlerin hemen tamamı¸ kendi toprağından çıkan böyle burç isimlerin itibar kredilerini kullanarak kendilerine referans imtiyazı sağlarlar.Sanırım¸ bu fazilet pınarlarından beslenen Kayseri’nin eski yaşlıları¸ bugünkü gibi dünyaya dört elle sarılmamışlar ve hatta yaşları 63’ün üzerine çıktığında¸ kendilerinden yaşını soranlara¸ cevap vermemeye özen göstermişlerdir. Bunu¸ Ahmet Yesevî Hazretlerinin¸ bu yaştan sonra kendisine yaşanacak yer olarak mezar şeklinde toprak altında bir mekân hazırlamasının uyarıcı işaretine bağlarlar. Bu mübarek insan¸ “Allah’ın Sevgili Kulu¸ Peygamberi¸ Hz. Muhammed (s.a.v.) dünya hayatını 63 yıl tasarruf etmiştir. Bu yaştan sonraki ömür bizim için lüks olur.” diyerek sade bir hayat yaşamıştır. Bir gün bir yaşlı zata bunu sordum: “Oğlum¸ yaşım önemli değil. Allah insana şükredecek kadar ömür versin. Buna dua edin.” diyerek yaşını söylememişti. Daha çok gençtim¸ ısrar edince; “Bak yavrum¸ sana bir ders olsun bu? Bir yaşlı insan yaşını söylemek istemiyorsa¸ Peygamber (s.a.v.)’den daha çok dünyada kaldığını açıklamayı edebe aykırı gördüğü içindir.” diyerek bana gerçek bir hayat öğüdünde bulunmuş ve aynı zamanda bir neslin hayat felsefesini ifşa etmişti.

 

Ne var ki¸ bu şehirde yaşayanların önemli bir kısmı bu tür insan kalitesinin farkında mı diye bir sızımız vardır yüreğimizde. Şehirler bu insanlarla yücelirken¸ şehirli giderek bir vefa erozyonuna uğruyor olmalı ki¸ bugün böyle bir sahiplenme duygusundan uzaklaşmaya başladık. Şehirleri ihya eden¸ zenginleştiren¸ geliştiren¸ büyüten insanlarla¸ şehirleri yağmalayan¸ parçalayan¸ dağıtan¸ tüketen insanlar arasında seçimini sağlıklı yapamayan şehirli sürüklendiği bu korkunç badireden nasıl kurtulacaktır? Aslında¸ şehirlerin gelecek için ciddi problemleri bunlar olmalıdır. Çünkü bu vefasızlık yüzünden şehirler¸ imtiyazlı olmaktan sıradan olmaya doğru bir çöküşün hezimetiyle yüz yüze kalma tehdidine doğru çekilmektedir Çok katlı binalarla¸ belki de geniş yeşil alanlarıyla boyanmış¸ süslenmiş¸ aydınlatılmış şehirler yaparsınız ama¸ ruhu öldürülmüşse¸ bu şehirler kadavradan başka neye benzetilebilir ki…

 

Muhsin İlyas Subaşı

Somuncu Baba 123. Sayı

FavoriteLoading Bu yazıyı Favorilerime ekle

BENZER YAZILAR

Yorum Yapın

*

Önceki yazıyı okuyun:
Teravih Tefsirleri 1433-15

Araf Suresi 59-72. Ayetler. Peygamberlerin sayıları Kuran-ı Kerim'de isimleri sayılan peygamberlerin özellikleri. Hz. Nuh'un öne çıkan özelliği nedir? Ömrü? Peygamberlik...

Kapat